Kleopatra ile Tarihle Yüz Yüze: “Sezar ve Marcus Antonius ile İlişkileriniz Aşk mıydı, Siyasi Bir Mücadele miydi?”
Tarih onu çoğu zaman güzelliği, Jül Sezar ve Marcus Antonius ile yaşadığı ilişkiler üzerinden anlattı. Oysa Kleopatra, Roma’nın gölgesinde bağımsızlığını korumaya çalışan Mısır’ın hükümdarıydı.
“Tarihle Yüz Yüze” serimizin üçüncü konuğu Kleopatra’ya güzelliği hakkındaki efsaneleri, Sezar’la kurduğu ittifakı, Antonius’a duyduğu aşkı, Aktium’daki yenilgiyi ve hayatına neden son verdiğini sorduk: İki güçlü Romalıyla kurduğu ilişkiler gerçekten aşk mıydı, yoksa Mısır’ı kurtarmak için yürütülen büyük bir siyasi mücadele mi?
İskenderiye Sarayı’nın denize bakan büyük salonundayız.
Açık pencerelerden Akdeniz’in sesi geliyor. Altın işlemeli sütunların arasında Mısır tanrılarını ve Ptolemaios hanedanını gösteren kabartmalar bulunuyor. Masanın üzerinde Roma, Mısır, Suriye ve Anadolu kıyılarını gösteren büyük bir harita duruyor.
Karşımızdaki hükümdar, yüzyıllar boyunca resimlerde ve filmlerde anlatılan efsanevi bir kadın olmanın çok ötesinde.
O, yalnızca Jül Sezar’ın sevgilisi ya da Marcus Antonius’un büyük aşkı değildi.
O, Roma’nın giderek güçlendiği bir dönemde Mısır’ın bağımsızlığını korumaya çalışan son büyük Ptolemaios hükümdarıydı.
MÖ 69 yılında doğduğu kabul edilen VII. Kleopatra, MÖ 51’de babasının ölümünün ardından tahta çıktı. Hanedanı, Büyük İskender’in komutanlarından Ptolemaios’un kurduğu Makedon kökenli bir yönetici aileydi. Kleopatra’nın MÖ 30’daki ölümünden sonra Mısır Roma egemenliğine girdi ve yaklaşık üç asırlık Ptolemaios dönemi sona erdi.
Şimdi tarihin hakkındaki en güçlü efsaneleri Kleopatra’nın karşısına çıkarıyoruz.
Röportaj Başlıyor
Gazeteci: Tarih sizi neden hükümdarlığınızdan çok Sezar ve Marcus Antonius ile yaşadığınız ilişkilerle hatırlıyor?
Kleopatra:
Çünkü bir kadının yönettiği devlet çoğu zaman onun aklından önce güzelliğiyle açıklanır.
Bir erkek hükümdar başka bir ülkeyle ittifak kurduğunda buna diplomasi denilir. Bir kadın hükümdar güçlü bir erkekle ittifak kurduğunda ise hikâye hemen aşka, cazibeye ve baştan çıkarmaya dönüşür.
Ben Jül Sezar’dan önce de Mısır’ın kraliçesiydim.
Marcus Antonius’tan önce de bir devlet yönetiyordum.
Hazinenin gelirlerini, Nil’in taşmasını, halkın ihtiyacını, ordunun gücünü ve Roma’nın Mısır üzerindeki baskısını düşünmek zorundaydım.
Fakat tarih, çoğu zaman bir kadının devlet yönetmesini anlatmaktan çok onun kiminle aynı odada bulunduğunu anlatmayı tercih etti.
Gazeteci: Aslında Mısırlı olmadığınız doğru mu?
Kleopatra:
Doğduğum, yönettiğim ve uğruna mücadele ettiğim ülke Mısır’dı.
Fakat ailem Makedon kökenli Ptolemaios hanedanına mensuptu. Hanedanımız, Büyük İskender’in ölümünden sonra Mısır’da yönetimi ele geçiren komutanlarından Ptolemaios’a dayanıyordu.
Sarayımızda Yunanca konuşuluyordu. Yönetici ailemiz nesiller boyunca kendi kültürünü korudu.
Ben ise ülkemin halkıyla aramdaki mesafeyi azaltmak istedim. Mısır dilini öğrendim, Mısır’ın geleneklerini benimsedim ve kendimi yalnızca yabancı bir hanedanın kraliçesi olarak değil, bir firavun olarak da gösterdim.
Bir hükümdar yönettiği halkın dilini bilmiyorsa onların söylediklerini yalnızca tercümanlardan duyar.
Ben halkımın sesini kendim duymak istedim.
Tarihî not: Ptolemaioslar Makedon kökenli bir hanedandı ve sarayın temel dili Yunancaydı. Antik anlatılar Kleopatra’nın Mısır dilini de bildiğini ve farklı halklarla tercümansız iletişim kurabildiğini aktarır. Konuştuğu dillerin tam sayısı konusunda farklı iddialar bulunduğundan kesin bir rakam vermek mümkün değildir.
Gazeteci: Henüz genç yaşta tahta çıktınız. Fakat tahtı küçük kardeşiniz XIII. Ptolemaios ile paylaşmanız gerekiyordu. Gerçekten birlikte yönetebilir miydiniz?
Kleopatra:
Kâğıt üzerinde birlikte yönetebilirdik.
Fakat saraylarda iki hükümdar bulunması, iki eşit iradenin bulunduğu anlamına gelmez.
Kardeşim gençti ve çevresindeki danışmanlar onun üzerinden güç kazanmak istiyordu. Ben yönetimde kendi kararlarımı almak, Mısır’ın Roma karşısındaki konumunu güçlendirmek ve sarayın denetimini elimde tutmak istiyordum.
Aramızdaki mücadele sonunda açık bir çatışmaya dönüştü.
Saraydan uzaklaştırıldım.
Tahtımı kaybettiğimde yalnızca bir unvanı kaybetmemiştim. Hayatta kalma güvencemi de kaybetmiştim. Ptolemaios sarayında tahttan indirilen birinin sakin bir hayat sürmesini beklemek saflık olurdu.
Bu nedenle geri dönmeye karar verdim.
Gazeteci: Tam bu sırada Jül Sezar Mısır’a geldi. Onunla görüşmek sizin için bir aşk buluşması mıydı?
Kleopatra:
Hayır.
İlk görüşmemizden önce birbirimize âşık iki insan değildik.
Ben tahtından uzaklaştırılmış bir kraliçeydim. Sezar ise Pompeius’u takip ederek Mısır’a gelmiş, Roma’nın en güçlü komutanıydı.
Onun desteği, tahtımı geri alabilmem için belirleyici olabilirdi.
Benim desteğim ise Mısır’ın kaynakları, siyasi konumu ve Roma’nın doğu Akdeniz’deki çıkarları açısından önemliydi.
İlk karşılaşmamız, iki insan arasındaki duygudan önce iki gücün birbirini değerlendirdiği bir görüşmeydi.
Fakat siyasi amaçla başlayan bir görüşmenin zamanla kişisel bir ilişkiye dönüşmesi mümkündür.
Siyasetle duygu birbirine dokunduğunda hangisinin önce başladığını söylemek kolaydır.
Hangisinin daha sonra ağır bastığını söylemek ise zordur.
Gazeteci: Sezar’ın bulunduğu saraya bir halının içine sarılarak gizlice götürüldüğünüz doğru mu?
Kleopatra:
İnsanlar dramatik hikâyeleri sever.
Şehre açıkça girseydim kardeşimin adamları tarafından yakalanabilirdim. Bu nedenle Sezar’ın bulunduğu yere gizlice ulaşmam gerekiyordu.
Bir hizmetkârımın yardımıyla taşınan bir kumaş veya yatak torbası içinde saraya girdiğim anlatılır.
Daha sonraki ressamlar bunu büyük ve gösterişli bir halıya dönüştürdü.
Asıl önemli olan neyin içine sarıldığım değildir.
Önemli olan, tahtımı geri almak için düşmanlarımın kontrol ettiği bir şehirde hayatımı tehlikeye atarak Sezar’ın karşısına çıkmış olmamdır.
Gerçek mi, rivayet mi?
Plutarkhos’un anlatımında Kleopatra, Apollodoros adlı yardımcısı tarafından yatak örtüsü veya benzeri bir torba içinde saraya sokulur. Bugün yaygın biçimde anlatılan “halıya sarılı Kleopatra” görüntüsü, sonraki sanat ve edebiyat eserleriyle büyümüş bir yorumdur.
Gazeteci: Sezar’ı güzelliğinizle etkileyerek tahtınızı geri aldığınız söyleniyor. Bu anlatım sizi rahatsız ediyor mu?
Kleopatra:
Elbette rahatsız ediyor.
Çünkü bu anlatım benim düşüncelerimi, cesaretimi ve siyasi durumumu ortadan kaldırıyor.
Sezar yalnızca güzel bir yüz gördüğü için Roma askerlerini Mısır’daki bir çatışmanın içine sokacak kadar deneyimsiz bir adam değildi.
Ben de yalnızca görünüşüyle bir imparatorluğun geleceğini değiştirmeye çalışan bir kadın değildim.
Sezar’ın karşısına çıktığımda ona Mısır’daki taht anlaşmazlığını, babamın bıraktığı düzeni, Roma ile yapılan anlaşmaları ve benim yönetim hakkımı anlattım.
Görünüşüm dikkatini çekmiş olabilir.
Fakat yalnızca güzellik bir hükümdarı tahtta tutamaz.
Güzellik ordulara maaş ödemez.
Nil’in suyunu yönetmez.
Roma’nın siyasi hesaplarını değiştirmez.
Gazeteci: Peki Kleopatra gerçekten anlatıldığı kadar güzel miydi?
Kleopatra:
Bu soruyu bana değil, hakkımda hikâyeler yazanlara sormalısınız.
Beni olağanüstü güzel göstermek isteyenler de oldu; çirkin göstermeye çalışanlar da.
Güzellik siyasi bir silaha dönüştürüldü.
Beni sevenler, karşı konulamaz bir kadın olduğumu anlattı. Düşmanlarım ise Romalı erkekleri baştan çıkaran tehlikeli bir yabancı olduğumu söyledi.
Oysa bir insanın etkisi yalnızca yüz hatlarından kaynaklanmaz.
Konuşması, zekâsı, ses tonu, bilgisi, insanları dinleme biçimi ve bulunduğu ortamı anlayabilme yeteneği de önemlidir.
Ben hükümdarlarla yalnızca bakışarak anlaşmadım.
Onlarla konuştum, pazarlık yaptım ve gerektiğinde karşı çıktım.
Tarihî not: Kleopatra’nın kesin görünüşünü gösteren tartışmasız bir portre bulunmamaktadır. Madeni paralar kraliyet otoritesini öne çıkaran resmî tasvirlerdir. Plutarkhos ise etkisinin yalnızca fiziksel güzelliğe değil, konuşmasına, sesine ve kişiliğine dayandığını aktarır. Kleopatra’ya ait olduğu düşünülen bazı heykel başlarının kimliği de tartışmalıdır.
Gazeteci: Sezar ile ilişkiniz gerçekten aşka dönüştü mü?
Kleopatra:
Bir insanın kalbini ölümünden yüzyıllar sonra kesin kelimelerle açıklamak kolay değildir.
Sezar ile aramızda yalnızca resmî bir anlaşma olmadı. Birlikte zaman geçirdik. Onunla siyasi meseleleri, Mısır’ı ve geleceği konuştum.
O benim tahta dönüşümü destekledi.
Ben de Roma’nın doğu Akdeniz’deki en önemli ortaklarından biri oldum.
Aramızda yakınlık vardı.
Fakat ikimiz de sıradan insanlar değildik. Attığımız her adım devletlerimizin geleceğini etkiliyordu.
Bu nedenle ilişkimizde duygunun nerede bittiğini, siyasetin nerede başladığını kesin biçimde ayırmak mümkün değildir.
Belki gerçek cevap şudur:
Hem duygularımız hem de çıkarlarımız vardı.
Bunlardan yalnızca birini kabul etmek, hikâyenin yarısını silmek olur.
Gazeteci: Sezar’ın desteği olmasaydı tahtınızı geri alabilir miydiniz?
Kleopatra:
Belki.
Fakat bunun bedeli çok daha ağır olabilirdi.
Kendi birliklerimi toplamıştım ve mücadele etmeye hazırlanıyordum. Yine de karşımda kardeşimin ordusu, saray danışmanları ve güçlü bir yönetim bulunuyordu.
Sezar’ın müdahalesi dengeyi değiştirdi.
Fakat beni tahta oturtup bütün sorunları çözdüğünü düşünmeyin. Mısır’daki savaşta ben de risk aldım. Şehir kuşatıldı, çatışmalar yaşandı ve kardeşim hayatını kaybetti.
Sezar bana kapıyı açtı.
Fakat o kapıdan geçtikten sonra Mısır’ı yönetmek yine benim görevimdi.
Strabon, Sezar’ın Mısır’daki çatışmanın ardından Kleopatra’yı yeniden hükümdar yaptığını ve diğer kardeşi XIV. Ptolemaios’u onunla birlikte tahta çıkardığını aktarır.
Gazeteci: Oğlunuz Caesarion’un babası gerçekten Jül Sezar mıydı?
Kleopatra:
Ben onun Sezar’ın oğlu olduğunu söyledim.
Oğluma Ptolemaios Caesar adını verdim. Halk ise onu küçük Sezar anlamına gelen Caesarion adıyla tanıdı.
Onun yalnızca benim oğlum değil, gelecekte Mısır’ı yönetecek bir hükümdar olduğunu düşünüyordum.
Fakat Caesarion’un babalığı daha sonra Roma’daki iktidar mücadelesinin silahlarından biri hâline geldi.
Sezar’ın mirasçısı olmak isteyen Octavianus için Sezar’ın biyolojik oğlu olduğu ileri sürülen başka bir kişinin yaşaması büyük bir tehditti.
Bu nedenle oğlumun kimliği yalnızca ailemizi ilgilendiren bir mesele olmaktan çıktı.
Roma’nın geleceğini ilgilendiren bir meseleye dönüştü.
Tarihî not: Kleopatra, XV. Ptolemaios Caesar’ı Jül Sezar’ın oğlu olarak sundu ve çocuk Caesarion adıyla tanındı. Ancak Sezar’ın onu açık ve resmî biçimde öz oğlu olarak tanıdığına ilişkin kesin kanıt bulunmamaktadır. Sezar vasiyetinde Octavianus’u evlat edinip mirasçısı yaptı. Bu nedenle Caesarion’un babalığı antik çağdan beri siyasi ve tarihî tartışma konusu olmuştur.
Gazeteci: Caesarion ile Roma’ya gitmeniz, oğlunuzu Sezar’ın varisi yapmak istediğinizi mi gösteriyordu?
Kleopatra:
Bir anne oğlunun geleceğini düşünür.
Bir kraliçe ise oğlunun yalnızca hayatını değil, tahtını ve meşruiyetini de düşünmek zorundadır.
Roma’da bulunmam, Mısır’ın Sezar’la olan ittifakını göstermesi açısından önemliydi. Caesarion’un onun yanında görülmesi de oğlumun konumunu güçlendirebilirdi.
Fakat Roma’nın geleneklerini ve Sezar’ın siyasi durumunu biliyordum.
Romalılar yabancı bir kraliçenin çocuğunu kolayca kabul etmeyecekti.
Ben geleceğin bütün ihtimallerini açık tutmaya çalışıyordum.
Sezar yaşasaydı ne olacağını kesin olarak söyleyemem.
Onun öldürülmesiyle birlikte yalnızca bir insanı değil, Mısır için kurduğum siyasi düzenin en güçlü dayanağını da kaybettim.
Gazeteci: Sezar öldürüldüğünde ne hissettiniz?
Kleopatra:
Önce onun ölümünü düşündüm.
Sonra oğlumu.
Sonra Mısır’ı.
Bir hükümdarın yas tutmak için bile sınırsız zamanı yoktur.
Sezar’ın öldürülmesi Roma’yı yeniden iç savaşa sürükledi. Onun katilleri, komutanları ve varisleri birbirleriyle mücadele etmeye başladı.
Roma’da kalmak artık tehlikeliydi.
Mısır’a dönmek zorundaydım.
Sezar’ın ölümüyle birlikte benim için her şey yeniden başlamıştı.
Kimin kazanacağını bilmiyordum.
Fakat kazanan kim olursa olsun, Mısır’ın onun karşısında yeniden pazarlık yapmak zorunda kalacağını biliyordum.
Gazeteci: Sezar’ın ölümünden sonra neden Marcus Antonius ile ittifak kurdunuz?
Kleopatra:
Çünkü Roma ortadan kalkmamıştı.
Yalnızca Roma’daki güçlü kişi değişmişti.
Marcus Antonius, Sezar’ın en önemli komutanlarından biriydi. Octavianus ve Lepidus ile birlikte Roma dünyasını paylaşan üç kişiden biri oldu. Doğu bölgelerinin yönetimi büyük ölçüde onun sorumluluğundaydı.
Mısır’ın bağımsızlığını koruyabilmesi için Roma’nın doğudaki en güçlü yöneticisiyle anlaşması gerekiyordu.
Antonius’un ise paraya, gemilere, tahıla ve doğu seferleri için güçlü bir müttefike ihtiyacı vardı.
Benim bir Roma koruyucusuna ihtiyacım vardı.
Onun da Mısır’ın kaynaklarına ihtiyacı vardı.
İlk bakışta anlaşmamızın temeli buydu.
Gazeteci: Antonius sizi Tarsus’a hesap vermeye çağırdığında neden son derece gösterişli bir gemiyle gittiniz?
Kleopatra:
Çünkü siyasi görüşmeler yalnızca masada başlamaz.
İnsanların sizi görmeden önce hakkınızda ne düşüneceğini de yönetmeniz gerekir.
Antonius beni emirle çağırabileceği sıradan bir yerel yönetici gibi görmek istiyordu.
Ben ise onun karşısına bağımsız bir kraliçe olarak çıkmak istedim.
Gemimin, kıyafetlerimin ve çevremdeki gösterinin amacı yalnızca onu büyülemek değildi.
Mısır’ın zenginliğini, gücünü ve kültürünü göstermekteydi.
Ona şu mesajı verdim:
Karşında yargılanmayı bekleyen savunmasız bir kadın yok.
Karşında desteğine ihtiyaç duyduğun bir devlet var.
Tarihî not: Plutarkhos, Kleopatra’nın MÖ 41’de Tarsus’a büyük bir gösteriyle geldiğini ve Antonius üzerinde güçlü bir etki bıraktığını anlatır. Tasvirin edebî unsurlar taşıdığı düşünülse de görüşmenin bilinçli bir siyasi gösteriye dönüştürüldüğü açıktır. Antonius’un doğu politikaları ve planladığı seferler açısından Mısır’ın mali ve askerî desteği önemliydi.
Gazeteci: Antonius’a ilk görüşte âşık oldunuz mu?
Kleopatra:
İlk görüşte onun gücünü gördüm.
O da benim gücümü gördü.
Aşkın ilk anda mı başladığını söylemek, şairlerin işidir. Ben bir kraliçe olarak önce karşımdaki insanın ne istediğini anlamaya çalıştım.
Antonius, Sezar’dan farklıydı.
Daha açık duygulara sahipti. Askerleriyle yakın ilişki kuran, eğlenmeyi seven ve öfkesini saklamayan bir adamdı.
Onun yanında yalnızca diplomatik bir görüşmenin soğukluğu yoktu.
Zamanla aramızda gerçek bir yakınlık oluştu.
Birlikte çocuklarımız oldu. Yıllarca ortak bir gelecek kurmaya çalıştık. Yenilginin ardından bile birbirimizin hayatından ayrılamadık.
Bütün bunları yalnızca siyasi hesapla açıklamak eksik kalır.
Fakat yalnızca aşkla açıklamak da eksik kalır.
Gazeteci: O hâlde Marcus Antonius ile ilişkiniz hem aşk hem siyaset miydi?
Kleopatra:
Evet.
İnsanlar bir ilişkinin ya aşk ya da çıkar olması gerektiğini düşünüyor.
Oysa hükümdarların hayatında bu ikisi aynı anda bulunabilir.
Antonius benim için Roma’daki en güçlü ortaklardan biriydi.
Ben de onun doğudaki en zengin ve önemli müttefikiydim.
Fakat yıllarca yalnızca hesap yaparak aynı hayatı paylaşamazsınız.
Birlikte güldük.
Birlikte plan yaptık.
Birlikte çocuklarımızın geleceğini düşündük.
Birlikte yenildik.
Antonius’un bana duyduğu hislerin siyasi sonuçları vardı. Benim ona duyduğum bağlılığın da Mısır için sonuçları oldu.
Aşkımız siyasetten kaçamadı.
Siyasetimiz de duygularımızdan tamamen ayrı kalamadı.
Antonius ve Kleopatra’nın ortak tasvirlerinin bulunduğu sikkeler, ilişkilerinin yalnızca kişisel değil, açıkça sergilenen bir hükümdarlık ortaklığı olduğunu gösterir. Chicago Sanat Enstitüsü’ndeki bir tetradrahmda Kleopatra’nın portresinin ön yüzde bulunması, kraliçenin ittifaktaki yüksek konumunu vurgular.
Gazeteci: Antonius Roma’da Octavianus’un kız kardeşi Octavia ile evlendiğinde kendinizi aldatılmış hissettiniz mi?
Kleopatra:
Roma’daki evliliklerin her zaman yalnızca sevgiyle yapılmadığını biliyordum.
Antonius’un Octavia ile evliliği, Octavianus ile arasındaki siyasi anlaşmayı güçlendirmek için yapıldı.
Fakat bir şeyi siyasi olarak anlamak, onun insana acı vermeyeceği anlamına gelmez.
Antonius bir süre Roma’nın düzeni ile Mısır’daki hayatı arasında kaldı.
Ben onun yalnızca geri dönmesini bekleyen bir kadın değildim.
Mısır’ı yönetmeye devam ettim.
Ancak ilişkimizin geleceği, Roma’daki güç mücadelesinden ayrı düşünülemezdi.
Antonius sonunda tekrar doğuya geldiğinde artık yalnızca iki insan yeniden buluşmuyordu.
Roma’nın doğusu ile batısı arasındaki büyük hesaplaşma da yaklaşıyordu.
Gazeteci: Antonius’un sizin etkisi altında kaldığı ve Roma’ya ihanet ettiği söylendi. Gerçekten onu siz mi yönettiniz?
Kleopatra:
Bu, Octavianus’un anlatmak istediği hikâyeydi.
Antonius’u kendi kararlarını veremeyen, yabancı bir kraliçenin büyüsüne kapılmış zayıf bir adam olarak gösterirse Roma halkını ona karşı birleştirebilirdi.
Böylece Roma’daki iç savaş, iki Romalı erkeğin iktidar mücadelesi olmaktan çıkacaktı.
Roma’yı ele geçirmek isteyen yabancı bir kraliçeye karşı yürütülen kutsal bir savaşa dönüşecekti.
Antonius deneyimli bir komutandı.
Verdiği kararların sorumluluğu ona aitti.
Ben onun müttefikiydim, fikirlerimi söyledim ve çıkarlarımı savundum. Fakat onu iradesiz bir kukla gibi göstermek hem ona hem de tarihe haksızlıktır.
Beni her şeyi kontrol eden tehlikeli kadın olarak göstermek ise Octavianus için son derece kullanışlıydı.
Octavianus’un propagandası çatışmayı Antonius’a karşı sıradan bir iç savaş gibi değil, Kleopatra’nın temsil ettiği yabancı bir tehdide karşı mücadele gibi sundu. Bu anlatı, Kleopatra’nın sonraki yüzyıllardaki görüntüsünü de güçlü biçimde etkiledi.
Gazeteci: İskenderiye Bağışları sırasında çocuklarınıza büyük topraklar ve krallıklar verilmesi Roma’yı ele geçirme planınızın parçası mıydı?
Kleopatra:
Roma’yı ele geçirmekten çok, doğuda güçlü ve kalıcı bir yönetim kurmak istiyordum.
Antonius’un kazandığı topraklar ve üzerinde hak iddia ettiği bölgeler çocuklarımıza dağıtıldı. Caesarion’un konumu yükseltildi. Ben krallar kraliçesi olarak ilan edildim.
Bu tören, Mısır’ın yeniden büyük bir doğu gücü hâline gelebileceğini gösteriyordu.
Fakat Roma’dan bakıldığında farklı görünüyordu.
Bir Roma komutanı, Roma’nın kazandığı toprakları yabancı bir kraliçeye ve çocuklarına veriyor gibi gösterildi.
Octavianus bundan daha güçlü bir propaganda malzemesi bulamazdı.
Biz gelecekteki düzenimizi ilan ettiğimizi düşündük.
Roma ise kendi mirasının İskenderiye’de paylaşıldığını gördü.
Tarihî not: MÖ 34’teki İskenderiye Bağışları’nda Kleopatra’nın ve Antonius’tan olan çocuklarının unvanları ile yönetim iddiaları genişletildi; Caesarion’un da Sezar’ın oğlu olarak konumu öne çıkarıldı. Bu tören Octavianus tarafından Antonius’un Roma çıkarlarına ihanet ettiği iddiasının kanıtı olarak kullanıldı. Dağıtılan bölgelerin bir kısmı Antonius’un fiilen denetlemediği topraklardı.
Gazeteci: Octavianus neden savaşı doğrudan Antonius’a değil de size ilan etti?
Kleopatra:
Çünkü bir Romalıya karşı savaş açmak iç savaş demekti.
Bana karşı savaş açmak ise Roma’yı yabancı bir düşmandan korumak olarak sunulabilirdi.
Octavianus, Antonius’un hâlâ Romalı destekçilerinin bulunduğunu biliyordu. Onları doğrudan karşısına almak yerine beni asıl düşman gösterdi.
Böylece Antonius’un ordusundaki Romalılara da bir mesaj verdi:
Siz Roma’ya karşı değil, Mısır kraliçesinin hırsı uğruna savaşıyorsunuz.
Ben Roma’daki iki adamın mücadelesinin yabancı yüzü hâline getirildim.
Savaşın merkezinde Octavianus ile Antonius arasındaki iktidar rekabeti vardı.
Fakat savaş ilan edilen kişi bendim.
Roma Senatosu MÖ 32’de savaşı resmen Kleopatra’ya ilan etti. Bu tercih, Octavianus’un çatışmayı bir Roma iç savaşı yerine yabancı kraliçeye karşı yürütülen mücadele olarak sunmasına yardım etti.
Gazeteci: Aktium Savaşı sırasında gemilerinizle savaş alanından kaçtığınız söyleniyor. Antonius’u terk mi ettiniz?
Kleopatra:
“Kaçtı” kelimesi bir savaşın bütün şartlarını tek cümleyle yok eder.
Donanmamız kuşatma altındaydı. Hastalık, ikmal sorunları ve çözülmeye başlayan ittifaklar gücümüzü azaltmıştı. Octavianus’un komutanı Agrippa deniz yollarımızı baskı altında tutuyordu.
Gemilerimizin bir kısmıyla kuşatmayı yararak Mısır’a ulaşmak, geride kalan kaynakları korumak ve savaşı sürdürmek planlar arasında bulunuyordu.
Ben filomla açılan geçitten çıktım.
Antonius da daha sonra beni takip etti.
Bu kararın savaş üzerindeki etkisinin ağır olduğunu inkâr etmiyorum. Geride kalanların morali çöktü ve Octavianus büyük bir zafer kazandı.
Fakat bunu korkuya kapılmış bir kadının ani kaçışı olarak anlatmak, savaşın askerî şartlarını görmezden gelir.
Gerçek mi, tartışmalı mı?
Aktium’daki ayrılığın önceden hazırlanmış bir yarma ve geri çekilme planı mı, yoksa savaşın gidişatı karşısında alınan ani bir karar mı olduğu tartışmalıdır. Antik kaynaklar Kleopatra’yı suçlayan anlatılar sunar; modern değerlendirmeler ise donanmanın ablukayı yararak Mısır’a dönme ihtimalini de dikkate alır. Kesin olan, ayrılığın Antonius ve Kleopatra’nın askerî durumunu geri döndürülemez biçimde zayıflattığıdır.
Gazeteci: Antonius neden kendi filosunu bırakıp sizin arkanızdan geldi?
Kleopatra:
Bunu yalnızca aşkla açıklayanlar var.
Yalnızca askerî planla açıklayanlar da.
Belki her ikisi de etkiliydi.
Antonius, hazinenin ve savaşın devamı için gerekli kaynakların benim gemilerimde bulunduğunu biliyordu. Mısır’a ulaşmak, mücadeleyi başka bir yerde sürdürme ihtimali taşıyordu.
Fakat onun benimle arasındaki bağını da görmezden gelemeyiz.
Beni kaybettiğini düşündüğü bir anda bütün soğukkanlılığını koruyamadı.
Bir komutanın kalbi ile görevi aynı yönde hareket ettiğinde güçlüdür.
Farklı yönlere çekildiğinde ise vereceği her kararın bedeli ağır olur.
Gazeteci: Aktium’daki yenilginin asıl sorumlusu siz miydiniz?
Kleopatra:
Bir savaşın yenilgisini tek bir kadına yüklemek son derece kolaydır.
Antonius’un komuta kararları, donanmanın durumu, hastalıklar, ikmal sorunları, asker kaçakları, Agrippa’nın başarılı harekâtı ve Octavianus’un siyasi gücü yokmuş gibi davranılır.
Sonra bütün yenilgi Kleopatra’nın gemisine yüklenir.
Ben savaşın kararlarında yer aldım.
Bu nedenle hiçbir sorumluluğum olmadığını söylemeyeceğim.
Fakat Antonius’un ve diğer komutanların kararlarını silip bütün yenilgiyi benim varlığımla açıklamak, tarih değil propagandadır.
Octavianus yalnızca savaş meydanını kazanmadı.
Yenilginin hikâyesini anlatma hakkını da kazandı.
Gazeteci: Mısır’a döndüğünüzde Octavianus ile anlaşmaya çalıştınız mı?
Kleopatra:
Elbette.
Bir hükümdarın görevi son ana kadar ülkesini ve çocuklarını korumanın yolunu aramaktır.
Octavianus ile haberleştim. Tahtın çocuklarımdan birine bırakılması, Mısır’ın geleceği ve güvenliğimiz için imkânları değerlendirdim.
Antonius’tan vazgeçmemi istediği yönünde anlatılar vardır.
Fakat Octavianus’un asıl amacı yalnızca Antonius’u ortadan kaldırmak değildi.
Mısır’ın servetini, stratejik konumunu ve yönetimini Roma’ya bağlamaktı.
Onun karşısında artık eşit bir müttefik değildim.
Yenilmiş bir kraliçeydim.
Pazarlık yapabileceğim alan her geçen gün daralıyordu.
Gazeteci: Antonius’a öldüğünüz haberini gönderdiğiniz ve onun bu nedenle kendisini öldürdüğü doğru mu?
Kleopatra:
O günlerde korku, yanlış haberler ve umutsuzluk her yere yayılmıştı.
Mezar yapısına çekildim. Antonius benim öldüğümü duydu ve kendisini kılıcıyla yaraladı.
Daha sonra yaşadığımı öğrendiğinde yanıma getirildi.
Onu son anlarında gördüm.
Tarih bu olayın ayrıntılarını farklı biçimlerde anlatıyor.
Benim kasıtlı olarak ölüm haberimi gönderdiğim, onun sadakatini sınamak istediğim veya Octavianus’la pazarlık yaparken kendimi korumaya çalıştığım söylendi.
O anlarda hangi haberin kim tarafından nasıl iletildiğini artık kesin biçimde bilemezsiniz.
Fakat bildiğim bir şey var:
Antonius öldüğünde yalnızca siyasi ortağımı kaybetmedim.
Yıllarımı, çocuklarımın babasını ve birlikte kurduğumuz geleceği de kaybettim.
Plutarkhos ile Cassius Dio, Antonius’un Kleopatra’nın öldüğünü sanarak kendisini yaraladığını ve daha sonra onun bulunduğu yere taşındığını aktarır. Ancak olayın ayrıntıları edebî ve düşmanca anlatılardan geldiği için Kleopatra’nın niyeti kesin olarak belirlenemez.
Gazeteci: Octavianus sizi öldürmeyecek olsa bile neden hayatınıza son verdiniz?
Kleopatra:
Çünkü onun beni yaşatmak istemesinin nedeni merhamet değildi.
Beni Roma’ya götürmek, zincirler içinde zafer alayında sergilemek ve halkına Mısır’ın mağlup kraliçesini göstermek istiyordu.
Ben bütün hayatımı bir hükümdar olarak geçirmiştim.
Son görüntümün Roma sokaklarında aşağılanan bir esir olmasına izin vermek istemedim.
Ayrıca yaşarsam çocuklarımı kurtarabileceğime dair umudum giderek azalıyordu.
Tahtımı, ordumu, Antonius’u ve pazarlık gücümü kaybetmiştim.
Octavianus zaferimin değil, bedenimin sahibi olabilirdi.
Ölüm biçimimi seçerek sahip olabileceğim son kararın bana ait olmasını istedim.
Gazeteci: Kendinizi gerçekten bir yılanın ısırmasıyla mı öldürdünüz?
Kleopatra:
Bu, insanların en çok hatırladığı görüntülerden biridir.
Bir sepetin içinden çıkan yılan, kraliçenin kolunu ısırır ve Kleopatra sessizce ölür.
Fakat o odada tam olarak ne olduğunu kesin biçimde bilenlerin sayısı çok azdı.
Zehir kullanmış olabilirim.
Bir yılan getirilmiş olabilir.
Başka bir yöntem uygulanmış olabilir.
Octavianus’un zafer alayında beni yılanla birlikte gösteren bir tasvir taşıtması, bu anlatının yayılmasına yardım etti.
Fakat güçlü bir görüntü her zaman kesin bir tarihî kanıt değildir.
Gerçek mi, rivayet mi?
Plutarkhos farklı ölüm anlatılarını sıralar; odada yılanın kesin biçimde bulunmadığını, yalnızca bazı izlerden ve küçük deliklerden söz edildiğini belirtir. Cassius Dio da farklı ihtimalleri aktarır. Bu nedenle Kleopatra’nın intihar ettiği genel olarak kabul edilse de kullanılan yöntemin yılan ısırığı olduğu kesin değildir.
Gazeteci: Hayatınıza son vermek bir yenilgi miydi, yoksa son siyasi zaferiniz mi?
Kleopatra:
Bir insan öldüğünde buna zafer demek kolay değildir.
Çocuklarımı geride bıraktım.
Ülkem Roma’nın eline geçti.
Hanedanım sona erdi.
Bu açıdan yenildim.
Fakat Octavianus benim üzerimden düzenlemek istediği gösterinin tamamını gerçekleştiremedi. Beni canlı bir savaş ganimeti olarak Roma’ya götüremedi.
Son kararı kendim verdim.
Bu, kaybettiğim bir savaşın içindeki son irade gösterisiydi.
Zafer değildi.
Fakat mutlak teslimiyet de değildi.
Gazeteci: Ölümünüzden sonra Caesarion’un başına ne geleceğini tahmin ediyor muydunuz?
Kleopatra:
Onu korumak ve Mısır’dan uzaklaştırmak istedim.
Fakat Sezar’ın oğlu olduğu iddiası sürdükçe Octavianus için tehdit olmaya devam edeceğini biliyordum.
Roma’da iki Sezar’ın var olamayacağı söylendi.
Octavianus, Sezar’ın evlat edinilmiş oğlu ve siyasi mirasçısıydı.
Caesarion ise Sezar’ın öz oğlu olarak kabul edilirse onun meşruiyetini sorgulatabilirdi.
Oğlum henüz gençti.
Fakat iktidar mücadelelerinde bir çocuğun yaşı değil, taşıdığı isim tehlikeli olur.
Caesarion kaçmaya çalıştıktan sonra yakalandı ve Octavianus’un emriyle öldürüldü. Kleopatra’nın Antonius’tan olan üç çocuğu ise Roma’ya götürüldü; daha sonra Antonius’un eski eşi Octavia’nın himayesine verildiler.
Gazeteci: Sonunda Mısır’ı kurtarmak için kurduğunuz bütün ittifaklar Mısır’ın Roma’ya bağlanmasını engelleyemedi. Kendinizi başarısız görüyor musunuz?
Kleopatra:
Bir hükümdarı yalnızca devletinin son gününe bakarak değerlendirirseniz başarısız olduğumu söyleyebilirsiniz.
Mısır benim ölümümden sonra Roma’nın yönetimine girdi.
Ptolemaios hanedanı sona erdi.
Fakat ben yıllarca kaçınılmaz görünen bu sonucu geciktirdim.
Roma, Akdeniz’deki krallıkları birer birer etkisi altına alıyordu. Mısır’ın zenginliği ve tahılı Roma için vazgeçilmezdi. Ben yalnızca birkaç insanla değil, çağımın en büyük siyasi gücüyle mücadele ettim.
Sezar ile ittifak kurdum.
Antonius ile yeni bir doğu düzeni oluşturmaya çalıştım.
Çocuklarıma bir gelecek hazırlamak istedim.
Sonunda kaybettim.
Fakat kaybetmiş olmak, mücadele etmediğim anlamına gelmez.
Gazeteci: Jül Sezar mı, Marcus Antonius mu sizin için daha önemliydi?
Kleopatra:
İnsanlar kalbi bir yarış alanına çevirmeyi seviyor.
Sezar hayatımın başka bir dönemindeydi.
Tahtımı geri almaya çalıştığım, genç olduğum ve Roma’nın gücünü ilk kez bu kadar yakından gördüğüm bir zamandı. Caesarion’un babası olduğunu söyledim ve onunla kurduğum ittifak Mısır’daki yönetimimi güçlendirdi.
Antonius ise yıllarımı paylaştığım, çocuklarımızın olduğu ve birlikte büyük bir siyasi düzen kurmaya çalıştığım kişiydi.
İkisini aynı ölçüyle karşılaştırmak doğru değildir.
Sezar bana yeniden bir gelecek açtı.
Antonius ile o geleceği birlikte şekillendirmeye çalıştım.
Her ikisiyle olan ilişkimde duygu da vardı, siyaset de.
Fakat hiçbiri yalnızca bir aşk hikâyesi değildi.
Gazeteci: Bugün yaşasaydınız, sizi yalnızca ilişkileriniz üzerinden tanıyan insanlara ne söylemek isterdiniz?
Kleopatra:
Beni hangi erkekle birlikte olduğumu sorarak tanımaya başlamayın.
Önce hangi ülkeyi yönettiğimi sorun.
Kaç dil bildiğimi, kimlerle pazarlık yaptığımı, Roma’nın baskısı karşısında nasıl ayakta kaldığımı ve halkım için nasıl bir gelecek kurmaya çalıştığımı sorun.
Bir kadının zekâsını açıklamak için güzelliğini kullanmayın.
Bir erkeğin başarısını kendi yeteneğine, bir kadının başarısını ise etkilediği erkeklere bağlamayın.
Ben hata yaptım.
Gücümü korumak için sert kararlar aldım.
İttifaklar kurdum, rakiplerimle mücadele ettim ve sonunda yenildim.
Beni bir masal kahramanı ya da baştan çıkarıcı bir kadın olarak değil, bütün başarıları ve hatalarıyla bir hükümdar olarak değerlendirin.
Ve yöneticilere şunu söylemek isterdim:
Güçlü bir devletle kurduğunuz ittifak sizi bugün koruyabilir.
Fakat yarın o devletin sizin üzerinizde hak iddia etmesine de yol açabilir.
Ben Roma’nın gücünü Mısır’ı korumak için kullanmak istedim.
Sonunda Roma, Mısır’ı kendi gücüne kattı.
Röportajın Ardından
Kleopatra’nın Jül Sezar ve Marcus Antonius ile ilişkilerini yalnızca aşkla açıklamak tarihî gerçekleri eksik bırakır.
Yalnızca siyasi çıkarla açıklamak da onların yıllarca devam eden kişisel bağlarını, ortak hayatlarını ve çocuklarını görmezden gelir.
Sezar, Kleopatra’nın tahtını yeniden kazanmasına yardım eden ve Mısır’ın Roma karşısındaki konumunu güçlendiren en önemli siyasi destekçiydi. Aralarındaki yakınlık Caesarion’un doğumuyla birlikte hanedan ve miras tartışmalarının merkezine yerleşti.
Marcus Antonius ise Kleopatra’nın hem sevgilisi hem çocuklarının babası hem de Roma’nın doğusunda kurmaya çalıştığı siyasi düzenin ortağı oldu. Mısır’ın parası, donanması ve stratejik konumu Antonius için önemliydi; Antonius’un askerî ve siyasi gücü de Kleopatra’nın ülkesinin bağımsızlığını koruma planının merkezindeydi.
Ancak Octavianus bu ortaklığı Roma’ya karşı yabancı bir tehdit olarak gösterdi.
Aktium yenilgisi yalnızca Antonius ile Kleopatra’nın sonunu hazırlamadı. Roma Cumhuriyeti’nin son büyük iç savaşını Octavianus’un kazanmasını ve daha sonra Augustus adıyla Roma’nın ilk imparatoru olmasını da mümkün kıldı. Kleopatra’nın MÖ 30’daki ölümünün ardından Mısır Roma yönetimine geçti.
Kleopatra’nın hayatı bugün hâlâ şu soruyu düşündürüyor:
Bir hükümdarın aşkıyla devletinin çıkarlarını birbirinden ayırmak gerçekten mümkün müdür?
Belki Kleopatra’nın hikâyesindeki en doğru cevap şudur:
Sezar ve Marcus Antonius ile ilişkileri hem aşktı hem siyasetti. Fakat her şeyden önce Mısır’ın hayatta kalması için yürütülen büyük bir mücadeleydi.
Bilgilendirme: Bu röportaj gerçek bir görüşme değildir. Sorular ve cevaplar; Kleopatra’nın hayatı, dönemin siyasi olayları, arkeolojik bulgular ve antik tarihçilerin aktardığı bilgiler temel alınarak hazırlanmış kurgusal bir çalışmadır. Cevaplar Kleopatra’ya ait doğrudan sözler olarak değerlendirilmemelidir. Antik kaynakların büyük bölümü Roma’nın zaferinden sonra yazıldığı için Kleopatra hakkındaki bazı anlatılar siyasi propaganda ve edebî süslemeler içerebilir.
Kaynakça
-
Plutarkhos, Paralel Hayatlar – Marcus Antonius
-
Cassius Dio, Roma Tarihi, 50 ve 51. kitaplar
-
Strabon, Coğrafya, 17. kitap
-
Suetonius, On İki Caesar’ın Yaşamı – Julius Caesar ve Augustus
-
Appianos, Roma İç Savaşları
-
The Metropolitan Museum of Art, Ptolemaios Dönemi Mısır çalışmaları
-
The British Museum, VII. Kleopatra dönemine ait sikkeler
-
Art Institute of Chicago, Antonius ve Kleopatra tetradrahmı
Etiketler
Kleopatra, Tarihle Yüz Yüze, kurgusal röportaj, Jül Sezar, Marcus Antonius, Antik Mısır, Ptolemaios Hanedanı, Caesarion, Aktium Savaşı, Octavianus, Augustus, İskenderiye, Roma tarihi, Mısır tarihi, tarihî şahsiyetler, dünyaya yön verenler, Kleopatra röportajı
Haber :