Bulmaca Sitesi: Bilginin Eğlenceyle Buluştuğu Portal.
logo
  •  
    •  » RÖPORTAJLAR
    •  » BİLİM VE YÖN VERENLER
    •  » SPOR
    •  » EĞİTİM
    •  » DÜNYA
    •  » YAZARLARIMIZ
    •  » HABER ARA
    •  » TÜM HABERLER
    •  » VİDEOLU HABERLER
    •  » TÜM MAKALELER
    •  » FOTO GALERİ
    •  » VİDEO GALERİ
    •  » GÜNÜN HABERLERİ
    •  » İNGİLİZCE
  • KELİME AVI
  • GÜNCEL
  • HARF SEÇMELİ
  • GİZLİ KELİME
  • QUİZ BULMACA
  • KARE BULMACA
  • ARDUNİO
  • YAŞAM
20 Ağustos 2026 Perşembe
  1. RÖPORTAJLAR

Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi Hırsı mı?

 Yayınlanma : 20-08-2026 | 08 : 11 27
 Güncelleme : 20-08-2026 | 08 : 11 27
Haber Görseli
Bu görsel, yapay zekâ ile oluşturulmuş temsili bir canlandırmadır.
        

Napolyon Bonapart, Fransız Devrimi’nin yarattığı karmaşadan çıkarak Avrupa’nın en güçlü hükümdarlarından biri hâline geldi. Orduları kralları devirdi, sınırları değiştirdi ve karşısına çıkan koalisyonları defalarca mağlup etti.

Ancak kazandığı her zafer, onu daha büyük bir mücadeleye sürükledi. İspanya’da büyüyen direniş, İngiltere’yi ekonomik olarak çökertme girişimi, 1812 Rusya Seferi ve Avrupa devletlerinin giderek güçlenen ittifakı, imparatorluğunun temellerini sarstı.

Peki Napolyon’u gerçekten düşmanları mı yendi?

Yoksa nerede duracağını bilemeyen kendi hırsı mı?


Bu görsel, yapay zekâ ile oluşturulmuş temsili bir canlandırmadır.

Atlas Okyanusu’nun Ortasındaki Sürgün Evindeyiz

1819 yılının rüzgârlı bir akşamındayız.

Atlas Okyanusu’nun ortasında, Afrika kıyılarından binlerce kilometre uzakta bulunan Saint Helena Adası’ndayız.

Adanın üzerini ağır bulutlar kaplamış. Longwood House’un pencerelerine çarpan rüzgâr, odanın içindeki sessizliği zaman zaman bozuyor. Dışarıda İngiliz askerleri nöbet tutuyor. Ufukta ise yalnızca gri gökyüzüyle karanlık okyanus birbirine karışıyor.

Çalışma odasının duvarlarında Avrupa haritaları asılı.

İtalya, Mısır, Avusturya, Prusya, İspanya ve Rusya…

Bir zamanlar Napolyon’un ordularının yürüdüğü yollar şimdi yalnızca haritaların üzerinde duruyor.

Masanın üzerinde birkaç kitap, yarım bırakılmış notlar ve geçmiş seferleri gösteren çizimler bulunuyor. Odanın diğer tarafında, yeşil üniformasının üzerine gri paltosunu geçirmiş bir adam ayakta bekliyor.

Karşımızdaki kişi, bir zamanlar milyonlarca insanın kaderi hakkında karar verebilen Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart.

Şimdi ise dünyanın en uzak adalarından birinde, düşmanlarının gözetimi altında yaşayan bir sürgün.

Tarih boyunca sayısız hükümdar yenildi.

Fakat çok azının yenilgisi, kendi başarıları kadar büyük bir tartışmaya dönüştü.

Napolyon’a sormak için karşısına oturuyoruz:

Onu yenilgiye götüren şey gerçekten düşmanları mıydı, yoksa kendi hırsı mı?

Not: Aşağıdaki söyleşi tarihî bilgilerden hareketle hazırlanmış kurgusal bir röportajdır. Napolyon’a verilen cevaplar birebir tarihî alıntılar değildir.


Tarihle Yüz Yüze: Napolyon Bonapart

Napolyon Bonapart, bugün karşınızda Avrupa haritaları değil, yalnızca okyanus var. Bu manzaraya baktığınızda ne görüyorsunuz?

Napolyon Bonapart:

Mesafeyi görüyorum.

Paris’e, Fransa’ya, savaş meydanlarına ve bir zamanlar emrim altında bulunan ordulara olan mesafeyi…

Fakat insan sürgüne gönderildiğinde yalnızca ülkelerden uzaklaştırılmaz. Kendi geçmişine de uzaktan bakmaya mecbur bırakılır.

Burada bir savaş meydanı yok. Top sesleri, ulaklar, emir bekleyen mareşaller yok. Bu yüzden insan, zaferlerini de yenilgilerini de daha açık görmek zorunda kalıyor.

Avrupa’yı değiştirebilecek kadar güçlüydüm.

Ama belki de onu sonsuza kadar yönetebileceğime inanacak kadar kendime güveniyordum.


Korsika’da dünyaya gelen bir çocuk, nasıl Fransa İmparatoru oldu?

Napolyon Bonapart:

Ben Fransa’nın merkezinde, büyük bir sarayın içinde doğmadım.

Korsika’da dünyaya geldim. Ailem soylu kabul edilse de büyük bir servetimiz yoktu. Fransa’daki askerî okullarda eğitim gördüğüm zaman konuşmam, kökenim ve yalnızlığım beni diğer öğrencilerden ayırıyordu.

Bu durum beni zayıflatmadı.

Daha fazla çalışmaya, daha hızlı düşünmeye ve kendimi kanıtlamaya zorladı.

Topçuluğu seçtim çünkü orada soyadından çok hesap önemliydi. Bir topun menzili, bir ailenin unvanına göre değişmez. Matematik doğruysa sonuç da doğrudur.

Fransız Devrimi eski düzeni sarstığında, benim gibi yetenekli fakat büyük bir hanedana mensup olmayan insanlar için yeni kapılar açıldı.

Ben o kapılardan yalnızca geçmedim.

Onları ardıma kadar açtım.


Fransız Devrimi size yükselme fırsatı verdi. Fakat daha sonra kendinizi imparator ilan ettiniz. Devrimin ideallerine ihanet etmediniz mi?

Napolyon Bonapart:

Devrim, Fransa’ya özgürlük getirdi ama aynı zamanda kargaşa, şiddet ve istikrarsızlık da getirdi.

Ben iktidarı ele aldığımda ülke yorulmuştu. İnsanlar her gün değişen hükümetlerden, ekonomik belirsizlikten ve iç çatışmalardan bıkmıştı. Onlara düzen vaat ettim.

Fakat sorunuz haklıdır.

Cumhuriyetin içinden yükseldim ve sonunda başıma taç koydum.

Ben bunu Devrim’i ortadan kaldırmak olarak değil, onun kazanımlarını güçlü bir devlet içinde korumak olarak görüyordum. Kanun önünde eşitlik, yeteneğe göre yükselme ve feodal ayrıcalıkların kaldırılması devam etti.

Ama iktidarı paylaşmak istemediğim de doğrudur.

Devrim kralların yönetimini sorgulamıştı. Ben ise kendimi eski krallardan farklı görsem bile zamanla bir hükümdarın sahip olduğu bütün yetkileri elimde topladım.

Tarih burada sözlerime değil, yaptıklarıma bakacaktır.


1799’daki hükûmet darbesi olmasaydı iktidara demokratik yollarla gelebilir miydiniz?

Napolyon Bonapart:

O günlerin Fransa’sını bugünün ölçüleriyle değerlendirmek kolaydır.

Direktuvar güçsüzdü. Siyasi çekişmeler büyüyor, devlet otoritesi sarsılıyor ve halk yeni bir iç karışıklıktan korkuyordu. Ben kendimi Fransa’yı kurtaran kişi olarak görüyordum.

Fakat iktidarı seçim kazanarak almadım.

Askerî itibarımı siyasi güce dönüştürdüm. Direnenleri etkisiz hâle getirdim ve yeni yönetimin merkezine kendimi yerleştirdim.

Buna düzen getirmek de diyebilirsiniz, darbe de.

İkisi de aynı olayın farklı yüzleridir.


1804’te tacı kendi ellerinizle başınıza koymanız ne anlama geliyordu?

Napolyon Bonapart:

Gücümü başka bir hükümdardan ya da dinî makamdan almadığımı göstermek istiyordum.

Ben eski bir hanedanın mirasçısı değildim. Beni Fransa’nın başına getiren şey doğumum değil, ordudaki başarılarım ve kurduğum siyasi düzendi.

Tacın kendi ellerimle başıma konulması şu mesajı taşıyordu:

“Beni buraya bir başkası getirmedi.”

Fakat geriye dönüp baktığımda bunun başka bir anlamı daha olduğunu görüyorum.

İnsan tacını kendi elleriyle başına koyduğunda, bir süre sonra onu yalnızca yine kendisinin çıkarabileceğine inanmaya başlıyor.

Asıl tehlike belki de buydu.

Napolyon, 2 Aralık 1804’te Notre-Dame Katedrali’nde Fransızların İmparatoru olarak taç giydi. Törene Papa VII. Pius da katıldı. Fondation Napoléon


Austerlitz’te Avusturya ve Rusya ordularını mağlup ettiniz. Bu zafer sizi yenilmez olduğunuza inandırdı mı?

Napolyon Bonapart:

Austerlitz yalnızca kazandığım bir savaş değildi. Planladığım savaşın, neredeyse düşündüğüm biçimde gerçekleşmesiydi.

Düşmanlarımın zayıf olduğumu sanmasını sağladım. Ordumun sağ kanadını bilerek savunmasız gösterdim. Onlar kuvvetlerini oraya yönelttiklerinde merkezleri zayıfladı ve beklediğim anda saldırdım.

Bir komutan için bundan daha etkileyici bir duygu yoktur:

Savaş başlamadan önce gördüğünüz tablonun, savaş alanında gerçeğe dönüşmesi…

Fakat büyük zaferlerin görünmeyen bir tehlikesi vardır. Size doğru karar verdiğinizi öğretmekle kalmaz, her zaman doğru karar vereceğinize de inandırır.

Austerlitz bana gücümü gösterdi.

Belki sınırlarımı görmemi de engelledi.


Sizi yalnızca savaşlarla hatırlamak haksızlık olmaz mı? Fransa’ya ne bıraktınız?

Napolyon Bonapart:

Ben yalnızca ordular yönetmedim.

Devlet yönetimini merkezîleştirdim, eğitim kurumlarını yeniden düzenledim, mali sistemi güçlendirdim ve kanunları belirli bir bütünlük içinde topladım.

En önemli eserlerimden biri Medeni Kanun’dur.

Bir insanın kanun karşısındaki yeri, yalnızca hangi ailede doğduğuna göre belirlenmemeliydi. Mülkiyet hakkı, sözleşmeler ve medeni ilişkiler açık kurallara bağlanmalıydı.

Ordularımın kazandığı toprakların çoğunu kaybettim.

Fakat kanunların ve kurumların etkisi sınırlar değiştikten sonra da yaşamaya devam etti.

Bir hükümdarın gerçek mirası bazen haritadaki renklerde değil, insanların hayatını düzenleyen kurallarda bulunur.


Ancak basını kontrol ettiniz, muhaliflerinizi susturdunuz ve yönetimi kendi elinizde topladınız. Bu nasıl özgürlük anlayışıydı?

Napolyon Bonapart:

Ben özgürlükten önce düzeni düşündüm.

Çünkü düzenin olmadığı yerde özgürlüğün de uzun süre yaşayamayacağına inanıyordum. Fakat devletin güvenliğini koruma düşüncesi ile her türlü eleştiriyi tehdit olarak görme arasında ince bir sınır vardır.

Ben o sınırı çoğu zaman aştım.

Gazetelerin sayısını azalttım. Yönetimime karşı çıkanları izlettim. Halkın düşüncelerini yönlendirmeye çalıştım.

Bunları Fransa’yı korumak için yaptığımı söylüyordum.

Fakat iktidar sahibi bir insanın kendisini korumakla ülkesini korumayı birbirine karıştırması çok kolaydır.


Kardeşlerinizi ve yakınlarınızı Avrupa tahtlarına yerleştirmeniz, liyakat anlayışınızla çelişmiyor muydu?

Napolyon Bonapart:

Avrupa’nın eski hanedanları bana düşmandı. Kurduğum düzeni koruyacak, güvenebileceğim yöneticilere ihtiyaç duyduğumu düşünüyordum.

Bu yüzden aile üyelerimi çeşitli krallıkların başına getirdim.

Ancak bir insanın kardeşiniz olması, iyi bir hükümdar olacağı anlamına gelmez.

Bazıları kendi çıkarlarını düşündü. Bazıları yönettikleri halkları anlayamadı. Bazıları ise benim emirlerimle ülkelerinin ihtiyaçları arasında kaldı.

Eski hanedanları eleştirirken kendi hanedanımı kurmaya çalıştım.

Bu çelişkiyi inkâr edemem.


Avrupa devletleri neden size karşı defalarca birleşti? Sizi yok etmek mi istiyorlardı, yoksa kendilerini sizden mi koruyorlardı?

Napolyon Bonapart:

İlk yıllarda Avrupa monarşileri Fransız Devrimi’nden korkuyordu. Devrimin düşüncelerinin kendi ülkelerine yayılmasından endişe ediyorlardı.

Ben yükseldiğimde ise korkularının merkezinde artık yalnızca Devrim değil, doğrudan doğruya ben vardım.

Fransa’nın güçlenmesini istemiyorlardı. İngiltere, Avusturya, Rusya ve Prusya kendi çıkarlarını korumaya çalışıyordu. Koalisyonların bir kısmı bana karşı kurulmuştu; fakat ben de kazandığım her zaferden sonra Avrupa düzenini biraz daha kendi irademe göre şekillendirdim.

Bu nedenle düşmanlarımın sayısı arttı.

Onlar bana saldırdığı için savaştığımı söyleyebilirim.

Fakat fethettiğim topraklar büyüdükçe, devletlerin benden korkmasına da ben sebep oldum.


İngiltere’yi savaş meydanında yenemeyince Kıta Ablukası’nı başlattınız. Bu karar neden başarılı olmadı?

Napolyon Bonapart:

İngiltere’nin gücü yalnızca ordusunda değildi.

Donanması denizleri kontrol ediyor, ticareti ekonomisini ayakta tutuyor ve Avrupa’daki düşmanlarımı mali olarak destekleyebiliyordu.

Onu karadan işgal edemediğim için ekonomik olarak boğmaya çalıştım. Avrupa limanlarının İngiliz mallarına kapatılmasını istedim.

Fakat bir kıtanın ticaretini emirlerle tamamen durduramazsınız.

Kaçakçılık büyüdü. Müttefiklerim zarar görmeye başladı. Rusya kurallara uymak istemedi. Ablukayı sürdürebilmek için daha fazla ülkeye baskı yapmam gerekti.

İngiltere’yi yalnız bırakmak amacıyla kurduğum sistem, sonunda beni daha fazla ülkeyle karşı karşıya getirdi.


İspanya’ya müdahale ederek kardeşiniz Joseph’i tahta çıkarmak büyük bir hata mıydı?

Napolyon Bonapart:

İspanya yönetiminin zayıf olduğunu gördüm. Ülkeyi kendi sistemime bağlayabileceğimi düşündüm.

Taht değiştirmenin, bir savaş meydanında hükümdar değiştirmek kadar kolay olacağına inandım.

Yanıldım.

Bir başkenti ele geçirebilirsiniz. Bir kralı tahttan indirebilirsiniz. Fakat bir halkın kendisini yönetme isteğini yalnızca askerî emirlerle ortadan kaldıramazsınız.

İspanyol direnişçiler ordularımı sürekli yıprattı. İngiliz kuvvetleri Portekiz ve İspanya üzerinden savaşa dâhil oldu. Çok sayıda askerimi, enerjimi ve kaynağımı burada tüketmek zorunda kaldım.

İspanya bana, savaşın yalnızca düzenli ordular arasında yapılmadığını öğretti.

Fakat bu dersi çok pahalıya öğrendim.

1808–1814 arasındaki Yarımada Savaşı’nda İspanyol ve Portekiz kuvvetleri, Britanya’nın desteğiyle Fransız hâkimiyetini aşındırdı ve Napolyon’un ilk kez tahttan indirilmesinde önemli rol oynadı. National Army Museum


Rusya’ya yürümeye neden karar verdiniz?

Napolyon Bonapart:

Çar Aleksandr’ın İngiltere’ye karşı uyguladığım ekonomik sisteme bağlı kalmasını istiyordum.

Rusya geri adım attıkça kurduğum düzenin diğer ülkeler tarafından da sorgulanacağını düşündüm. Ona boyun eğdirirsem Avrupa üzerindeki otoritemin yeniden kesinleşeceğine inanıyordum.

Amacım Rusya’nın tamamını fethetmek değildi.

Rus ordusunu büyük bir savaşta yenmek ve Çar’ı yeniden anlaşmaya zorlamak istiyordum.

Fakat Ruslar beklediğim gibi davranmadı. Kesin bir mücadeleye girmek yerine geri çekildiler. Ben ilerledikçe ikmal hatlarım uzadı, askerlerim yoruldu ve ordum dağılıp küçülmeye başladı.

Bir noktadan sonra ben Rus ordusunu takip etmiyordum.

Kendi kararımın peşinden gidiyordum.


Rusya Seferi’ni yalnızca kış şartları mı kaybettirdi?

Napolyon Bonapart:

Hayır.

Soğuk orduma korkunç zarar verdi. Fakat felaket kış bastırmadan önce başlamıştı.

Mesafeler büyüktü. Yollar kötüydü. Yiyecek ve hayvan yemi bulmak zorlaşıyordu. Hastalıklar yayılıyor, atlar ölüyor ve birlikler geride kalıyordu.

Rus ordusu geri çekilirken bizim yararlanabileceğimiz kaynakları azaltıyordu. Ben ise onları kesin bir savaşa zorlamak için daha fazla ilerliyordum.

Kış, zaten zayıflamış bir orduya son darbeyi vurdu.

Her şeyi soğuğa bağlamak, kararı veren komutanı sorumluluktan kurtarmak olur.

1812 seferindeki kayıplar yalnızca çatışma ve soğuktan kaynaklanmadı; açlık, hastalık, ikmal sorunları ve Rus ordusunun geri çekilme stratejisi de belirleyici oldu. Fondation Napoléon


Moskova’ya ulaştığınızda neden geri dönmediniz?

Napolyon Bonapart:

Moskova’nın ele geçirilmesinin Çar’ı barış istemeye zorlayacağını düşündüm.

Daha önce bir başkenti ya da önemli bir şehri kaybeden devletler müzakere masasına gelmişti. Rusya’nın da aynı şekilde davranmasını bekledim.

Fakat Moskova büyük ölçüde boşaltılmıştı ve şehirde çıkan yangınlar barınma imkânlarını azalttı. Çar barış istemedi.

Ben yine de bekledim.

Çünkü geri dönmek, kararımın sonuçsuz kaldığını kabul etmek anlamına geliyordu.

Bazen bir komutan ordusunu düşmandan değil, kendi itibarını kaybetme korkusundan dolayı tehlikeye atar.

Moskova’da beklemem, savaş meydanında verilmiş bir emirden çok gururun verdiği bir karardı.


Yüz binlerce askeri kişisel ihtirasınız uğruna ölüme göndermekle suçlanıyorsunuz. Buna ne cevap verirsiniz?

Napolyon Bonapart:

Bir hükümdar ya da komutan zafer kazandığında anıtlar onun adına dikilir.

Fakat o zaferin bedelini çoğu zaman adı bilinmeyen askerler öder.

Ben ordumu severdim. Askerlerimi tanır, onların cesaretini över ve aralarına girmekten çekinmezdim. Onlar da birçok savaşta bana büyük bağlılık gösterdi.

Fakat onları çok fazla savaşa götürdüm.

Her seferin devletin güvenliği için gerekli olduğunu düşündüm. Her yeni zaferin kalıcı barışı getireceğine inandım. Oysa kazandığım zaferler barışı yaklaştırmak yerine yeni savaşların kapısını açtı.

Bir komutan askerlerinin cesaretinden sürekli yararlanıyorsa, sonunda o cesareti tüketir.

Ben yalnızca düşman ordularının gücünü değil, kendi askerlerimin dayanabileceği sınırı da yanlış hesapladım.


Rusya’daki felaketten sonra neden daha sınırlı bir barışa razı olmadınız?

Napolyon Bonapart:

Çünkü yıllarca yalnızca güç üzerinden pazarlık yaptım.

Karşımdakilere şartları ben kabul ettirmiştim. Toprak bırakmayı, geri çekilmeyi veya daha küçük bir Fransa’yı kabul etmeyi zayıflık olarak görüyordum.

Düşmanlarım ise artık beni yalnızca sınırlandırmak istemiyordu. Yeniden güç topladığım anda karşılarına çıkacağıma inanıyorlardı.

Onlar bana güvenmiyordu.

Ben de onlara güvenmiyordum.

Barış için iki tarafın da bir noktada durması gerekir. Fakat ben durduğum anda kaybedeceğimi düşünüyordum.

Sonunda durmayı reddettiğim için çok daha fazlasını kaybettim.


Leipzig’deki yenilgi, imparatorluğun sonunu mu hazırladı?

Napolyon Bonapart:

Rusya’dan döndüğümde yeni bir ordu kurdum.

Fakat kaybettiğim tecrübeli askerlerin ve atların yerini kısa sürede doldurmak mümkün değildi. Düşmanlarım da artık eski düşmanlarım değildi. Benim savaş yöntemlerimi öğrenmişlerdi.

Birbirlerinden kopmak yerine birlikte hareket etmeye başladılar. Benim bulunduğum ana kuvvetle doğrudan çarpışmaktan kaçınıyor, mareşallerimin yönettiği orduları hedef alıyorlardı.

Leipzig’de yalnızca bir savaşı kaybetmedim.

Yıllarca birbirinden ayırarak yendiğim devletlerin, bu kez bana karşı birlikte kalmayı öğrendiğini gördüm.

Bir komutanın en büyük avantajı, rakiplerinin hatalarını tekrar etmesidir.

Benim rakiplerim artık tekrar etmiyordu.


Elba Adası’na gönderildikten sonra Fransa’ya dönmek yeni bir cesaret gösterisi miydi, yoksa hırsınızın son hamlesi miydi?

Napolyon Bonapart:

İkisi de.

Elba’da bulunduğum sırada Fransa’daki gelişmeleri takip ediyordum. Bourbon yönetiminin halkın ve ordunun tamamında güçlü bir karşılık bulamadığını gördüm.

Fransa’ya döndüğümde beni durdurmak için gönderilen askerler karşıma geçti. Onlara ateş etmelerini söyledim. Fakat onlar silahlarını bana çevirmek yerine yanıma katıldılar.

Paris’e doğru ilerlerken yeniden imparator olabileceğimi anladım.

Bu, hayatımın en olağanüstü dönüşlerinden biriydi.

Fakat aynı zamanda Avrupa devletlerinin beni bir daha kabul etmeyeceğini de biliyordum. Döndüğüm anda yeni bir savaşın başlayacağı belliydi.

Yine de döndüm.

Çünkü bir kez imparator olmuş bir insan için sıradan bir hayat, bazen sürgünden daha ağır gelir.


Waterloo’da sizi Wellington mı yendi, Blücher mi, hava şartları mı, yoksa kendi hatalarınız mı?

Napolyon Bonapart:

Waterloo tek bir kişinin, tek bir hatanın ya da tek bir anın sonucu değildi.

Wellington kuvvetlerini sağlam bir savunma hattına yerleştirdi. Askerleri saldırılarımıza direndi. Prusya ordusu beklediğimden daha hızlı toparlandı ve savaş alanına ulaştı.

Ben iki ordu birleşmeden onları ayrı ayrı yenmek istedim. Bu, doğru bir düşünceydi. Fakat planın uygulanması sırasında zaman kaybedildi, haberleşme sorunları yaşandı ve Prusyalıların hareketi gerektiği gibi engellenemedi.

Zemin yağmurdan dolayı ağırdı. Saldırı gecikti. Ancak mağlubiyeti yalnızca çamura bağlamak doğru değildir.

Benim karşımda kararlı iki komutan ve birlikte hareket eden iki ordu vardı.

Waterloo’da düşmanlarım görevlerini yerine getirdi.

Ben ise daha önce yaptığım gibi savaşın bütün parçalarını kendi irademe göre yönlendiremedim.

18 Haziran 1815’teki Waterloo Muharebesi’nde Wellington komutasındaki müttefik kuvvetlerin direnişi ve Blücher’in Prusya ordusunun yetişmesi Napolyon’un son yenilgisini hazırladı. National Army Museum


Düşmanlarınızın sayısı mı çoktu, yoksa siz mi çok fazla düşman yarattınız?

Napolyon Bonapart:

Fransa yükseldiği için bana karşı çıkan devletler vardı.

Fakat yönettiğim topraklar genişledikçe, akrabalarımı tahtlara yerleştirdikçe ve ülkeleri ekonomik sistemime zorladıkça daha fazla insanı karşıma aldım.

Bir hükümdar, bütün komşularının kendisine karşı birleştiğini görüyorsa yalnızca komşularının niyetini sorgulamamalıdır.

Kendi davranışlarının onları neden bir araya getirdiğini de düşünmelidir.

Ben Avrupa devletlerini birçok kez savaş meydanında yendim.

Fakat onları, bana karşı mücadele etmekten vazgeçiremedim.

Her zaferimden sonra yeniden ordu kurdular. Çünkü benim de yeni taleplerle karşılarına çıkacağıma inanıyorlardı.

Düşmanlarım çoktu.

Ama bazılarının düşmanım hâline gelmesinde benim de payım vardı.


Öyleyse sizi yenilgiye götüren temel şey hırsınız mıydı?

Napolyon Bonapart:

Hırs olmasaydı Korsika’dan çıkıp Fransa’nın başına geçemezdim.

Hırs, beni çalışmaya, öğrenmeye ve kimsenin mümkün görmediği kararları almaya yöneltti. Ordularımın başında Alpler’i aşarken de Austerlitz’te savaşırken de bu güç benimleydi.

Fakat insanı yükselten özellik, sınır tanımadığında onu aşağıya da çekebilir.

Ben başarıyı korumakla yetinmedim.

Her zaferden sonra daha büyük bir düzen kurmaya çalıştım. Avrupa’nın yalnızca Fransa’yla barış içinde yaşamasını değil, benim kurduğum sisteme göre hareket etmesini istedim.

Hırsım beni imparator yaptı.

Fakat aynı hırs, geri çekilmem gereken anlarda ilerlememe; uzlaşmam gereken zamanlarda yeni şartlar istememe ve durmam gereken yerde yeniden savaşmama neden oldu.

Düşmanlarım beni savaş meydanında yendi.

Fakat onlara bu fırsatı veren kararların birçoğunu ben aldım.


En büyük hatanız hangisiydi?

Napolyon Bonapart:

Tek bir hata seçmek kolay değildir.

İspanya’da bir halkın iradesini küçümsedim.

Rusya’da mesafeyi, ikmali ve zamanın düşmanım olabileceğini yeterince dikkate almadım.

İngiltere’yi ekonomik olarak çökertmek isterken bütün kıtayı kurallarıma uymaya zorladım.

Düşmanlarımın her yenilgiden sonra yeniden birleşebileceğini küçümsedim.

Fakat bunların üzerinde başka bir hata vardı:

Geçmişte kazandığım zaferlerin, gelecekte vereceğim kararların da doğru olacağını sanmak.

Bir insanın tecrübesi ona yol gösterebilir.

Ama kendi yanılmazlığına inanırsa tecrübe, gözlerinin önünde duran gerçeği görmesini de engelleyebilir.


Bugün sizi kahraman olarak görenler de var, milyonlarca insanı savaşa sürükleyen bir hükümdar olarak görenler de. Hangisi gerçek Napolyon?

Napolyon Bonapart:

İkisi de tarihin baktığı yere göre ortaya çıkan görüntülerdir.

Ben Fransız devletini yeniden düzenledim. Yeteneğin önünü açtım. Kanunları bir araya getirdim. Savaş meydanlarında çağımın büyük ordularını mağlup ettim.

Fakat aynı zamanda yönetimi merkezîleştirdim, muhalefeti sınırlandırdım ve Avrupa’yı yıllarca süren savaşların içinde bıraktım.

Beni yalnızca kahraman olarak anlatanlar savaşların bedelini görmez.

Beni yalnızca bir zorba olarak anlatanlar ise kurduğum kurumların ve değiştirdiğim düzenin etkisini görmez.

Tarih bir insanı bütünüyle aklamak ya da bütünüyle mahkûm etmek zorunda değildir.

Bazen asıl doğruluk, başarının da bedelin de aynı kişide bulunduğunu kabul etmektir.


Tarihî Not: Napolyon’u Gerçekten Ne Yendi?

Napolyon’un çöküşünü tek bir sebebe bağlamak tarihî tabloyu eksik bırakır.

Onu yenilgiye götüren başlıca etkenler şunlardı:

  • İngiltere’nin deniz gücü, ticari kaynakları ve Avrupa koalisyonlarına sağladığı mali destek
  • İspanya ve Portekiz’de yıllarca süren direniş
  • Kıta Ablukası’nın Avrupa ekonomilerinde yarattığı baskı
  • 1812 Rusya Seferi’ndeki ikmal, hastalık, açlık, mesafe ve hava şartları
  • Tecrübeli asker ve özellikle süvari kayıplarının telafi edilememesi
  • Avrupa devletlerinin Napolyon’un yöntemlerini öğrenerek daha uyumlu hareket etmesi
  • Napolyon’un uygun barış fırsatlarında geri adım atmak istememesi
  • İmparatorluğu askerî zaferlerle sürekli genişletme çabası

Bu nedenle ana sorunun en dengeli cevabı şudur:

Napolyon’u savaş meydanında düşmanları yendi; fakat düşmanlarının birleşmesini ve güçlenmesini kolaylaştıran şartların önemli bölümünü kendi hırsı oluşturdu.

Başka bir ifadeyle:

Düşmanları son darbeyi vurdu, fakat Napolyon yenilginin yolunu kendi kararlarıyla açtı.


Gerçek mi, Rivayet mi?

Napolyon çok kısa boylu muydu?

Büyük ölçüde rivayet.

Napolyon’un ölümünden sonra kaydedilen boyu, eski Fransız ölçüleri İngiliz ölçüleriyle karıştırıldığı için uzun süre yanlış yorumlandı. Yaklaşık 1,68–1,69 metre civarında olduğu ve dönemindeki Fransız erkekleri için olağan dışı derecede kısa olmadığı kabul edilir.

İngiliz karikatüristlerin onu küçük ve öfkeli göstermesi de bu algının yayılmasında etkili oldu.


Napolyon tacı Papa’nın elinden alarak kendi başına mı koydu?

Özü itibarıyla gerçek, fakat anlatımı çoğu zaman dramatikleştirilir.

Papa VII. Pius törende bulunuyordu. Ancak Napolyon tacını kendi başına koyarak iktidarının doğrudan bir dinî makamdan gelmediğini gösterdi. Ardından Joséphine’i de taçlandırdı.


Napolyon’un elini sürekli ceketinin içine koyması mide ağrısından mı kaynaklanıyordu?

Bunu doğrulayan kesin bir kanıt yoktur.

Elin ceketin içine yerleştirildiği duruş, Napolyon’a özgü değildi. Dönemin portrelerinde sakinlik, ölçülülük ve saygınlık göstergesi olarak kullanılan yaygın bir pozdu.


Napolyon’u yalnızca “General Kış” mı yendi?

Hayır.

Rusya Seferi sırasında ordu, ağır kış şartları başlamadan önce de hastalık, susuzluk, yiyecek sıkıntısı, uzun ikmal yolları, firarlar ve at kayıpları nedeniyle ciddi biçimde zayıflamıştı. Soğuk, felaketi ağırlaştırdı; ancak tek sebep değildi.


Napolyon zehirlenerek mi öldürüldü?

Kesin olarak kanıtlanmış değildir.

Saç örneklerinde arsenik bulunması zehirlenme iddialarını doğurdu. Ancak arsenik o dönemin ilaçlarında, kozmetik ürünlerinde ve çeşitli günlük malzemelerde bulunabiliyordu. Ölümünden sonra yapılan otopsi kayıtları ve sonraki incelemeler, mide kanserini en güçlü açıklama olarak öne çıkarmaktadır.

Napolyon, 5 Mayıs 1821’de Saint Helena’daki Longwood House’da hayatını kaybetti. Fondation Napoléon


Bugün Yaşasaydınız…

Bugünün dünyasında bir ülkenin başına geçseydiniz yine savaşarak mı yükselmeye çalışırdınız?

Napolyon Bonapart:

Bugünün gücü yalnızca ordularla ölçülmüyor.

Ekonomi, teknoloji, bilgi, iletişim ve insanların güveni, bir ülkenin kaderini savaş meydanlarından daha fazla belirleyebiliyor.

Benim dönemimde haritalar toplarla değiştiriliyordu. Bugün ise bazen bir buluş, bir fabrika, bir ekonomik karar ya da insanların düşüncelerini etkileyen bir mesaj, orduların yapabileceğinden daha büyük sonuçlar doğurabilir.

Fakat insan tabiatı bütünüyle değişmedi.

Gücü elinde bulunduran kişi hâlâ kendisini vazgeçilmez sanabilir. Başarı kazanan lider hâlâ her konuda haklı olduğuna inanabilir. Bir ülke hâlâ kendi çıkarını bütün dünyanın çıkarı olarak görebilir.

Bugün yaşasaydım belki savaş meydanlarında değil, devlet yönetiminde, bilimde ve ekonomide mücadele ederdim.

Fakat asıl sınavım yine aynı olurdu:

Nerede duracağımı bilmek.


Tarihin Karşısında Napolyon Bonapart

Napolyon Bonapart, sıradan bir askerî başarı hikâyesinden çok daha fazlasıdır.

O, Fransız Devrimi’nin açtığı fırsatlardan yararlanarak yükseldi; fakat sonunda devrilen kralların yerine kendi hanedanını kurmaya çalıştı.

Kanun önünde eşitlik düşüncesini güçlendirdi; fakat siyasi özgürlükleri sınırlandırdı.

Avrupa’nın en büyük ordularını mağlup etti; fakat fethettiği halkların iradesini her zaman anlayamadı.

Rakiplerini defalarca barış istemeye zorladı; fakat kendisi geri çekilmesi gereken zamanlarda uzlaşmayı kabul etmedi.

Onu yenilgiye götüren yalnızca Wellington, Blücher, Çar Aleksandr ya da İngiliz donanması değildi.

Napolyon’un gerçek rakibi, kazandığı başarıların ardından büyüyen kendi yenilmezlik inancıydı.

Hırsı olmasaydı tarihin en güçlü hükümdarlarından biri olamazdı.

Fakat hırsına sınır koyabilseydi, belki de kurduğu imparatorluğu bu kadar kısa sürede kaybetmezdi.

Napolyon’un hayatından geriye kalan en güçlü ders şudur:

İnsanı zirveye taşıyan özellik, kontrol edilmediğinde onu zirveden düşüren şeye dönüşebilir.


Kaynakça

  • Fondation Napoléon – Napolyon’un yaşam kronolojisi
  • Fondation Napoléon – 1812 Rusya Seferi
  • Fondation Napoléon – Niemen’den Moskova’ya Rusya Seferi
  • National Army Museum – Yarımada Savaşı
  • National Army Museum – Waterloo Muharebesi
  • Fondation Napoléon – Saint Helena ve Longwood House
  • English Heritage – Napolyon’un Saint Helena sürgünü ve ölümü

 

 


Haber : 


Paylaşımda sorun mu yaşıyorsunuz?
Mobil Facebook paylaşımında haber bağlantısı görünmüyorsa:
  1. Haber sayfasını Chrome veya normal tarayıcınızda açın.
  2. Tarayıcının sağ üst köşesindeki üç nokta (⋮) menüsüne dokunun.
  3. Menüden Paylaş seçeneğini seçin.
  4. Açılan listeden Facebook veya Facebook Lite uygulamasına dokunun.

Bu yöntemle haber bağlantısı, başlığı ve kapak görseli paylaşımınıza doğru şekilde eklenir.

ETİKETLER : Yazdır

  • Napolyon Bonapart

  Yorumlar

Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış
Abraham Lincoln: Köleliğe Karşı Verdiği Mücadelede Ülkesinin Bölünmesini Göze Almış mıydı
Abraham Lincoln: Köleliğe Karşı Verdiği Mücadelede Ülkesinin Bölünmesini Göze Almış mıydı?
Fatih Sultan Mehmet İstanbulu Fethedeceğine En Başından Beri İnanıyor muydu
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u Fethedeceğine En Başından Beri İnanıyor muydu?
Kanuni Sultan Süleyman: Gücünün Zirvesindeyken Aldığı En Zor Karar Neydi
Kanuni Sultan Süleyman: Gücünün Zirvesindeyken Aldığı En Zor Karar Neydi?
Nene Hatun: Aziziye Tabyasına Doğru İlerlerken Korkuyor muydu
Nene Hatun: Aziziye Tabyası’na Doğru İlerlerken Korkuyor muydu?
Piri Reis ile Yüz Yüze: Dünya Haritasını Hazırlarken Hangi Kaynaklardan Yararlandınız
Piri Reis ile Yüz Yüze: Dünya Haritasını Hazırlarken Hangi Kaynaklardan Yararlandınız?

 Dünyadan


  • Dünyada Son 24 Saatte Öne Çıkan 4 Gelişme bir duyuru
    Dünyada Son 24 Saatte Öne Çıkan 4 Gelişme bir duyuru
  • Roma’yı Sonsuza Dek Değiştiren İmparator
  • PHP'de Ternary Operatör Kullanımı: Kapsamlı Rehber
  • Futbol nedir , forvet , santrafor kime denir
  • Kızıl Nehir Felaketi 1931
  • İngiltere'nin en yüksek beyaz tebeşir kayalıkları
  • Sıradışı kral : Kral Faysal
  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

 Çok Okunanlar


  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
  • Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi Hırsı mı
    Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi ..
  • Fatih Sultan Mehmet İstanbulu Fethedeceğine En Başından Beri İnanıyor muydu
    Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u Fethedeceğine En Başından Beri ..
  • Abraham Lincoln: Köleliğe Karşı Verdiği Mücadelede Ülkesinin Bölünmesini Göze Almış mıydı
    Abraham Lincoln: Köleliğe Karşı Verdiği Mücadelede Ülkesinin Bölünmesini ..
  • Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi Hırsı mı
    Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi ..
  • Çağları Aşan Zihin: Leonardo da Vinci Kimdir
    Çağları Aşan Zihin: Leonardo da Vinci Kimdir?
  • Gökyüzüne Bakıp Dünyanın Yerini Değiştiren Adam: Galileo Galilei Kimdir
    Gökyüzüne Bakıp Dünyanın Yerini Değiştiren Adam: Galileo Galilei ..
  • Bakmak Yetmez, Fark Edebilir misiniz Gizli Nesne Oyununun Tüm Sahneleri Açıldı
    Bakmak Yetmez, Fark Edebilir misiniz? Gizli Nesne Oyununun ..
  • Nene Hatun: Aziziye Tabyasına Doğru İlerlerken Korkuyor muydu
    Nene Hatun: Aziziye Tabyası’na Doğru İlerlerken Korkuyor muydu?
  • Mimar Sinan ile Yüz Yüze: Selimiye Camiinde Neyi Başarmak İstediniz
    Mimar Sinan ile Yüz Yüze: Selimiye Camii’nde Neyi ..

 Editörden


  • Tarihin En Büyük İsimleri Sorularımızın Karşısına Oturuyor: “Tarihle Yüz Yüze” Başlıyor
    Tarihin En Büyük İsimleri Sorularımızın Karşısına Oturuyor: “Tarihle Yüz Yüze” Başlıyor
  • Kırk Yıllık Sır Ortaya Çıkıyor! "Şehrin Sırrı"nda Geçmişin Kapıları Aralanıyor
  • Şehrin Sırrı Başlıyor: Büşra’nın Dünyası ile İngilizce’de Yepyeni Bir Hikâye Serisi Yayında
  • Tehlikeli QR Kodlara Karşı Güvenli Tarama
  • Çileğin tarihçesi , yetiştirildiği ülkeler ve kullanıldığı alanlar
  • Ülkemizde kutlanan önemli gün ve haftalar
  • Oryantiring nedir nasıl oynanır
  • Türkiye'de ilk sinema ve gösterime giren film
  • Atatürk de 1935 yılından vefatına kadar yurt gezilerinde kullandı

 Son Haberler


  • Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi Hırsı mı?
    Onu Yenilgiye Götüren Şey Düşmanları mıydı, Yoksa Kendi Hırsı mı
  • Abraham Lincoln: Köleliğe Karşı Verdiği Mücadelede Ülkesinin Bölünmesini Göze Almış mıydı?
    Abraham Lincoln: Köleliğe Karşı Verdiği Mücadelede Ülkesinin Bölünmesini Göze Almış mıydı
  • Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u Fethedeceğine En Başından Beri İnanıyor muydu?
    Fatih Sultan Mehmet İstanbulu Fethedeceğine En Başından Beri İnanıyor muydu
  • Kanuni Sultan Süleyman: Gücünün Zirvesindeyken Aldığı En Zor Karar Neydi?
    Kanuni Sultan Süleyman: Gücünün Zirvesindeyken Aldığı En Zor Karar Neydi
  • ANA SAYFA
  • İLETİŞİM
    • » İletişim Bilgileri
  • Bize Ulaşın
  • GALERİ
    • » Foto Galeri
    • » Video Galeri
  • duyurular
  • HNS-ALFA Haber Sitesi
Bulmaca Sitesi: Bilginin Eğlenceyle Buluştuğu Portal.
©  bulmacasitesi.com.tr
İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.