RÖPORTAJLAR

Cengiz Han ile Tarihle Yüz Yüze: “Kuracağım İmparatorluğun Gelecekte Nasıl Hatırlanacağını Tahmin Ediyor Muydum?”

Parçalanmış bozkır topluluklarını tek yönetim altında birleştirdi, ordularını Çin’den Orta Asya’ya kadar ilerletti ve ölümünden sonra dünyanın en büyük kara imparatorluğuna dönüşecek yapının temellerini attı.

Abone Ol

Ancak Cengiz Han’ın adı fethettiği topraklarda yalnızca bir kurucu olarak değil; yıkım, ölüm ve korkuyla da hatırlandı. “Tarihle Yüz Yüze” serimizin yeni konuğu Cengiz Han’a çocukluğunu, iktidara yükselişini, şehirlerin neden yok edildiğini ve bugün insanlığın karşısına çıksa kendisini nasıl savunacağını sorduk.



Moğol bozkırında, rüzgârın keçe otağın duvarlarına vurduğu soğuk bir akşamdayız.

Dışarıda yüzlerce at sessizce bekliyor. Otağın ortasında yanan ateşin üzerinde büyük bir kazan bulunuyor. Duvarlarda yaylar, oklar, kürkler ve üzerinde doğudan batıya uzanan yolların işaretlendiği bir harita asılı.

Karşımızda gösterişli bir sarayın hükümdarı değil, hayatının büyük bölümünü at sırtında geçirmiş bir bozkır lideri oturuyor.

Doğduğunda adı Temuçin’di.

Babası öldürüldü, ailesi kendi topluluğu tarafından yalnız bırakıldı. Açlık, esaret, ihanet ve kabile savaşları içinde büyüdü. Daha sonra rakiplerini yenerek Moğol ve bozkır topluluklarının önemli bir bölümünü birleştirdi. 1206’daki büyük kurultayda “Cengiz Han” unvanını aldı. 1227’de öldüğünde kurduğu devlet henüz sonraki yüzyıllarda ulaşacağı genişliğe sahip değildi; fakat oğulları ve torunları onun oluşturduğu askerî ve siyasi düzen üzerinden dünyanın en büyük kesintisiz kara imparatorluğunu meydana getirdi. Cengiz Han’ın kesin doğum yılı tartışmalı olmakla birlikte geleneksel olarak 1162 kabul edilir.

Şimdi tarihin en büyük kurucularından ve en tartışmalı fatihlerinden birine söz veriyoruz.

Röportaj Başlıyor

Gazeteci: Sizi bugün Cengiz Han olarak tanıyoruz. Fakat çocukluğunuzda Temuçin adını taşıyordunuz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Cengiz Han:

Bir hükümdarın çocukluğu anlatılırken insanlar genellikle gelecekteki büyüklüğün işaretlerini arar.

Benim çocukluğumda ise büyüklükten çok hayatta kalma mücadelesi vardı.

Babam öldüğünde ailemiz korunmasız kaldı. Bize bağlı olan insanlar dağıldı. Annem, kardeşlerim ve ben bozkırın ortasında yalnız bırakıldık.

Yiyecek bulmakta zorlandık.

Bazen köklerle, yabani bitkilerle ve yakalayabildiğimiz küçük hayvanlarla yaşadık.

O günlerde şunu öğrendim:

Bir insanın yalnızca kan bağına veya taşıdığı unvana güvenmesi yeterli değildir. İnsanlar güçlü olduğunuz sürece yanınızda durabilir. Gücünüz kaybolduğunda gerçek bağlılığın kimde olduğunu görürsünüz.

Moğolların Gizli Tarihi, Temuçin’in babası Yesügey’in ölümünden sonra ailesinin topluluğu tarafından terk edildiğini ve ağır şartlar altında yaşadığını anlatır. Eser, olayları destansı ve efsanevi unsurlarla aktardığı için ayrıntıları ihtiyatla değerlendirilmelidir.

Gazeteci: Çocukluğunuzdaki yoksulluk ve ihanet, daha sonra uyguladığınız sertliğin nedeni olabilir mi?

Cengiz Han:

Bir insan yaşadığı acıları iki şekilde taşıyabilir.

Ya başkalarının aynı acıyı yaşamamasını ister ya da dünyanın zaten acımasız olduğuna inanarak kendisi de acımasızlaşır.

Ben ikisini de yaşadım.

Bana bağlı olan insanların aç kalmamasını, ailesinin korunmasını ve savaş ganimetinden pay almasını istedim.

Fakat ihanete karşı merhametli davranmadım.

Çocukluğum bana güvenin ne kadar kırılgan olduğunu öğretti. Bu nedenle verilen sözün bozulmasını yalnızca kişisel bir hakaret değil, kurduğum düzenin tamamına yönelmiş bir tehdit olarak gördüm.

Bu düşünce beni ayakta tuttu.

Aynı düşünce, birçok insan için korkunç kararlar almama da yol açtı.

Gazeteci: Eşiniz Börte’nin kaçırılması hayatınızdaki en önemli dönüm noktalarından biri miydi?

Cengiz Han:

Börte yalnızca eşim değildi.

Hayatımın en zor dönemlerinden itibaren yanımda bulunan, ailemin ve geleceğimin merkezinde yer alan insandı.

Kaçırıldığında onu geri getirebilmek için tek başıma yeterli olmadığımı gördüm. Eski bağlarıma, müttefiklere ve askerî desteğe ihtiyaç duydum.

Bu mücadele bana yalnızca Börte’yi geri kazandırmadı.

İnsanları bir hedef etrafında toplama, ittifak kurma ve kuvvetleri bir arada yönetme yeteneğimi de gösterdi.

Bazen bir imparatorluğun yolu, çok kişisel bir kaybın ardından açılır.

Fakat Börte’nin yaşadıklarını yalnızca benim yükselişimin başlangıcı gibi anlatmak ona haksızlık olur.

O, kaçırılan bir kadın olmanın ötesinde, ailemizin siyasi hayatında önemli bir yere sahipti.

Gazeteci: Bir zamanlar kan kardeşiniz olan Camuka nasıl en büyük rakiplerinizden birine dönüştü?

Cengiz Han:

Çünkü ikimiz de bozkırın parçalanmış düzenini değiştirmek istiyorduk.

Fakat nasıl bir düzen kurulacağı konusunda aynı düşünmüyorduk.

Camuka eski soylu ailelerin ve kabile seçkinlerinin gücüne dayanıyordu.

Ben ise doğuştan gelen asaletin tek başına yeterli olmadığına inanıyordum. Savaşta yetenek gösteren, sözünü tutan ve bana bağlı kalan kişileri hangi aileden geldiklerine bakmadan yükselttim.

Bir zamanlar aynı ateşin başında oturduk.

Daha sonra aynı bozkırda ikimize birden yer olmadığını düşündük.

Dostluklarımız büyük olduğunda ihanetlerimiz de büyük olur.

Camuka bana karşı savaşırken yalnızca bir rakiple değil, geçmişimin bir bölümüyle de savaşıyordum.

Moğolların Gizli Tarihi, Temuçin ile Camuka arasındaki çocukluk bağını, kan kardeşliğini ve daha sonra ortaya çıkan hâkimiyet mücadelesini Cengiz Han’ın yükselişinin merkezî olaylarından biri olarak anlatır.

Gazeteci: İnsanları gerçekten yeteneklerine göre mi yükselttiniz, yoksa bu da sonradan oluşturulan bir kahramanlık anlatısı mı?

Cengiz Han:

Bir imparatorluğu yalnızca akrabalarınızla kuramazsınız.

Benim yanımda eski düşman kabilelerden gelen insanlar da vardı. Beni öldürmeye çalışmış olanlardan yetenekli bulduklarımı görevlendirdiğim oldu.

Çünkü savaş meydanı bir insanın soyunu değil, ne yapabildiğini gösterir.

Fakat şunu da saklamayacağım:

Ailem ve oğullarım imparatorluğun en yüksek yerlerinde bulunuyordu. Ben bütün ayrıcalıkları ortadan kaldırmış bir hükümdar değildim.

Yalnızca eski kabile düzenini kırarak bana bağlı yeni bir seçkinler grubu oluşturdum.

İnsanları doğuştan gelen soylarından kurtardım belki.

Ama onları kendi otoriteme bağladım.

Gazeteci: 1206’da Cengiz Han ilan edildiğinizde ne hissettiniz?

Cengiz Han:

Bir zamanlar ailesiyle birlikte terk edilmiş bir çocuktum.

O gün ise daha önce birbirleriyle savaşan toplulukların hükümdarı olarak karşımda duruyorlardı.

Bu yalnızca bir unvan değildi.

Bozkırın eski düzeninin sona erdiğinin ilanıydı.

Fakat o gün kendime şunu söylemedim:

“Artık başardım.”

Tam tersine, henüz başlangıçta olduğumu düşündüm.

Birçok farklı topluluğu yenerek birleştirebilirsiniz. Asıl zorluk, onların çocuklarının yeniden birbirleriyle savaşmasını engellemektir.

Ben kabilelerin üzerinde yeni bir kimlik ve yeni bir bağlılık kurmak istedim.

İnsanlar önce kendi boylarını değil, kurduğumuz büyük birliği düşünmeliydi.

1206 kurultayı Temuçin’in Cengiz Han unvanını alması ve yeni Moğol siyasi düzeninin kurulması açısından temel dönüm noktası kabul edilir. Bu tarihten sonra askerî ve idari görevler yeni bir hiyerarşi içinde düzenlendi.

Gazeteci: Ordunuzu neden onluk, yüzlük ve binlik birlikler hâlinde düzenlediniz?

Cengiz Han:

Çünkü kabile bağlılığının ordu içinde devam etmesi tehlikeliydi.

Aynı boydan gelen savaşçılar yalnızca kendi liderlerini dinlerse büyük bir ordu kuramazsınız.

İnsanları yeni birliklerin içine dağıttım. Eski kabile bağlarının yerine komutanlarına ve büyük hana bağlı bir askerî düzen koydum.

Bu sistem sayesinde emrin kimden geldiği, kimin hangi askerden sorumlu olduğu ve savaş sırasında birliklerin nasıl hareket edeceği daha açık hâle geldi.

Ordumuzun gücü yalnızca iyi at kullanmamızdan veya ok atmamızdan kaynaklanmıyordu.

Hızlı karar alıyor, uzaktan haberleşiyor ve parçalanmadan hareket ediyorduk.

Düşmanlarımız çoğu zaman askerlerimizi gördüklerinde değil, nereden geldiklerini anlayamadıklarında yeniliyordu.

Gazeteci: Şehirlerin teslim olması için neden korkuyu bir silah olarak kullandınız?

Cengiz Han:

Çünkü bir şehrin direnmeden teslim olması, onu uzun süre kuşatmaktan daha az asker kaybetmemizi sağlıyordu.

Direnen bir şehrin ağır biçimde cezalandırıldığı duyulduğunda sıradaki şehir kapılarını açabiliyordu.

Korku, ordudan önce yol alıyordu.

Bu, askerî açıdan etkiliydi.

Fakat etkili olan her şey doğru değildir.

Bir komutan kendi askerlerinin hayatını koruduğunu söyleyebilir. Fakat bunu yaparken karşısındaki insanların hayatını değersiz görüyorsa yalnızca taraf değiştirmiş bir merhametten söz eder.

Ben düşmanlarımın korkusunu yönettim.

Fakat o korkunun yüzyıllar boyunca adımla birlikte anılacağını da kabul etmek zorundayım.

Gazeteci: Fethedilen bazı şehirlerde sivillerin de öldürülmesini nasıl savunabilirsiniz?

Cengiz Han:

Bu soruya zaferlerimi anlatarak cevap veremem.

Savaş dönemimizde teslim olanlarla direnenler arasında farklı uygulamalar vardı. Bazı şehirlerde zanaatkârlar, uzmanlar ve işe yarayacağı düşünülen insanlar ayrıldı.

Fakat bunun ardından yapılanları hafifletmek için kullanılmasına izin vermemeliyim.

Şehirler yıkıldı.

Savaşçı olmayan insanlar öldürüldü.

Aileler dağıldı.

Tarlalar ve su sistemleri zarar gördü.

Bir hükümdar bütün bunlara “savaşın gereği” diyebilir.

Fakat ölen insan için hangi gerekçenin söylendiği sonucu değiştirmez.

Benim için bir şehrin direnmesi, ordumun düzenine meydan okumaktı.

O şehirde yaşayan çocuk için ise babasının verdiği bir karar yüzünden hayatının yok olmasıydı.

Tarih beni yalnızca kurduğum imparatorlukla değil, onun bedelini ödeyen insanlarla da değerlendirmelidir.

Moğol fetihlerinin etkileri bölgeden bölgeye değişmekle birlikte bazı seferler büyük katliamlara, nüfus hareketlerine ve kentlerin ağır biçimde tahrip edilmesine yol açtı. Kesin ölüm sayıları konusunda ortaçağ kaynaklarının verdiği rakamlar güvenilir değildir ve modern tarihçiler arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır.

Gazeteci: Harzemşahlar üzerine yürüyüşünüz bir ticaret kervanının öldürülmesi yüzünden mi başladı?

Cengiz Han:

Yalnızca birkaç tüccarın intikamını almak için bütün bir ülkeye saldırdığımı söylemek olayın büyüklüğünü açıklamaz.

Fakat Otrar’da yaşananlar benim için çok önemliydi.

Gönderdiğimiz ticaret kervanındaki insanlar casuslukla suçlanarak öldürüldü ve mallarına el konuldu.

Ardından hesap sormak için gönderilen elçilere de hakaret edildi; birinin öldürüldüğü aktarıldı.

Elçinin dokunulmazlığı bozkır siyasetinde yalnızca bir gelenek değildi.

Devletler arasındaki ilişkinin temeliydi.

Elçiler öldürülürse sözün yerini yalnızca savaş alır.

Ben bunu kişisel bir hakaret ve ticaret yollarımıza yönelik bir saldırı olarak gördüm.

Fakat verilen karşılığın büyüklüğü ile yapılan suçun aynı ölçüde olup olmadığını soruyorsanız, hayır.

Bir kervanın öldürülmesi şehirlerdeki binlerce insanın ölümünü haklı çıkarmaz.

Otrar’da bir Moğol destekli ticaret kervanının öldürülmesi ve ardından yürütülen başarısız diplomasi, 1219’da başlayan Harzemşah seferinin başlıca tetikleyicisi kabul edilir. Olayın ayrıntıları ve Harzemşah Muhammed’in doğrudan sorumluluğu konusunda kaynaklar arasında farklılıklar vardır.

Gazeteci: Kendinizi dünyanın tamamını yönetmekle görevlendirilmiş biri olarak mı görüyordunuz?

Cengiz Han:

Ebedî Göğün bana güç ve zafer verdiğine inanıyordum.

Düşmanlarımı art arda yenmem, yalnızca kendi yeteneğimle açıklanamayacak kadar büyük görünüyordu.

Bir insan sürekli kazandığında, başarılarının ilahî bir işaret olduğuna inanmaya başlayabilir.

Bu inanç orduma güven verdi.

Fakat hükümdar için tehlikeli bir düşüncedir.

Kendisini göğün seçtiğine inanan kişi, karşısına çıkan her insanı yalnızca siyasi rakip değil, düzene karşı gelen biri olarak görebilir.

O zaman kendi kararlarıyla göğün iradesini birbirinden ayırmak zorlaşır.

Ben dünyayı yönetmem gerektiğine inandım.

Dünyadaki herkesin bu düşünceyi kabul etmek zorunda olmadığını ise savaş meydanında unuttum.

Gazeteci: Farklı dinlere karşı hoşgörülü olduğunuz söyleniyor. Bu gerçek bir inanç özgürlüğü müydü?

Cengiz Han:

İmparatorluğumda farklı inançlardan insanlar vardı.

Şamanlar, Budistler, Müslümanlar ve Hristiyanlar aynı topraklarda bulunuyordu.

Bunların tamamını tek bir inanca zorlamaya çalışsaydım sürekli isyanlarla karşılaşabilirdim.

Din insanlarının bilgiye, yazıya ve halk üzerindeki etkiye sahip olduklarını da biliyordum.

Bu nedenle farklı inançlara alan tanıdım.

Fakat bunu sizin çağınızdaki eşit yurttaşlık düşüncesiyle karıştırmayın.

Benim hoşgörümün içinde siyasi hesap da vardı.

İnsanların inancını değiştirmekten çok itaatini sağlamaya çalışıyordum.

Bir insan vergisini ödüyor, düzeni bozmuyor ve yönetime karşı çıkmıyorsa hangi dilde dua ettiği benim için ikincil kalıyordu.

Moğol yönetimleri farklı dinleri bir arada barındırdı; şamanizm, Budizm, Hristiyanlık, İslam ve başka gelenekler imparatorluğun çeşitli bölgelerinde varlığını sürdürdü. Bu yaklaşım kişisel merak kadar siyasi bütünlük ve yönetim ihtiyacıyla da bağlantılıydı.

Gazeteci: “Cengiz Han’ın Yasası” olarak anlatılan büyük Yasa gerçekten yazılı bir kanun kitabı mıydı?

Cengiz Han:

Ben emirler, kurallar ve kararlar verdim.

Hırsızlık, ihanet, askerî disiplin, ganimetin paylaşılması ve yönetimle ilgili düzenlemeler yapıldı.

Yargı kararlarının kaydedilmesini istedim.

Fakat yüzyıllar sonra insanların elinde baştan sona yazılmış tek bir “Cengiz Han Kanun Kitabı” bulunacağını düşünmeyin.

Kuralların bir kısmı sözlü geleneklere dayanıyordu.

Bir kısmı seferler ve belirli olaylar sırasında verilen emirlerden oluşuyordu.

Benden sonra gelenler de kendi kararlarını bu düzene ekledi.

İnsanlar daha sonra bütün bunları tek ve değişmez bir kitap gibi anlatmış olabilir.

Düzen kurmak istedim.

Fakat hakkımda anlatılan her düzenleme doğrudan benim ağzımdan çıkmış değildir.

“Büyük Yasa”nın tek ve eksiksiz bir kanun metni olarak var olup olmadığı akademik tartışma konusudur. Metnin tamamı günümüze ulaşmamıştır. Moğolların Gizli Tarihi, Şigi Kutuku’ya yargı ve dağıtım kararlarını kaydetme görevi verildiğini aktarır; sonraki kaynaklardaki “Yasa” anlatıları ise farklı dönemlere ait kuralları bir araya getirmiş olabilir.

Gazeteci: Okuma yazma bilmediğiniz hâlde yazılı bir devlet düzeni kurduğunuz söyleniyor. Doğru mu?

Cengiz Han:

Bir hükümdarın her işi kendisinin yapması gerekmez.

Önemli olan, neye ihtiyaç duyulduğunu anlamasıdır.

Bozkırın sözlü gelenekleri küçük toplulukları yönetmek için yeterli olabilirdi. Fakat farklı dilleri konuşan, uzak bölgelerde yaşayan büyük bir nüfusu yalnızca hafızaya dayanarak yönetemezsiniz.

Emirlerin kaydedilmesi, malların sayılması, elçilerin taşıdığı belgeler ve verilen kararların saklanması gerekiyordu.

Uygur yazı geleneğinden yararlandık.

Yazı, kılıcın ulaşamadığı yerde hükümdarın sözünü taşır.

Ben bütün metinleri kendim okuyamasam bile yazının gücünü küçümsemedim.

Bir liderin bilmediği şeyi reddetmesi değil, o konuda bilgili insanları yanına alması gerekir.

Gazeteci: Ticaret yollarını gerçekten korumak mı istediniz, yoksa bu yolları yalnızca ordularınız için mi kullandınız?

Cengiz Han:

Ticaret olmadan bozkırın ihtiyaçlarını karşılamak zordur.

Kumaş, maden, zanaat ürünleri, bilgi ve farklı bölgelerden gelen mallar yollar üzerinden taşınır.

Tüccarlar yalnızca eşya getirmez.

Haber de getirir.

Bu nedenle elçilerin ve ticaret kervanlarının güvenliği benim için önemliydi.

Fakat orduların açtığı bir yolun tüccarlar tarafından kullanılması, o yolun nasıl açıldığını unutturmamalıdır.

Benden sonra imparatorluk büyüdükçe haberleşme istasyonları, geçiş belgeleri ve korunan güzergâhlar daha kapsamlı hâle geldi.

Doğu ile batı arasında insanlar, teknolojiler ve sanat anlayışları daha hızlı hareket etti.

Fakat bu hareketliliğin öncesinde birçok bölge savaş ve yıkım yaşamıştı.

Barıştan söz ederken o barışın hangi savaşların ardından kurulduğunu da hatırlamak gerekir.

Moğol siyasi birliğinin sonraki dönemlerinde geniş ticaret ve haberleşme ağları gelişti; posta istasyonları, elçi belgeleri ve korunan güzergâhlar Asya’nın farklı bölgelerini birbirine bağladı. “Pax Mongolica” olarak adlandırılan bu ortam büyük ölçüde Cengiz Han’ın halefleri döneminde olgunlaştı.

Gazeteci: Bilim insanlarını, zanaatkârları ve ustaları neden öldürmek yerine başka bölgelere gönderiyordunuz?

Cengiz Han:

Bir şehri ele geçirebilirsiniz.

Fakat o şehrin ustalarının sahip olduğu bilgiyi kılıçla elde edemezsiniz.

Kuşatma makineleri yapanlar, hekimler, yazıcılar, madenciler ve sanatkârlar imparatorluk için değerliydi.

Bu nedenle bazıları ayrılarak başka yerlere gönderildi.

Bunu yalnızca bilgiye saygı olarak anlatmak doğru olmaz.

Bu insanların bir bölümü kendi istekleri dışında yerlerinden edildi.

Onların yeteneklerinden yararlandık.

Fakat ailelerini ve şehirlerini kaybetmelerine de neden olduk.

Sonraki dönemlerde farklı kültürlerden ustaların bir araya gelmesi yeni sanatların ve tekniklerin ortaya çıkmasına yardım etti.

Yine de zorunlu göçü güzel bir kültürel buluşma gibi anlatmamalıyız.

Moğol egemenliği altında sanatçıların, zanaatkârların ve uzmanların imparatorluğun farklı bölgelerine taşınması kültürel ve teknik alışverişi artırdı. Ancak bu hareketliliğin önemli bir kısmı fetihlerin ardından gerçekleşen zorunlu yer değiştirmelerden oluşuyordu.

Gazeteci: Kadınların kurduğunuz devlette sanıldığından daha güçlü olduğu doğru mu?

Cengiz Han:

Bozkır hayatında erkekler uzun seferlere çıktığında ailelerin, sürülerin ve kampların yönetimi kadınlara kalırdı.

Bu nedenle kadınların yalnızca çadırın içinde sessizce beklediği bir düzenimiz yoktu.

Annem Höelün, ailemiz terk edildiğinde bizi hayatta tuttu.

Börte hem ailemin hem de hanedanımın merkezindeydi.

Kızlarımın evlilikleri yalnızca aile meselesi değildi; ittifakların ve bölgelerin yönetiminde rol oynuyordu.

Fakat bütün kadınların özgür ve eşit olduğunu söylemeyeceğim.

Savaşlarda kadınlar kaçırıldı, zorla evlendirildi ve ganimet düzeninin parçası hâline getirildi.

Kendi ailemdeki güçlü kadınları anlatırken fethettiğimiz yerlerdeki kadınların yaşadıklarını unutamayız.

Bir toplumda bazı kadınların güç sahibi olması, bütün kadınların adalet içinde yaşadığı anlamına gelmez.

Gazeteci: En büyük oğlunuz Cuci’nin gerçek babasının kim olduğu tartışıldı. Bu mesele imparatorluğun geleceğini etkiledi mi?

Cengiz Han:

Börte kaçırıldıktan sonra geri getirildi ve kısa süre sonra Cuci doğdu.

İnsanlar onun babalığını sorguladı.

Fakat ben onu oğlum olarak kabul ettim.

Buna rağmen kardeşi Çağatay’ın söylediği ağır sözler aile içindeki yarayı büyüttü.

Bir hükümdarın ailesindeki kişisel şüpheler, milyonlarca insanın geleceğini etkileyebilir.

Cuci ile Çağatay arasındaki çatışma, hangisinin büyük han olacağı konusunda sorun çıkarabilirdi.

Bu nedenle Ögeday’ı halef olarak seçtim.

Onun kardeşleri arasında daha fazla denge kurabileceğine inandım.

Fakat bir hükümdar halefini seçse bile oğullarının ve torunlarının gelecekte birbirleriyle savaşmayacağını garanti edemez.

Moğolların Gizli Tarihi, Cuci’nin doğumu çevresindeki tartışmayı ve Çağatay ile yaşanan anlaşmazlığı aktarır. Ögeday’ın halef seçilmesinde kardeşler arasındaki bu gerilimin etkili olduğu kabul edilir. Anlatının hanedan siyaseti içinde kaleme alındığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Gazeteci: İmparatorluğunuzu oğullarınız arasında paylaştırmanız parçalanmanın başlangıcı değil miydi?

Cengiz Han:

Bozkır geleneğinde aile üyelerinin toprak, halk ve görevler üzerinde pay sahibi olması olağandı.

Ben farklı bölgeleri oğullarımın yönetimine bırakırken hepsinin büyük hana bağlı kalmasını istedim.

İmparatorluk bölgelere ayrılabilir fakat tek bir hanedanın ve ortak düzenin altında kalabilirdi.

Kâğıt üzerinde mümkündü.

Gerçekte ise her oğulun, her torunun kendi ordusu, kendi çevresi ve kendi hedefleri vardı.

Bir imparatorluk büyüdükçe merkezinden uzaklaşır.

Uzaklaştıkça da hükümdarın sözü zayıflar.

Ben fetih hızını, bu büyüklükteki bir devletin nasıl kalıcı biçimde yönetileceği sorusundan daha hızlı artırdım.

Benden sonra imparatorluk daha da büyüdü.

Fakat büyüdükçe ortak merkezini koruması zorlaştı.

Gazeteci: Ölümünüzden sonra ordularınızın Avrupa’ya, Çin’e ve Orta Doğu’ya kadar ilerleyeceğini tahmin ediyor muydunuz?

Cengiz Han:

Komutanlarımın ve oğullarımın duracağını düşünmüyordum.

Onlara yalnızca toprak değil, sürekli ilerleyen bir düzen bıraktım.

Ordu, fetih devam ettiği sürece ganimet, itibar ve yeni görevler kazanıyordu.

Durmak yalnızca dışarıdaki düşmanların değil, içerideki rekabetin de yeniden başlamasına yol açabilirdi.

Bu nedenle kurduğum yapı genişlemeye eğilimliydi.

Fakat torunlarımın ordularının ne kadar uzağa ulaşacağını tam olarak bilmem mümkün değildi.

Benim dönemimde başlayan yürüyüşün Bağdat’tan Orta Avrupa’ya, Çin’in tamamından Rus bozkırlarına kadar uzanacağını görmedim.

İmparatorluğu ben kurdum.

Dünyanın tanıdığı büyüklüğe ise oğullarım ve torunlarım taşıdı.

Cengiz Han’ın ölümünden sonra Ögeday ve sonraki hükümdarlar döneminde imparatorluk büyük ölçüde genişledi. Çin, Rusya, Orta Asya, İran ve Doğu Avrupa’nın bazı bölgeleri farklı Moğol hanlıklarının yönetimine girdi.

Gazeteci: Mezarlığınızın yeri neden hâlâ bilinmiyor? Gizlenmesini siz mi emrettiniz?

Cengiz Han:

İnsanlar büyük hükümdarların mezarlarını da büyük görmek ister.

Oysa bozkırda bir insan öldüğünde yeniden toprağa ve göğe karışır.

Mezarımın yerinin gizlenmesini emrettiğime, cenazeyi görenlerin öldürüldüğüne ve üzerinden atlar geçirildiğine dair birçok hikâye anlatıldı.

Bunların hangisinin gerçek olduğunu kesin olarak bildiğinizi söylemeyin.

Ölümüm gibi mezarım da efsanelerin içine karıştı.

Belki bir hükümdarın mezarının bulunmaması, adının unutulmasını sağlamaz.

Tam tersine, insanların onu daha fazla aramasına yol açar.

Benim için önemli olan bedenimin nereye gömüldüğü değil, kurduğum düzenin benden sonra yaşamasıydı.

Gerçek mi, rivayet mi?

Cengiz Han’ın mezarının yeri bilinmemektedir. Cenaze alayındaki herkesin öldürüldüğü veya mezarın üzerinden atlar geçirilerek izlerin silindiği gibi anlatılar yaygındır; ancak bunların ayrıntılarını doğrulayan kesin çağdaş kanıt bulunmamaktadır.

Gazeteci: Kurduğunuz büyük imparatorluğun gelecekte nasıl hatırlanacağını tahmin ediyor muydunuz?

Cengiz Han:

Adımın unutulmayacağını düşünüyordum.

Çünkü düşmanlarım korkuyla, halkım ise kurucu bir hükümdar olarak anlatacaktı.

Fakat aynı kişinin farklı yerlerde bu kadar farklı hatırlanabileceğini belki tam olarak düşünmedim.

Moğol bozkırında dağılmış toplulukları birleştiren, ortak bir devlet kuran ve halkını dünyanın merkezine taşıyan kişi olarak hatırlanabilirim.

Tüccarlar güvenli yolları ve uzak ülkeler arasındaki bağlantıları anlatabilir.

Komutanlar askerî düzenimi inceleyebilir.

Fakat yıkılan şehirlerin çocukları beni yalnızca ölümle hatırlar.

Benim için zafer olan bir olay, başka bir halkın hafızasında felaket olabilir.

Tarih tek bir ağızdan konuşmaz.

Kurduğum imparatorluğun nasıl hatırlanacağını tahmin edebilirdim belki.

Fakat herkesin aynı şekilde hatırlamasını sağlayamazdım.

Bir hükümdar toprakları ele geçirebilir.

Hafızaları ele geçiremez.

Gazeteci: “Milyonlarca insanın atası” olduğunuz yönündeki anlatılar sizi nasıl hatırlamak isteyenlerin oluşturduğu başka bir efsane mi?

Cengiz Han:

İnsanlar büyük bir hükümdarın izini yalnızca haritalarda değil, kendi bedenlerinde de aramak istiyor.

Fakat mezarım bulunmadığı ve bana ait olduğu kesin biçimde bilinen genetik bir örnek olmadığı sürece hangi soy çizgisinin doğrudan bana ait olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir.

Oğullarımın ve torunlarımın geniş bir hanedan oluşturduğu doğrudur.

Fakat bilimsel ihtimal ile kesin tarihî gerçek birbirine karıştırılmamalıdır.

Benim mirasımı anlamak için herkesin benden geldiğini söylemeye gerek yok.

Bazen insanlar bir efsaneye yakın olmak için kendilerine kan bağı kurar.

Oysa tarihî bir kişiye en güçlü bağ, onun yaptıklarını doğru anlamaktır.

Gazeteci: Bugün karşınızda Harzemli, Çinli veya fetihleriniz sırasında ailesini kaybetmiş bir çocuk bulunsaydı ona ne söylerdiniz?

Cengiz Han:

Ona büyük imparatorluklar kurduğumu söylemezdim.

Çünkü kaybettiği ailesinin yanında hiçbir harita büyük değildir.

Ordularımın disiplinini anlatmazdım.

Çünkü onun için o disiplin, şehrine gelen ölüm demektir.

Kendimi çağımın şartlarıyla savunabilirim.

Diğer hükümdarların da savaştığını, şehirlerin de birbirlerini yok ettiğini ve teslim olmayanların ağır biçimde cezalandırıldığını söyleyebilirim.

Fakat başkalarının da zalim olması benim verdiğim kararları masum hâle getirmez.

O çocuktan beni bağışlamasını isteyemem.

Yalnızca tarih yazılırken onun sesinin de benim zaferlerim kadar duyulması gerektiğini söyleyebilirim.

Bir imparatorluk anlatısında yalnızca hükümdarın konuşması, gerçeğin yarısının susturulmasıdır.

Gazeteci: Bugün yaşayan yöneticilere ve insanlara ne söylemek isterdiniz?

Cengiz Han:

Parçalanmış insanları ortak bir amaç çevresinde birleştirmek büyük bir güçtür.

Fakat birlik kurmak ile herkesi korkuyla susturmak aynı şey değildir.

Yeteneği olan insanları doğdukları aileye bakmadan değerlendirin.

Sözünüzü tutun.

Elçilerinizi ve anlaşmaları koruyun.

Bilmediğiniz konularda bilgili insanları yanınıza alın.

Fakat benim yaptığım hatayı da görün:

Gücünüz arttıkça verdiğiniz kararların bedelini kendinizden uzak hissetmeye başlarsınız.

Harita üzerinde bir şehri işaretlersiniz.

O işaretin içinde evler, çocuklar ve hayatlar bulunduğunu unutabilirsiniz.

Korku hızlı itaat sağlar.

Fakat yüzyıllar süren öfke de bırakır.

Ben büyük bir imparatorluk kurdum.

Fakat büyüklük yalnızca ne kadar toprak aldığınızla ölçülmemelidir.

Arkanızda insanların yaşayabileceği bir düzen mi bıraktınız, yoksa adınızı duyduklarında hâlâ korkacakları bir hafıza mı?

Asıl soru budur.

Röportajın Ardından

Cengiz Han’ın nasıl hatırlanması gerektiğine ilişkin tek bir cevap bulunmuyor.

Moğolistan’da o, parçalanmış toplulukları birleştiren ve ortak bir devlet kimliğinin temelini atan kurucu hükümdar olarak görülür.

Fethedilen birçok şehir ve toplumun tarihî hafızasında ise adı büyük yıkımlar, katliamlar ve zorunlu göçlerle birlikte anılır.

Cengiz Han’ın kurduğu askerî ve siyasi düzen, oğulları ve torunları tarafından genişletildi. Moğol egemenliği altında Asya’nın büyük bölümünde haberleşme, ticaret ve kültürel etkileşim hızlandı; sanatçılar, fikirler, teknolojiler ve mallar çok geniş mesafeler arasında dolaştı. Fakat bu bağlantılar, büyük savaşların ve ağır insani kayıpların ardından ortaya çıktı.

Bu nedenle Cengiz Han’ı yalnızca “büyük bir askerî deha” olarak övmek de yalnızca “kana susamış bir barbar” diyerek geçmek de tarihin karmaşıklığını eksik bırakır.

O hem kurucuydu hem yıkıcı.

Hem dağılmış toplulukları birleştirdi hem de başka toplumların düzenini parçaladı.

Hem kıtaları birbirine bağlayan yapının temellerini attı hem de bu yolların öncesinde birçok şehri harabeye çevirdi.

Belki Cengiz Han’ın gelecekte nasıl hatırlanacağını tahmin edip etmediği sorusunun en doğru cevabı şudur:

Adının unutulmayacağını biliyor olabilirdi; fakat aynı adın bir halk için kuruluş, başka bir halk için felaket anlamına geleceğini bütünüyle öngöremezdi.

Bilgilendirme: Bu röportaj gerçek bir görüşme değildir. Sorular ve cevaplar; Cengiz Han’ın hayatı, Moğolların Gizli Tarihi, dönemin kronikleri ve modern tarih araştırmaları temel alınarak hazırlanmış kurgusal bir çalışmadır. Cevaplar Cengiz Han’a ait doğrudan sözler olarak değerlendirilmemelidir. Ortaçağ kaynaklarında efsane, siyasi propaganda ve abartılı rakamlar bulunduğu için tartışmalı ayrıntılar kesin gerçek olarak sunulmamıştır.

Kaynakça

  • Moğolların Gizli Tarihi
  • Ata Melik Cüveynî, Tarih-i Cihan Güşa
  • Reşîdüddin Fazlullah, Câmiü’t-Tevârih
  • Igor de Rachewiltz, The Secret History of the Mongols
  • David Morgan, The Mongols
  • Michal Biran, Chinggis Khan
  • Anne F. Broadbridge, Women and the Making of the Mongol Empire
  • UNESCO, History of Civilizations of Central Asia
  • The Metropolitan Museum of Art, The Legacy of Genghis Khan

Etiketler

Cengiz Han, Tarihle Yüz Yüze, kurgusal röportaj, Moğol İmparatorluğu, Temuçin, Moğolların Gizli Tarihi, Ögeday Han, Cuci, Çağatay, Harzemşahlar, Otrar, Büyük Yasa, Moğol tarihi, tarihî şahsiyetler, dünyaya yön verenler, Cengiz Han röportajı

 

 


Haber : 

Abone Ol