Millî Mücadele’nin Başarıya Ulaşacağına Hangi Anda Kesin Olarak İnandı?
Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’ya geçtiğinde karşısında dağıtılmış bir ordu, işgal edilmiş şehirler, yorgun ve yoksul bir halk vardı.
Peki, bütün bu imkânsızlıkların ortasında Millî Mücadele’nin başarıya ulaşacağına hangi anda kesin olarak inandı?
Bir Milletin Kaderini Değiştiren İnanç Nerede Başladı?
Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’ya geçtiğinde karşısında dağıtılmış bir ordu, işgal edilmiş şehirler, yorgun ve yoksul bir halk vardı.
Peki, bütün bu imkânsızlıkların ortasında Millî Mücadele’nin başarıya ulaşacağına hangi anda kesin olarak inandı?
Samsun’a ayak bastığında mı?
Amasya’da “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derken mi?
İnönü’de düzenli ordunun ilk başarıları kazanıldığında mı?
Yoksa Sakarya’da Yunan ilerleyişi durdurulduğunda mı?
“Tarihle Yüz Yüze” serisinin bu bölümünde, Mustafa Kemal Atatürk’e yalnızca zaferleri değil; yalnız kaldığı günleri, aldığı büyük riskleri, Meclisle ilişkisini, ordunun geri çekildiği anları ve kurtuluşa olan inancının hangi temellere dayandığını soruyoruz.

Nutuk’un Tamamlandığı Günlerde Çankaya’dayız
1927 yılının sonbaharındayız.
Ankara’nın üzerine ağır bir akşam sessizliği çökmüş.
Çankaya Köşkü’nün çalışma odasında büyük bir masa duruyor. Masanın üzerinde sararmış telgraflar, cephe haritaları, kongre tutanakları ve günler boyunca Meclis kürsüsünden okunan Nutuk’un sayfaları bulunuyor.
Bir haritada Samsun’dan Amasya’ya, Erzurum’dan Sivas’a ve Ankara’ya uzanan yol işaretlenmiş. Yanındaki başka bir haritada İnönü, Sakarya, Afyonkarahisar ve İzmir görülüyor.
Mustafa Kemal Paşa pencerenin önünde duruyor.
Aradan sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen odadaki belgeler, 1919’un belirsizliğini yeniden hissettiriyor. Osmanlı Devleti savaştan yenik çıkmış, ordular dağıtılmış, silahlar toplanmış, İstanbul işgal kuvvetlerinin denetimine girmişti. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ise işgallere karşı dağınık direniş hareketleri başlamıştı.
Bugün sonunu bildiğimiz bu mücadelenin başlangıcında zaferin hiçbir garantisi yoktu.
Masaya yaklaşıyor ve Samsun’u gösteren haritaya bakıyoruz.
Röportajımız burada başlıyor.
Tarihle Yüz Yüze: Mustafa Kemal Atatürk ile Millî Mücadele
Gazeteci: Paşam, bugün insanlar Millî Mücadele’nin sonucunu biliyor. Fakat siz 1919’da Anadolu’ya geçtiğinizde ortada kurulmuş bir ordu, tanınmış bir hükûmet veya kesinleşmiş bir zafer yoktu. Mücadelenin başarıya ulaşacağına hangi anda kesin olarak inandınız?
Mustafa Kemal Atatürk: Bu soruya yalnızca bir muharebenin adını vererek cevap vermek doğru olmaz. İnanç, zafer haberinden sonra ortaya çıkmış değildir. Daha İstanbul’dan ayrılmadan önce karşımdaki seçenekleri değerlendirmiştim.
Osmanlı Devleti’nin eski yapısıyla bağımsızlığını koruyamayacağını görüyordum. Yabancı bir devletin himayesine girmek de gerçek bir kurtuluş değildi. Milletin kendi iradesine dayanan bağımsız bir devlet kurmaktan başka doğru bir yol bulunmadığı kanaatine varmıştım.
Samsun’a çıktığımda zaferin hazır olduğuna değil, milletin bağımsızlığını kazanabilecek kudrete sahip olduğuna inanıyordum.
Tarihî dayanak: Atatürk, Nutuk’ta bağımsız ve millî egemenliğe dayanan yeni bir Türk devleti kurma kararını İstanbul’dan ayrılmadan önce düşündüğünü, Samsun’a çıkar çıkmaz uygulamaya başladığını anlatır. Bu, Atatürk’ün 1927’de yaptığı geriye dönük açıklamadır. Kara Harp Okulu – Nutuk, “Benim Kararım”
Gazeteci: O hâlde “19 Mayıs günü kesin olarak zaferden emindiniz” diyebilir miyiz?
Mustafa Kemal Atatürk: Zaferden emin olmakla mücadeleye hangi esasla başlanacağını bilmek birbirinden farklıdır.
Bir komutan, düşmanın gücünü, kendi ordusunun durumunu, ulaşım imkânlarını, silah ve cephane miktarını görmeden askerî zaferin tarihini belirleyemez. Fakat hangi amaç uğrunda mücadele edeceğini belirleyebilir.
Benim için kesin olan, milletin bağımsızlığından vazgeçilemeyeceğiydi. Sonucun elde edilmesi ise milleti örgütlemeye, ortak bir irade oluşturmaya, düzenli bir ordu kurmaya ve doğru zamanda doğru kararları vermeye bağlıydı.
Gazeteci: Önünüzde Amerikan mandası veya İngiliz himayesi gibi seçenekleri savunanlar da bulunuyordu. Neden bunları kesin biçimde reddettiniz?
Mustafa Kemal Atatürk: Çünkü himaye altında yaşamak bağımsızlık değildir.
Millet, kendi geleceği hakkında karar veremiyorsa görünüşte varlığını sürdürse bile özgür sayılamaz. Yoksulluk ve güçsüzlük geçici olabilir. Fakat bağımsızlığın başka bir devlete bırakılması, milletin kendi iradesinden vazgeçmesi demektir.
Bizim hareket noktamız tam bağımsızlıktı.
Atatürk, Nutuk’ta bu düşünceyi “Ya istiklâl ya ölüm” parolasıyla açıklar. Kara Harp Okulu – Nutuk, “Ya İstiklâl Ya Ölüm”
Gazeteci: Fakat Anadolu’ya geçtiğinizde halk uzun savaşlardan çıkmıştı. Ordular terhis edilmiş, ülke yoksullaşmıştı. Böyle bir milletin yeniden mücadele edebileceğini neye dayanarak düşündünüz?
Mustafa Kemal Atatürk: İstanbul’dan bakıldığında Anadolu yorgun ve sessiz görünüyordu. Anadolu’ya geçince bu sessizliğin teslimiyet olmadığını gördüm.
İzmir’in işgali, halkın vicdanında büyük bir tepki meydana getirmişti. Çeşitli şehirlerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetleri kurulmuş, mitingler düzenlenmiş, işgallere karşı bölgesel direnişler başlamıştı.
Eksik olan cesaret değildi. Eksik olan, bu dağınık iradeyi ortak bir hedefte birleştirecek teşkilattı.
Ben millet adına bir irade yaratmadım. Milletin içinde zaten var olan bağımsızlık iradesini gördüm ve onun örgütlü bir güce dönüşmesine çalıştım.
İnancın İlk Açık Belgesi: Amasya Genelgesi
Gazeteci: Öyleyse Millî Mücadele’nin kazanılacağına duyduğunuz inancın ilk somut belgesi hangisidir?
Mustafa Kemal Atatürk: Amasya’da yayımlanan genelge, bu düşüncenin açık bir programa dönüşmesidir.
Orada vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu söyledik. İstanbul Hükûmeti’nin sorumluluğunu yerine getiremediğini belirttik. Kurtuluşun, başka devletlerin vereceği kararlardan değil, milletin kendi azim ve iradesinden doğacağını ilan ettik.
Bu yalnızca bir durum tespiti değildi. Mücadelenin dayandığı siyasî ilkeydi.
Amasya Genelgesi 21–22 Haziran 1919 gecesi son biçimini aldı. “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” hükmü, kurtuluşun kaynağını ilk kez açıkça millet iradesinde gösterdi. Atatürk Ansiklopedisi – Amasya Tamimi
Gazeteci: Bu cümle bir umut ifadesi miydi, yoksa uygulanabilir bir plan mıydı?
Mustafa Kemal Atatürk: Yalnızca umut olsaydı arkasından kongre çağrısı gelmezdi.
Milletin temsilcilerinin bir araya gelmesi, bölgesel direnişlerin birleştirilmesi ve her türlü baskıdan uzak millî bir kurul oluşturulması gerekiyordu. Amasya’dan Erzurum’a, Erzurum’dan Sivas’a uzanan yol bunun için izlendi.
İnanç, teşkilatla desteklenmezse temenniden ibaret kalır. Biz inancı bir programa, programı teşkilata, teşkilatı da millî iradeye dönüştürmeye çalıştık.
Üniformasını Çıkardığı Gece
Gazeteci: 8–9 Temmuz 1919 gecesi askerlik görevinden ayrıldınız. Resmî yetkinizi, rütbenizi ve mesleğinizi kaybetme ihtimalini göze aldınız. O gece yalnız kalabileceğinizi düşündünüz mü?
Mustafa Kemal Atatürk: Elbette bu kararın taşıdığı tehlikeleri biliyordum.
Yetkilerimi devlet görevinden alıyordum. İstifa ettiğimde artık emir verme gücüne sahip bir ordu müfettişi değil, milletin içinde çalışan bir fert olacaktım. Fakat resmî görev ile milletin bağımsızlığı arasında seçim yapmak gerektiğinde tereddüt edemezdim.
Bundan sonrası insanların bana makamımdan dolayı mı, yoksa savunduğumuz davaya inandıkları için mi destek vereceklerini gösterecekti.
Mustafa Kemal Paşa, 8–9 Temmuz gecesi resmî göreviyle birlikte askerlik mesleğinden de ayrıldı. Kâzım Karabekir Paşa’nın kendisini desteklemeyi sürdürmesi, Millî Mücadele’nin devamı bakımından son derece önemliydi. Atatürk Ansiklopedisi – Kâzım Karabekir
Gazeteci: Mücadeleyi sizin tek başınıza başlattığınız ve yürüttüğünüz biçiminde anlatanlar var. Bu tarihî gerçeği tam olarak yansıtır mı?
Mustafa Kemal Atatürk: Hayır.
Liderlik sorumluluğunu üstlendim. Ortak hedefin belirlenmesinde, teşkilatın kurulmasında ve askerî kararların alınmasında büyük sorumluluk taşıdım. Fakat bir milletin kurtuluşu tek bir insanın eseri olarak açıklanamaz.
Kongre delegeleri, Meclis üyeleri, komutanlar, subaylar, askerler, cepheye cephane taşıyan kadınlar, kağnısıyla orduya yardım eden köylüler, haberleşmeyi sağlayan telgrafçılar ve işgal altında direnen şehirler olmadan zafer kazanılamazdı.
Tarihin hakkını vermek, liderin sorumluluğunu inkâr etmeden milletin emeğini de görünür kılmaktır.
Meclisin Açılması: İnancın Kuruma Dönüşmesi
Gazeteci: 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisinin açılması, zaferden emin olmanızı sağladı mı?
Mustafa Kemal Atatürk: Meclisin açılması, mücadelenin yalnızca askerî bir direniş olmadığını gösterdi.
Millet adına karar verecek meşru bir makam kurulmuştu. Ordu bu Meclisin ordusu, hükûmet bu Meclisin hükûmeti olacaktı. Böylece bağımsızlık mücadelesi dağınık yerel kuvvetlerin hareketi olmaktan çıkıp millî egemenliğe dayanan bir devlet mücadelesine dönüştü.
Bu, zafer yolundaki en büyük dayanaklardan biriydi.
Mustafa Kemal Paşa, 24 Nisan 1920’de Mecliste yaptığı konuşmada millî bağımsızlığın ancak milletin birlik, azim ve iradesiyle korunabileceğini belgeler üzerinden anlattı. Millî Savunma Bakanlığı – 24 Nisan 1920 Konuşması
Gazeteci: Fakat Mecliste size karşı çıkanlar, kararlarınızı eleştirenler de vardı. Bu muhalefeti mücadeleye zarar veren bir durum olarak mı gördünüz?
Mustafa Kemal Atatürk: Meclis varsa tartışma da vardır.
Bazı tartışmalar çok sertti. Benim kararlarımı doğru bulmayanlar, yetkilerin genişletilmesine karşı çıkanlar ve savaşın yönetimini eleştirenler oldu. Zaman kaybettiren veya mücadeleyi tehlikeye atan davranışlarla da karşılaştık.
Fakat millî egemenlik yalnızca kararların desteklendiği zaman geçerli olan bir ilke değildir. Meclisin iradesini esas almak, sorumluluğun milletin temsilcileri önünde taşınması demektir.
İnönü: Milletin Kaderinin Değişmeye Başladığı Yer
Gazeteci: Düzenli ordunun İnönü’de kazandığı başarılar sizin için beklediğiniz kesin işaret miydi?
Mustafa Kemal Atatürk: İnönü muharebeleri son derece önemliydi. Çünkü düzenli ordunun kurulabileceğini ve düşmanın ilerleyişinin durdurulabileceğini gösterdi.
Ancak o başarıları savaşın bütünü kazanılmış gibi değerlendirmek doğru olmazdı. Ordunun silah, cephane, ulaşım ve insan gücü bakımından önemli eksikleri devam ediyordu.
İkinci İnönü’den sonra İsmet Paşa’ya gönderdiğim telgrafta milletin kötü talihinin yenildiğini söyledim. Bu söz, yalnızca kazanılan bir mevziyi değil, milletin kendine güvenmeye başlamasını anlatıyordu.
“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz” sözleri, 1 Nisan 1921’de İkinci İnönü Zaferi üzerine gönderilen telgrafta yer aldı. Bu sözün Birinci İnönü’den sonra söylendiği yönündeki aktarımlar yanlıştır. Atatürk Ansiklopedisi – İnönü Muharebeleri
Ordunun Geri Çekildiği Günler
Gazeteci: İnönü zaferlerinden birkaç ay sonra Kütahya-Eskişehir Muharebeleri kaybedildi. Ordu Sakarya’nın doğusuna çekildi. O günlerde yenilgi ihtimaliyle yüzleştiniz mi?
Mustafa Kemal Atatürk: Bir komutan yenilgi ihtimalini görmezden gelerek ordusunu yönetemez.
Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra ordunun daha fazla kayıp vermeden geri çekilmesi gerekiyordu. Toprak kaybetmenin kamuoyunda yaratacağı üzüntüyü biliyordum. Fakat orduyu kaybetmek, toprağı geçici olarak kaybetmekten çok daha ağır sonuç doğuracaktı.
Geri çekilme kararı inançsızlık değildi. Ordunun yeniden hazırlanabilmesi için alınmış askerî bir tedbirdi.
İnanç, gerçekleri inkâr etmek değildir. Gerçekleri bütün ağırlığıyla görüp yine de doğru çözümü arayabilmektir.
Gazeteci: Ankara’nın dahi kaybedilebileceği konuşuluyordu. O anda içinizde hiç şüphe oluşmadı mı?
Mustafa Kemal Atatürk: Tehlikenin büyüklüğü konusunda şüphem yoktu. Fakat milletin bütün imkânları harekete geçirilirse düşmanın durdurulabileceğine inanıyordum.
Ordunun hazırlanması için yalnız cephedeki askerlerin değil, bütün milletin fedakârlığı gerekiyordu. Tekâlif-i Milliye emirleri bu zorunluluktan doğdu. Halktan istenen yardımlar ağırdı; çünkü milletin elinde zaten çok az şey kalmıştı. Fakat ordunun ihtiyaçları karşılanmadan Sakarya’da direnmek mümkün değildi.
Başkomutanlık Yetkileri: Zor Bir Soru
Gazeteci: 5 Ağustos 1921’de Meclisin yetkilerinin bir bölümünü Başkomutan olarak kullanma hakkı aldınız. Millî egemenliği savunurken geniş yetkilerin bir kişide toplanması bir çelişki değil miydi?
Mustafa Kemal Atatürk: Bu yetkiyi kendiliğimden almadım. Büyük Millet Meclisi kanunla verdi ve süresini üç ayla sınırlandırdı.
Cephede kararların çok hızlı alınması gerekiyordu. Fakat yetkinin kaynağı yine Meclisti. Başkomutanlık görevi milletin temsilcilerinden alınmış bir görevdi ve Meclise karşı sorumluluk taşıyordu.
Olağanüstü şartların gerektirdiği yetkiler, kaynağını millî iradeden aldığı ve denetime açık olduğu sürece kişisel hükümranlık anlamına gelmez.
Başkomutanlık Kanunu 5 Ağustos 1921’de TBMM tarafından kabul edildi ve yetkiler başlangıçta üç ayla sınırlandırıldı. Kanunun görüşmeleri TBMM gizli celse tutanaklarında yer almaktadır. TBMM Gizli Celse Zabıtları
Sakarya: İnancın Askerî Gerçekliğe Dönüştüğü Savaş
Gazeteci: Sakarya Meydan Muharebesi kazanıldığında artık Millî Mücadele’nin başarıya ulaşacağından kesin olarak emin oldunuz mu?
Mustafa Kemal Atatürk: Sakarya, savaşın yönünü değiştirdi.
Düşman ordusu Ankara’ya ulaşma ve Millî Mücadele’nin merkezini ortadan kaldırma amacına ulaşamadı. Türk ordusu yalnızca bir savunma hattını korumadı; uzun süren ve çok ağır kayıplara yol açan bir meydan muharebesinde düşmanın saldırı gücünü kırdı.
Bu zaferden sonra askerî ve diplomatik şartlar bizim lehimize değişmeye başladı. Fakat mücadele henüz bitmemişti. Düşman Batı Anadolu’da bulunuyordu. Onu yurttan çıkarabilecek büyüklükte bir taarruz ordusu hazırlamak gerekiyordu.
Dolayısıyla Sakarya, inancın doğduğu an değil; başlangıçtan beri sürdürülen mücadelenin başarıya ulaşabileceğinin savaş meydanında en güçlü biçimde doğrulandığı andı.
Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos–13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşti. Mustafa Kemal Paşa’nın savunmayı tek bir çizgiye bağlamayan emri, muharebenin temel yaklaşımını oluşturdu. Atatürk Ansiklopedisi – Sakarya Meydan Muharebesi
Gazeteci: Sakarya’dan sonra Büyük Taarruz için yaklaşık bir yıl beklendi. Bazıları bu bekleyişi tereddüt olarak değerlendirdi. Gerçekten tereddüt ettiniz mi?
Mustafa Kemal Atatürk: Taarruz etmek istemekle taarruza hazır olmak aynı şey değildir.
Düşmanı durdurmak için gerekli orduyla, düşman ordusunu kuşatıp imha ederek ülkeden çıkaracak ordu arasında büyük fark vardır. Asker sayısı, eğitim, cephane, topçu gücü, ulaşım ve haberleşme hazırlıkları tamamlanmadan yapılacak bir taarruz, bütün mücadelenin kaybedilmesine yol açabilirdi.
Sabır, kararsızlık değildir. Doğru zamanı beklemek de komutanlığın bir parçasıdır.
Zaferin Kesinleştiği An
Gazeteci: Peki, “Artık bu savaş kazanıldı” dediğiniz an hangisiydi?
Mustafa Kemal Atatürk: Askerî bakımdan düşman ordusunun ana kuvvetlerinin 30 Ağustos’ta yenilmesi belirleyici oldu. Bundan sonra amaç, kalan düşman kuvvetlerinin Anadolu’dan çıkarılmasıydı.
Fakat bir milletin bağımsızlığı yalnız savaş meydanında tamamlanmaz. Askerî zaferin diplomasiyle kabul ettirilmesi, millî egemenliğin kurumlaştırılması ve bağımsız devletin dünyaya tanıtılması gerekir.
Bu nedenle 30 Ağustos büyük askerî sonucun, Mudanya silahların susmasının, Lozan ise bağımsızlığın uluslararası hukuk bakımından kabulünün simgesidir.
Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922’de başladı; Başkomutanlık Meydan Muharebesi 30 Ağustos’ta kazanıldı ve Türk ordusu 9 Eylül’de İzmir’e ulaştı. Atatürk Ansiklopedisi – Büyük Taarruz
“Zaferi Önceden Bildiğiniz” Söylenebilir mi?
Gazeteci: Bugünden geriye bakıldığında bütün gelişmeleri en başından gördüğünüz ve sonucu önceden bildiğiniz gibi bir anlatım kuruluyor. Bu doğru mudur?
Mustafa Kemal Atatürk: Geleceği bilmek mümkün değildir.
İnsan şartları inceler, milletin gücünü değerlendirir, doğru hedefi belirler ve karşısına çıkan gelişmelere göre karar verir. Başarı yalnız öngörüden değil; hazırlıktan, teşkilattan, çalışmadan ve gerektiğinde hataları düzeltmekten doğar.
Millî Mücadele’nin yönünü ve temel hedefini başlangıçta belirlemiştim. Fakat bu, her olayın nasıl gelişeceğini önceden bildiğim anlamına gelmez.
Tarihi anlaşılmaz hâle getiren şey, başarı kazanan insanları hata yapmayan ve geleceği eksiksiz bilen kişiler gibi anlatmaktır. Asıl görülmesi gereken, büyük belirsizlikler içinde doğru kararları arama iradesidir.
En Büyük Gücünüz Neydi?
Gazeteci: Ordunuz mu, komutanlarınız mı, Meclis mi, yoksa halkın desteği mi?
Mustafa Kemal Atatürk: Bunları birbirinden ayıramazsınız.
Meclis olmadan mücadelenin meşru iradesi, ordu olmadan vatanı savunacak kuvvet, halkın desteği olmadan ordunun yaşayabileceği kaynak bulunamazdı. Komutanlar ve subaylar bu kuvveti sevk ve idare etti; millet ise bütün yokluğuna rağmen mücadeleyi ayakta tuttu.
Zafer, ortak hedef etrafında birleşen millî iradenin eseridir.
Bugün Yaşasaydınız İnsanlara Ne Söylerdiniz?
Gazeteci: Bugün yaşasaydınız, bağımsızlığın ve Cumhuriyet’in değerini yeterince bilmediğini düşündüğünüz insanlara ne söylerdiniz?
Mustafa Kemal Atatürk: Bağımsızlık yalnız geçmişte kazanılmış bir askerî zafer olarak görülmemelidir.
Bir milletin bağımsızlığı; düşüncede, eğitimde, bilimde, ekonomide, hukukta ve yönetimde kendi kararlarını verebilmesiyle korunur. Cumhuriyet ise milletin kendi geleceğinin sorumluluğunu üstlenmesidir.
Geçmişle övünmek yeterli değildir. O geçmişin hangi fedakârlıklarla meydana geldiğini anlamak ve geleceği bilgiyle, çalışmayla ve ortak sorumlulukla kurmak gerekir.
Bir milletin en büyük güvencesi, kendi kudretini bilmesi ve iradesini başkalarına teslim etmemesidir.
Röportaj Sonrası Değerlendirme
Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele’nin başarıya ulaşacağına ilk kez hangi anda inandığını gün, saat ve dakika vererek belirlemek mümkün değildir.
Fakat kaynaklar üç ayrı aşamayı açık biçimde göstermektedir:
- Kararın zihinde kesinleşmesi: Atatürk’ün Nutuk’taki kendi anlatımına göre İstanbul’dan ayrılmadan önce bağımsız ve millî egemenliğe dayanan yeni bir Türk devleti kurma kararı alınmıştı.
- İnancın dönemdaş bir belgeye dönüşmesi: 21–22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi, kurtuluşun milletin azim ve kararıyla sağlanacağı düşüncesini açıkça ilan etti.
- İnancın askerî gerçeklikle doğrulanması: İnönü zaferleri düzenli ordunun başarabileceğini gösterdi; Sakarya Meydan Muharebesi ise Millî Mücadele’nin askerî ve diplomatik yönünü kesin biçimde değiştirdi.
Bu nedenle “Atatürk ancak Sakarya’dan sonra zafere inandı” demek doğru değildir. Daha isabetli sonuç şudur:
Mustafa Kemal Paşa, kurtuluşun mümkün olduğuna mücadeleye başlarken inanıyordu; Amasya’da bunu millî bir programa dönüştürdü; Sakarya’da ise bu inancın savaş meydanındaki en güçlü karşılığını gördü.
Atatürk’ün tarihî rolünü doğru değerlendirmek, onu tek başına her şeyi yapan efsanevi bir kişi gibi göstermek değildir. Aynı şekilde liderliğinin belirleyici etkisini küçültmek de tarihî gerçeğe uymaz.
O; hedefi belirleyen, dağınık direnişi ortak bir siyasî merkeze yönelten, millî egemenliği mücadelenin temeline yerleştiren, Meclisin açılmasına öncülük eden ve savaşın kritik anlarında başkomutanlık sorumluluğunu üstlenen liderdi.
Zafer ise Meclisin, komutanların, ordunun ve bütün yokluğuna rağmen mücadeleyi destekleyen milletin ortak eseriydi.
Gerçek mi, Rivayet mi?
“Atatürk zafer kazanılacağını Samsun’a ayak bastığı anda biliyordu”
Kısmen yorumdur.
Nutuk’ta bağımsız devlet kurma kararının İstanbul’dan ayrılmadan önce düşünüldüğü ve Samsun’da uygulanmaya başlandığı anlatılır. Fakat Nutuk 1927’de, olayların sonucunun bilinmesinden sonra hazırlanmış geriye dönük bir anlatıdır. Atatürk’ün 19 Mayıs günü gelecekteki bütün askerî gelişmeleri kesin biçimde bildiğini kanıtlayan dönemdaş bir belge yoktur.
“Milletin makûs talihini yendiniz sözü Birinci İnönü’den sonra söylendi”
Yanlıştır.
Söz, 1 Nisan 1921’de kazanılan İkinci İnönü Zaferi üzerine İsmet Paşa’ya gönderilen telgrafta yer aldı.
“Sakarya kazanılınca savaş tamamen bitti”
Yanlıştır.
Sakarya, Yunan ordusunun Ankara yönündeki ilerleyişini durdurdu ve savaşın yönünü değiştirdi. Ancak işgalin sona ermesi için Büyük Taarruz’un hazırlanması ve 1922’de uygulanması gerekti.
“Millî Mücadele yalnızca Mustafa Kemal Atatürk tarafından kazanıldı”
Yanlış ve eksik bir anlatımdır.
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliği belirleyiciydi. Ancak zafer; TBMM’nin, komutanların, subayların, askerlerin, yerel direniş hareketlerinin ve büyük fedakârlık gösteren halkın ortak mücadelesiyle kazanıldı.
Bilgilendirme
Bu röportaj gerçek bir görüşme değildir. Sorular ve cevaplar, tarihî kaynaklarda yer alan bilgiler temel alınarak hazırlanmış kurgusal bir çalışmadır. Cevaplar ilgili şahsiyete ait doğrudan sözler olarak değerlendirilmemelidir.
Tırnak içinde verilen tarihî ifadeler ise belirtilen kaynaklarda yer alan belgelere dayanmaktadır.
Kaynakça
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk 1919–1927, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı. ATAM – Nutuk
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk–Söylev, Türk Tarih Kurumu nüshası. TTK – Nutuk PDF
- Kara Harp Okulu, Nutuk’un “Benim Kararım”, “Ya İstiklâl Ya Ölüm”, “Hedefe Basamak Basamak İlerlemek” ve “Millî Sır” bölümleri. Kara Harp Okulu – Nutuk
- Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Nisan 1920 tarihli TBMM konuşması. Millî Savunma Bakanlığı
- Atatürk Ansiklopedisi – Amasya Tamimi
- Atatürk Ansiklopedisi – Erzurum Kongresi
- Atatürk Ansiklopedisi – Sivas Kongresi
- Atatürk Ansiklopedisi – İnönü Muharebeleri
- Atatürk Ansiklopedisi – Başkomutanlık Kanunu
- Atatürk Ansiklopedisi – Tekâlif-i Milliye Emirleri
- Atatürk Ansiklopedisi – Sakarya Meydan Muharebesi
- Atatürk Ansiklopedisi – Büyük Taarruz
- TBMM, 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanunu görüşmeleri. TBMM Gizli Celse Zabıtları
Etiketler
Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı, 19 Mayıs 1919, Samsun, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, TBMM, İnönü Muharebeleri, Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz, 30 Ağustos, Türk tarihi, Tarihle Yüz Yüze, Atatürk röportajı
Haber :
Paylaşımda sorun mu yaşıyorsunuz?
- Haber sayfasını Chrome veya normal tarayıcınızda açın.
- Tarayıcının sağ üst köşesindeki üç nokta (⋮) menüsüne dokunun.
- Menüden Paylaş seçeneğini seçin.
- Açılan listeden Facebook veya Facebook Lite uygulamasına dokunun.
Bu yöntemle haber bağlantısı, başlığı ve kapak görseli paylaşımınıza doğru şekilde eklenir.
ETİKETLER : Yazdır







