RÖPORTAJLAR

Jül Sezar ile Tarihle Yüz Yüze: “Rubicon’u Geçerken Roma’yı mı, Kendinizi mi Seçtiniz?”

Roma tarihinin en güçlü ve tartışmalı isimlerinden Jül Sezar, “Tarihle Yüz Yüze” serimizin ilk konuğu oldu.

Abone Ol

Galya savaşlarından Rubicon Nehri’ni geçmesine, Pompey ile mücadelesinden ömür boyu diktatörlüğüne ve Brütüs’ün de içinde bulunduğu suikast planına kadar tarihin cevabını aradığı soruları kendisine yönelttik: Roma’yı kurtarmak mı istiyordu, yoksa bütün gücü ele geçirmek mi?
 

 

Taş duvarlarla çevrili büyük bir salondayız.

Duvarlarda Roma haritaları, masanın üzerinde mühürlü mektuplar ve yarım bırakılmış savaş planları bulunuyor. Salonun ortasında kırmızı pelerini, işlemeli zırhı ve başındaki defne yapraklarından yapılmış tacıyla Jül Sezar oturuyor.

Karşımızdaki kişi yalnızca başarılı bir komutan değil.

O, aldığı kararlarla Roma Cumhuriyeti’nin geleceğini değiştiren; kimilerine göre devleti çöküşten kurtaran, kimilerine göre ise Cumhuriyet’i tek adam yönetimine sürükleyen bir lider.

MÖ 49 yılında ordusuyla Rubicon Nehri’ni geçmesi Roma’da iç savaşı başlattı. Gücünün zirvesine ulaştıktan sonra “ömür boyu diktatör” ilan edildi. Ancak yükselişi uzun sürmedi. MÖ 15 Mart 44’te, aralarında Marcus Junius Brutus ve Gaius Cassius’un da bulunduğu senatörler tarafından öldürüldü. Sezar’ın ölümünden sonra Roma’da barış sağlanmadı; yeni iç savaşların ardından yönetim Augustus’un elinde imparatorluğa dönüştü.

Şimdi sözü tarihin en tartışmalı isimlerinden birine bırakıyoruz.

Röportaj Başlıyor

Gazeteci: Sayın Sezar, sizi birçok kişi Roma imparatoru olarak tanıyor. Gerçekten imparator muydunuz?

Jül Sezar:

Hayır. Bugün anlaşıldığı biçimiyle Roma imparatoru değildim. Ben konsül, komutan ve diktatördüm. Senato bana birçok unvan ve ayrıcalık verdi. Hayatımın sonunda ömür boyu diktatör ilan edildim.

Ancak benden sonra Augustus tarafından kurulacak yönetim düzeni henüz ortaya çıkmamıştı. Ben imparatorluk kapısını açan kişiydim belki, fakat o kapıdan geçen ilk hükümdar değildim.

Tarihî not: Sezar, daha sonraki Roma imparatorlarının sahip olduğu resmî konumla hüküm sürmedi. Bununla birlikte ömür boyu diktatörlük, ardışık dönemlerde konsüllük ve “imperator” unvanı gibi olağanüstü yetki ve onurları kabul etmişti.

Gazeteci: Sizi harekete geçiren asıl duygu neydi? Roma’ya hizmet etmek mi, tarihe geçmek mi?

Jül Sezar:

İkisini birbirinden ayırmak mümkün mü?

Roma’ya hizmet eden bir adam elbette Roma’nın onu hatırlamasını ister. Büyük İskender genç yaşta dünyayı değiştirmişti. Ben de sıradan bir devlet görevlisi olarak yaşayıp unutulmak istemedim.

Bunu gizlemeyeceğim: İçimde büyük bir hırs vardı.

Fakat yalnızca kendim için yükselseydim askerlerim beni takip etmez, halk beni desteklemezdi. Benim hırsım ile Roma’nın büyümesi uzun süre aynı yolda yürüdü. Sorun, bir süre sonra insanların bu iki amacı birbirinden ayıramamasıydı.

Gazeteci: Galya’ya Roma’yı korumak için mi gittiniz, yoksa ün ve güç kazanmak için mi?

Jül Sezar:

Roma’nın kuzey sınırlarının güvenliği önemliydi. Galya’daki hareketlilik, Germen topluluklarının ilerleyişi ve kabileler arasındaki mücadele Roma için tehdit oluşturuyordu.

Ancak yalnızca savunma yaptığımı söylersem gerçeğin tamamını anlatmış olmam.

Galya bana askerî başarı, servet, sadık bir ordu ve Roma siyasetinde rakiplerimin karşısına çıkabileceğim büyük bir itibar kazandırdı. Roma Galya’da büyüdü; ben de Roma ile birlikte büyüdüm.

Galya savaşları MÖ 58’den MÖ 50’ye kadar sürdü. Bu yıllarda elde ettiği başarılar Sezar’a yalnızca yeni topraklar değil, kendisine bağlı tecrübeli lejyonlar ve Roma’da büyük bir siyasi nüfuz kazandırdı.

Gazeteci: Fakat bu savaşlarda şehirler yıkıldı, binlerce insan öldü ve topluluklar topraklarını kaybetti. Bugün karşınızda Galyalı bir çocuk bulunsaydı ona ne söylerdiniz?

Jül Sezar:

Bir komutan zaferlerini anlatırken karşı taraftaki insanların acılarını çoğu zaman rakamların arkasına saklar.

Ben de yazdığım savaş anlatılarında Roma’nın haklılığını ve kendi kararlarımı öne çıkardım. Fakat bir savaşın kazananı olmak, onun yol açtığı bütün acıları ortadan kaldırmaz.

O çocuğa Roma’nın güvenliği için savaştığımı söylerdim. Fakat babasını kaybetmiş bir çocuk için bu cevabın yeterli olmayacağını da bilirdim.

Tarih yalnızca kazanan komutanların başarılarını değil, onların ordularının arkasında bıraktığı hayatları da hatırlamalıdır.

Gazeteci: Galya’dan dönerken Senato sizden ordunuzu dağıtmanızı istedi. Neden kabul etmediniz?

Jül Sezar:

Çünkü Roma’ya sıradan bir vatandaş olarak dönersem siyasi rakiplerimin beni yargılatacağını ve yıllarca kazandığım her şeyi elimden alacağını düşünüyordum.

Ben görevlerimi, yetkilerimi ve itibarımı koruyarak konsüllüğe aday olmak istedim. Rakiplerim ise önce ordumu dağıtmamı ve onların karşısına savunmasız çıkmamı bekliyordu.

Onlara güvenmedim.

Onlar da bana güvenmiyordu.

Bir devletin kurumları insanların birbirine güvenemediği bir noktaya ulaştığında, yasaların yerini güç almaya başlar. Roma’nın başına gelen buydu.

Gazeteci: Rubicon Nehri’nin kıyısına geldiğinizde bir iç savaş başlatacağınızı biliyor muydunuz?

Jül Sezar:

Evet.

Rubicon yalnızca küçük bir nehir değildi. Ordumla birlikte o sınırı geçmek, Roma’nın yasalarına ve Senato’nun kararına meydan okumak anlamına geliyordu.

Bir süre durduğum ve kararımı düşündüğüm anlatılır. Bunun nedeni korkaklık değildi. Nehrin öteki kıyısında yalnızca askerî bir mücadele bulunmadığını biliyordum.

Orada Romalıların Romalılarla savaşacağı bir gelecek vardı.

Geri dönersem siyasi hayatım sona erebilirdi. İlerlersem Roma’nın barışı sona erecekti. Ben ilerlemeyi seçtim.

Plutarkhos’un anlatımında Sezar, Rubicon kıyısında kararının yol açabileceği felaketleri düşünür; ardından geri dönüşü olmayan adımı atarak nehri geçer. Bu olay Roma iç savaşının başlangıcı kabul edilir.

Gazeteci: “Zarlar atıldı” sözünü gerçekten söylediniz mi?

Jül Sezar:

İnsanlar büyük kararları kısa cümlelerle hatırlamayı sever.

O gece söylediğim sözün tam biçimi konusunda farklı anlatımlar olabilir. Fakat düşüncem açıktı: Karar verilmişti ve artık geri dönüş yoktu.

Bir zar havaya atıldığında sonucunu kontrol edemezsiniz. Ancak onu atan elin kime ait olduğunu bilirsiniz.

O gece zarı atan el benimdi.

Tarihî not: Antik kaynaklar Sezar’ın Rubicon’u geçerken zarla ilgili bir ifade kullandığını aktarır. Ancak sözün Yunanca mı söylendiği, Latince biçiminin nasıl olduğu ve tam ifadesi konusunda anlatımlar farklılık gösterir.

Gazeteci: Karşınızdaki kişi bir zamanlar siyasi ortağınız ve damadınız Pompey’di. Güç, eski dostluğunuzu nasıl düşmanlığa dönüştürdü?

Jül Sezar:

Pompey büyük bir komutandı. Crassus ile birlikte kurduğumuz siyasi ortaklıkta hepimizin farklı beklentileri vardı.

Bizi bir arada tutan dostluk değildi; ortak çıkarlarımızdı.

Crassus’un ölümü ve kızım Julia’nın hayatını kaybetmesiyle aramızdaki bağlar zayıfladı. Roma’da iki büyük güç için yeterli alan kalmamıştı. Pompey, Senato’daki rakiplerime yaklaştı. Benim yükselişimden endişe duydu; ben de onun beni etkisiz hâle getirmek istediğine inandım.

Sonunda Roma bizden birini seçmek zorunda kaldı.

Belki de asıl hata, Roma’nın kaderini iki insan arasındaki mücadeleye bırakacak kadar kurumlarını zayıflatmış olmamızdı.

Gazeteci: Pompey’i yendikten sonra birçok rakibinizi bağışladınız. Bu gerçek bir merhamet miydi, yoksa siyasi bir hesap mı?

Jül Sezar:

Merhamet ile siyaset her zaman birbirinin düşmanı değildir.

Rakiplerimin tamamını öldürseydim Roma’yı yönetmek için geriye korkmuş ve öfkeli bir toplum kalırdı. Bağışlamak, düşmanları yeniden devlete kazandırmanın bir yoluydu.

Elbette bağışlanan insanların bana minnet duymasını bekledim. Bunun siyasi bir tarafı vardı.

Fakat şunu da söylemeliyim: Bağışladığım bazı insanlar daha sonra beni öldürmek için bir araya geldi. Demek ki merhamet her zaman sadakat doğurmuyor.

Suetonius ve Plutarkhos, Sezar’ın iç savaş sonrasında birçok rakibini bağışladığını; Cicero ve Brutus gibi Pompey tarafında bulunan isimlere karşı da uzlaşmacı davrandığını aktarır.

Gazeteci: Roma’yı kurtardığınızı söylüyorsunuz. Fakat neden bütün yetkileri kendi elinizde topladınız?

Jül Sezar:

Çünkü Roma’nın eski düzeni büyük sorunları çözmekte yetersiz kalıyordu.

Senato’da bitmeyen mücadeleler, seçimlerde kullanılan para, borçlar, yoksulluk, toprak sorunu ve eyaletlerdeki kötü yönetim devleti içeriden zayıflatmıştı.

Hızlı karar alınması gerektiğine inanıyordum. Dağılmış bir devleti toparlamak için güçlü bir yönetimin gerekli olduğunu düşündüm.

Fakat güç tehlikelidir.

Bir insan, devleti kurtarmak için yetki istediğini söyler. Sonra devleti yalnızca kendisinin kurtarabileceğine inanmaya başlar. Ardından kendisi olmadan devletin yaşayamayacağını düşünür.

Belki benim de duramadığım yer burasıydı.

Gazeteci: Ömür boyu diktatörlüğü kabul etmeniz, kral olmak istediğinizi göstermiyor muydu?

Jül Sezar:

Romalılar kral kelimesinden nefret ederdi. Ben bunun farkındaydım.

Bana krallık tacı sunulduğunda onu kabul etmedim. Ancak kral unvanını reddederken bir kralın sahip olabileceği güce yaklaşmış olduğum da doğrudur.

İnsanlar yalnızca taşıdığınız unvana bakmaz. Yetkilerinize, çevrenizdeki törenlere ve sizin karşınızda ne kadar söz sahibi olabildiklerine de bakar.

Ben kendimi Roma’nın düzenini yeniden kuran bir yönetici olarak görüyordum. Rakiplerim ise Cumhuriyet’i ortadan kaldırmaya hazırlanan bir hükümdar gördü.

Belki de onları korkutan şey başıma bir taç takmam değil, Roma’nın benden habersiz hareket edemez hâle gelmesiydi.

Sezar’ın ömür boyu diktatörlüğü kabul etmesi, seçimler ve devlet görevleri üzerindeki etkisi ile kendisine verilen olağanüstü onurlar, Cumhuriyetçi çevrelerde krallığa yöneldiği korkusunu büyüttü.

Gazeteci: Sizi yalnızca savaşlarla değil, yaptığınız reformlarla da hatırlıyoruz. En önemli başarınız hangisiydi?

Jül Sezar:

Bir komutanın kazandığı savaşların etkisi zamanla azalabilir. Fakat insanların zamanı ölçme biçimini değiştirirseniz her yeni yılda yaşamaya devam edersiniz.

Takvim düzensiz hâle gelmişti. Aylar mevsimlerle uyumunu kaybetmişti. Yılı güneşin hareketine göre yeniden düzenledik; 365 günlük sistemi ve belirli aralıklarla eklenen günü esas aldık.

Bunun yanında borçlar, vatandaşlık, koloniler, kamu yardımları ve yönetim düzeniyle ilgili değişiklikler yaptım.

Roma’yı yalnızca savaş meydanında değil, masanın üzerindeki kanunlarla da değiştirmek istedim.

Sezar, Roma takvimini güneş yılına göre yeniden düzenledi. Daha sonra “Jülyen takvimi” olarak anılan bu sistem, 365 günlük yıl ve dört yılda bir eklenen gün esasına dayanıyordu. Ayrıca koloniler, vatandaşlık, borçlar ve kamu yönetimiyle ilgili düzenlemeler yaptı.

Gazeteci: Size karşı bir komplo kurulduğunu hiç anlamadınız mı?

Jül Sezar:

Gücün zirvesindeki bir insan, çevresinde düşmanların bulunduğunu bilir.

Fakat her kuşkuyla hareket ederseniz yönetici olmaktan çıkar, korkularınızın tutsağı olursunuz. Ben sürekli korumalar arasında yaşamak istemedim.

Hakkımdaki söylentiler, sert eleştiriler ve bazı gizli toplantılar kulağıma geliyordu. Bunların tamamını cezalandırmayı seçmedim.

Belki kendime fazla güvendim.

Belki kazandığım savaşlardan sonra birkaç senatörün hançerini küçümsedim.

İnsan en büyük darbeyi bazen karşısındaki ordudan değil, yanında sessizce bekleyenlerden alır.

Gazeteci: Eşiniz Calpurnia’nın rüyası, kâhinin uyarısı ve size verilen mektup… Ölümünüze ilişkin işaretleri neden dikkate almadınız?

Jül Sezar:

Bir devlet adamı her kötü rüyanın ardından evine kapanırsa ülke yönetemez.

Fakat o sabah gitmemem gerektiğini düşündüğüm anlar oldu. Calpurnia endişeliydi. Ben de toplantıyı ertelemeye yakındım.

Sonra bunun korkaklık olarak görüleceğini düşündüm. Senatörlerin beni beklediği söylendi. Evden çıktım.

Bazen bir insanı ölüme götüren şey cesareti değil, korkak görünmekten duyduğu korkudur.

Tarihî not: Suetonius; Calpurnia’nın gördüğü rüyayı, kâhin Spurinna’nın uyarısını ve Sezar’a yolda komployu açıklayan bir not verildiğini aktarır. Ancak bunlar olaydan yıllar sonra kaleme alınmış antik anlatılardır ve bütün ayrıntıların kesinliği doğrulanamaz.

Gazeteci: Brütüs’ü karşınızda gördüğünüzde ne hissettiniz?

Jül Sezar:

Bir düşmanın hançeri insanın bedenini yaralar. Güvendiğiniz veya bağışladığınız birinin hançeri ise geçmişinizi de yaralar.

Brütüs’ün düşüncelerini, ailesinin Cumhuriyetçi geçmişini ve çevresindeki insanları biliyordum. Ancak onun da diğerleriyle birlikte bana saldıracağını düşünmemiştim.

Belki Brütüs beni bir insan olarak değil, ortadan kaldırılması gereken bir yönetim biçimi olarak görüyordu.

Ben onun gözünde artık Sezar değildim.

Cumhuriyet’in önünde duran bir engeldim.

Gazeteci: “Sen de mi Brütüs?” sözünü gerçekten söylediniz mi?

Jül Sezar:

İnsanlar ihaneti anlatabilmek için kısa ve unutulmaz bir cümle aradı. Böylece benim ölümüm, bu sözle hatırlandı.

Fakat son anlarımda tam olarak ne söylediğimi bugün kim kesin olarak bilebilir?

Belki hiçbir şey söylemedim.

Belki yalnızca acıyla ses çıkardım.

Belki Brütüs’ü görünce birkaç kelime söyledim.

Fakat insanların bildiği Latince ifade, ölümümden çok sonra bir tiyatro eserinin gücüyle ölümsüzleşti.

Gerçek mi, rivayet mi?

“Sen de mi Brütüs?” anlamındaki “Et tu, Brute?” sözü William Shakespeare’in Julius Caesar adlı eserinde ün kazandı. Suetonius, bazı anlatılarda Sezar’ın Brütüs’e Yunanca “Sen de mi, çocuğum?” anlamına gelebilecek bir ifade söylediğinin aktarıldığını; ancak başka anlatımlara göre ilk darbeden sonra hiçbir söz söylemediğini bildirir. Bu nedenle Sezar’ın son sözleri kesin olarak bilinmemektedir.

Gazeteci: Size saldıranlar Cumhuriyet’i kurtardıklarını düşünüyordu. Ölümünüz Roma’yı kurtardı mı?

Jül Sezar:

Hayır.

Beni öldürerek temsil ettiğim gücü ortadan kaldırabileceklerini düşündüler. Fakat yalnızca bedenimi ortadan kaldırdılar.

Roma’nın sorunları benimle başlamamıştı. Bu nedenle benim ölümümle de sona ermedi.

Arkamda ordular, taraftarlar, düşmanlar, mirasçılar ve tamamlanmamış hesaplar bıraktım. Hançerler Cumhuriyet’i eski hâline döndürmedi. Roma’yı yeni iç savaşlara sürükledi.

Beni öldürenler tek adam yönetimini önlemek istedi.

Fakat ölümümden sonra ortaya çıkan düzen, benim sahip olduğumdan daha kalıcı bir tek adam yönetimi oldu.

Sezar’ın öldürülmesi Cumhuriyet’i yeniden istikrara kavuşturmadı. Ardından yaşanan iç savaşlar sonucunda Octavianus rakiplerini yenerek Augustus unvanını aldı ve Roma’nın imparatorluk dönemi başladı.

Gazeteci: Hayatınızda değiştirmek istediğiniz tek bir karar olsaydı bu hangisi olurdu?

Jül Sezar:

Rubicon’u geçmemek diyemem.

Çünkü o nehri geçmeseydim bugün karşınızda oturan Jül Sezar olmayabilirdim.

Galya’ya gitmemek de diyemem. Çünkü gücümü ve askerlerimin bağlılığını orada kazandım.

Belki değiştireceğim şey, zaferlerden sonra insanlara verdiğim korku olurdu.

Rakiplerimi bağışladım; fakat onların yeniden söz sahibi olabileceklerine inanmalarını sağlayamadım. Roma’yı yönettim; fakat Roma’nın benimle birlikte yönetildiğine herkesi ikna edemedim.

Bir insan bütün kararları tek başına almaya başladığında, çevresindekiler ona fikirlerini değil korkularını anlatır.

Ben belki de çok fazla alkış duydum ve yeterince itiraz dinlemedim.

Gazeteci: Bugün yaşayan yöneticilere ve insanlara ne söylemek isterdiniz?

Jül Sezar:

Güç kazanmak zordur; fakat gücün nerede bırakılacağını bilmek daha zordur.

Bir devletin kurumlarını küçümsemeyin. Kurumlar yavaş çalışabilir, tartışmalar zaman kaybettirebilir ve muhalifler sizi öfkelendirebilir. Fakat bütün kararları tek kişinin iradesine bırakan bir düzen, o kişinin hatalarını da devletin kaderine dönüştürür.

Düşmanlarınızı yenebilirsiniz.

Orduların önünde yürüyebilirsiniz.

Şehirleri ele geçirebilir, adınızı takvimlere yazdırabilirsiniz.

Fakat insanların sizden korkmadan konuşabildiği bir düzen kuramadıysanız, kazandığınız zaferlerin içinde gelecekteki yenilginiz saklı olabilir.

Ben Rubicon’u geçtim.

Fakat insanlık hâlâ aynı nehrin kıyısında duruyor:

Gücü sınırlandırmak ile bütün yetkiyi tek elde toplamak arasında karar veriyor.

Röportajın Ardından

Jül Sezar’ın hayatı, yalnızca başarılı bir komutanın yükseliş hikâyesi değildir.

Onun hikâyesi; devlet kurumları zayıfladığında, siyasi taraflar birbirlerine güvenmediğinde ve toplum bütün umutlarını güçlü bir lidere bağladığında neler yaşanabileceğini gösteren tarihî bir uyarıdır.

Sezar Roma’nın sınırlarını genişletti, takvimi değiştirdi, önemli reformlar gerçekleştirdi ve tarihin en tanınmış isimlerinden biri oldu.

Fakat kazandığı büyük güç, aynı zamanda sonunu hazırladı.

Onu öldürenler Cumhuriyet’i kurtardıklarını düşündüler. Ancak Sezar’ın ölümü Cumhuriyet’i geri getirmedi. Aksine Roma’yı yeni iç savaşlara ve sonunda imparatorluk yönetimine taşıdı.

Bu nedenle Jül Sezar’a ilişkin en önemli soru hâlâ cevap bekliyor:

Roma’yı gerçekten kurtarmak mı istedi, yoksa Roma’nın yalnızca kendisi tarafından kurtarılabileceğine mi inandı?

Bilgilendirme: Bu röportaj gerçek bir görüşme değildir. Sorular ve cevaplar; Jül Sezar’ın hayatı, kararları, kendi eserleri ve antik tarihçilerin aktardığı bilgiler temel alınarak hazırlanmış kurgusal bir çalışmadır. Cevaplar Jül Sezar’a ait doğrudan alıntılar olarak değerlendirilmemelidir.

Kaynakça

  • Gaius Suetonius Tranquillus, On İki Caesar’ın Yaşamı – Julius Caesar
  • Plutarkhos, Paralel Hayatlar – Caesar
  • Julius Caesar, Galya Savaşı Üzerine Notlar
  • Julius Caesar, İç Savaş Üzerine Notlar
  • Appianos, Roma İç Savaşları
  • The Metropolitan Museum of Art, The Roman Republic

Etiketler

Jül Sezar, Tarihle Yüz Yüze, kurgusal röportaj, Roma tarihi, Roma Cumhuriyeti, Rubicon Nehri, Brütüs, Galya Savaşları, tarihî şahsiyetler, dünyaya yön verenler, Sezar röportajı, antik Roma

 

 


Haber : 

Abone Ol