Barbaros Hayreddin Paşa: Denizlerin Padişahı
Akdeniz’de kurduğu üstünlüğün sırrı cesareti mi, denizcilik bilgisi mi, yoksa taşıdığı büyük sorumluluk muydu?
Midilli’de küçük bir ticaret gemisiyle başlayan denizcilik hayatı; onu Kuzey Afrika kıyılarına, Cezayir’in idaresine, Osmanlı donanmasının başına ve Preveze’de kazanılan tarihî zafere taşıdı.
Barbaros Hayreddin Paşa hiçbir zaman “Akdeniz benimdir” demedi. Böyle bir söze ihtiyaç da duymadı. Çünkü onun adına konuşan; kazandığı savaşlar, yetiştirdiği denizciler ve karşısına çıkmakta tereddüt eden düşman donanmalarıydı.
Bugün ezgilerde onun için söylenen “Akdeniz benimdir” ifadesi, Barbaros’a ait tarihî bir söz değil; ulaştığı deniz gücünün yüzyıllar sonra halkın hafızasında aldığı sembolik biçimdir.
Peki onu “Denizlerin Padişahı” yapan neydi?
Sayıca üstün donanmalar karşısında geri çekilmemesi mi, denizi ve rüzgârı okuyabilmesi mi, yoksa kazandığı zaferleri yalnız kendisine ait görmeyen vakur kişiliği mi?
Röportaj hakkında: Aşağıdaki söyleşi, Barbaros Hayreddin Paşa’nın hayatına ilişkin tarihî kaynaklardan hareketle hazırlanmış kurgusal bir röportajdır. Sorular ve cevaplar birebir tarihî konuşma değildir. Tarihî olaylar kaynaklara dayanırken cevaplarda kullanılan ifadeler, onun yaşadığı çağ, kararları ve bilinen hayat çizgisi gözetilerek edebî biçimde kurulmuştur.

Preveze Önlerinde, Büyük Savaştan Bir Gece Önceyiz
1538 yılının eylül ayındayız.
Gece, Preveze açıklarında demirleyen Osmanlı kadırgalarının üzerine ağır ağır çöküyor. Denizin yüzeyi sakin görünse de ufkun ardında Avrupa’nın güçlü devletleri tarafından oluşturulmuş büyük bir müttefik donanması bekliyor.
İspanyol, Venedik, Ceneviz, Papalık, Portekiz ve Malta gemilerinin sancakları aynı denizde dalgalanıyor.
Başlarında, Avrupa’nın en tecrübeli deniz komutanlarından biri olan Andrea Doria bulunuyor.
Kaynaklardaki rakamlar birbirinden farklı olmakla birlikte düşman donanmasının gemi, asker ve ateş gücü bakımından Osmanlı donanmasından belirgin biçimde üstün olduğu biliniyor. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde aktarılan hesaplardan birine göre Barbaros’un emrinde 122 kadırga ve yaklaşık 20 bin asker bulunurken müttefik kuvvetler 300’ü aşan savaş ve nakliye gemisiyle yaklaşık 55 bin askere sahipti.
Osmanlı gemilerinde ise sessiz fakat yoğun bir hazırlık sürüyor.
Kürekler gözden geçiriliyor. Toplar temizleniyor. Halatlar sıkılıyor. Gözcüler, düşman gemilerindeki fenerleri saymaya çalışıyor.
Amiral gemisinin kamarasında büyük bir harita açık.
Haritanın üzerinde Narda Körfezi, Preveze Kalesi, sığlıklar, kıyılar ve düşman donanmasının bulunduğu noktalar işaretlenmiş.
Masanın başında iri yapılı, gür sakallı, ağır bakışlı bir adam duruyor.
Bir zamanlar Midilli ile Selânik arasında ticaret yapan Hızır Reis…
Ağabeyi Oruç Reis’le birlikte Kuzey Afrika kıyılarında mücadele eden denizci…
Cezayir’in hâkimi…
Kanuni Sultan Süleyman’ın Osmanlı donanmasının başına getirdiği kaptanıderya…
Barbaros Hayreddin Paşa.
Dışarıdan bir gözcünün sesi duyuluyor:
“Paşam, düşman donanması yerini koruyor.”
Barbaros, haritanın üzerinden başını kaldırıyor.
“Denizi gözetmeye devam edin. Gece, sabaha ne bırakacak görelim.”
Dışarıda leventlerin ayak sesleri duyulurken tarihî röportajımız başlıyor.
“Denize Hükmetmek İsteyen Önce Ona Saygı Duymalıdır”
Paşam, yarın karşınızda sizden çok daha büyük bir donanma bulunacak. Bu gece zihninizden neler geçiyor?
Bir kumandanın zihninden önce vazifesi geçmelidir.
Karşımızdaki donanmanın büyüklüğünü biliyoruz. Gemilerini, toplarını ve komutanlarını küçümsemiyoruz. Düşmanı küçümseyen, kendi askerinin hayatını da küçümsemiş olur.
Fakat denizde yalnızca sayı konuşmaz.
Geminin yapısı, kürekçinin gücü, topçunun vakti, kaptanın kararı, kıyının şekli ve rüzgârın yönü de konuşur. Büyük bir donanma yanlış yerde tutulursa büyüklüğü ona yük olabilir.
Biz denize güvenerek değil, hazırlığımıza güvenerek çıkacağız. Neticeyi ise Allah bilir.
Düşmanınızın sayıca üstün olması leventlerinizde kaygı meydana getirmiyor mu?
Levent, karşısındaki gemileri elbette görür. Fakat arkasındaki arkadaşını, önündeki kaptanı ve içinde bulunduğu kadırgayı da bilir.
Cesaret, tehlikeyi görmemek değildir. Tehlikeyi gördükten sonra vazifeni terk etmemektir.
Ben leventlerime “Düşman zayıftır” demem. Bu doğru olmaz. Onlara, “Düşman güçlüdür; öyleyse biz daha dikkatli, daha disiplinli ve birbirimize daha bağlı olacağız” derim.
Midilli’de Başlayan Deniz Yolculuğu
Sizi bugün bütün Akdeniz tanıyor. Fakat hayatınız küçük bir ticaret gemisiyle başladı. O günlere döndüğünüzde ne görüyorsunuz?
İnsan sonradan taşıdığı unvanlarla doğmaz.
Ben de denizi önce savaş meydanı olarak değil, geçim kapısı olarak tanıdım. Midilli, Selânik ve Eğriboz arasında ticaret yaptım. Mal taşıdım, liman bekledim, fırtınaya yakalandım, rüzgârın ne zaman döneceğini öğrenmeye çalıştım.
Ticaret gemisi insana sabrı öğretir. Bir limana erken varmak istersiniz ama rüzgâr izin vermez. Yükünüzü korumak istersiniz ama dalga gemiyi sınar.
Sonradan savaş gemilerinin başına geçtiğimde o günlerin bana öğrettiklerini unutmadım. Deniz, acele edenle kibirleneni aynı şekilde cezalandırabilir.
Demek ki büyük bir amiral olmadan önce denizin talebesiydiniz?
Denizin ustası olduğunu söyleyen kişi, öğrenmeyi bırakmış demektir.
Bir ömür denizde kalırsınız; yine de karşınıza daha önce görmediğiniz bir rüzgâr, akıntı veya dalga çıkar. İnsan denize sahip olmaz. Ancak onun işaretlerini okumayı öğrenir.
Tarihî Not
Barbaros Hayreddin Paşa’nın yaklaşık 1478’de Midilli’de doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Hızır’dır. Gençliğinde yaptırdığı bir gemiyle Midilli, Selânik ve Eğriboz arasında ticaret yaptığı, hayatını anlattırdığı Gazavât-ı Hayreddin Paşa ile diğer tarihî kaynaklarda aktarılmaktadır.
Bir Ağabey, Bir Komutan: Oruç Reis
Hayatınızdan Oruç Reis’i çıkardığımızda Barbaros Hayreddin Paşa’nın hikâyesi eksik kalır mı?
Hem de çok eksik kalır.
Oruç benim ağabeyim olduğu kadar yol arkadaşımdı. Denizde beraber öğrendik, beraber savaştık, beraber kaybettik. Aynı gemide bulunan iki kardeş yalnız kan bağıyla değil, aynı tehlikeye bakarak da birbirine bağlanır.
Onun cesareti büyüktü. Fakat yalnız cesur değildi. İnsanları arkasından götürebilecek bir iradesi vardı.
Bugün benim adımla anlatılan bazı yolların ilk taşlarını Oruç döşedi.
Oruç Reis’in 1518’de Tilimsân’da hayatını kaybettiğini öğrendiğinizde mücadeleyi bırakmayı düşündünüz mü?
Kardeş kaybı, bir kumandanın omuzlarındaki zırhla hafifletilemez.
İnsan önce kardeşini kaybeder. Sonra beraber kurduğu hayalleri, yarım kalan konuşmaları ve bir daha dönemeyeceği günleri düşünür.
Fakat bize güvenmiş insanlar vardı. Korunmayı bekleyen şehirler, savunulması gereken limanlar ve ardımızdan gelen denizciler bulunuyordu.
Acı insanı ya olduğu yerde bırakır ya da ona daha ağır bir sorumluluk yükler. Benim için ikincisi oldu.
Onun intikamını almak mı istediniz?
İntikam öfkeyle alınan bir karar olabilir. Devlet ve millet işi ise öfkeye bırakılamaz.
Kardeşimin hakkını unutmadım. Fakat yalnız öfkeyle hareket etseydim onun emanet ettiği insanları da tehlikeye atardım. Meselemiz bir kişiyi cezalandırmaktan daha büyüktü. İspanyol baskısı altındaki kıyılarda kalıcı bir düzen kurulmalıydı.
Tarihî Not: “Barbaros” Adı
Batılılar, kızıl sakalı nedeniyle “Barbarossa” adını başlangıçta Oruç Reis için kullandı. Oruç Reis’in ölümünden sonra bu ad Hızır Reis için de kullanılmaya başlandı. “Hayreddin” adı ise Yavuz Sultan Selim’in onu Cezayir hâkimi olarak tanıması sürecinde yerleşti.
Dolayısıyla “Barbaros”, Hızır Reis’in doğumunda kendisine verilmiş bir isim değildir.
Endülüs’ten Gelen İnsanlar ve Cezayir Mücadelesi
Kuzey Afrika’ya yönelmenizde yalnızca ganimet ve yeni liman arayışı mı etkiliydi?
O yıllarda Batı Akdeniz’de yalnız gemiler değil, insanlar da yer değiştiriyordu.
Endülüs’te baskı gören Müslümanlar yurtlarını terk etmek zorunda kalıyordu. Aileler parçalanıyor, insanlar yıllarca yaşadıkları şehirlerden çıkarılıyordu. İspanya ise Kuzey Afrika kıyılarındaki hâkimiyetini genişletmek istiyordu.
Biz denizde yalnız kendimize bir yer aramadık. Bize sığınan ve yardım isteyen insanların sesini de işittik.
Bir gemi bazen savaşçı taşır, bazen silah taşır. Bazen de geride bırakmak zorunda kaldığı memleketine son kez bakan bir aileyi taşır.
Kaynaklarda çok sayıda Endülüs Müslümanının gemilerinizle Kuzey Afrika’ya taşındığı anlatılıyor. Bu sizin için askerî bir görev miydi, insanî bir sorumluluk mu?
Zulümden kaçan bir insanı güvenli bir kıyıya ulaştırmak için ona hangi adla yardım ettiğinizin önemi yoktur.
O insanlar gemilerimize bindiğinde bazıları yanına yalnız bir bohça alabilmişti. Bizim için bir sefer olan yolculuk, onlar için bütün hayatlarının değişmesiydi.
Onları yalnız yolcu sayamazdık.
TDV İslâm Ansiklopedisi, Barbaros’un filosunun Endülüs Müslümanlarının Kuzey Afrika’ya taşınmasında önemli rol oynadığını ve Cezayir’e getirilenlerin sayısının kaynaklarda 70 bine kadar çıkarıldığını aktarmaktadır. Bu rakamın uzun bir döneme yayılan tahliyeleri ifade ettiği anlaşılmalıdır.
“Neden Osmanlı Himayesine Girdiniz?”
Cezayir’de kendi gücünüzü kurmuşken neden Osmanlı padişahının himayesini istediniz?
İnsan kendi gücünü doğru ölçmezse hem kendisine hem yanındakilere zarar verir.
Karşımızda yalnız bir şehir veya birkaç gemi yoktu. İspanya büyük bir devletti. Arkasında geniş imkânlar, askerler ve donanmalar bulunuyordu. Kuzey Afrika’da kalıcı olmak için mücadeleyi birkaç reisin şahsî gücünden çıkarmak gerekiyordu.
Osmanlı himayesi, bu mücadelenin bir devlet düzenine kavuşması demekti.
Bu kararı makam kazanmak için değil, kurduğumuz yapının bizden sonra da yaşayabilmesi için verdik.
Bağımsız bir deniz reisiyken büyük bir devletin emrine girmek zor olmadı mı?
Kendi başına buyruk olmakla hür olmak aynı şey değildir.
Eğer aldığınız karar binlerce insanın hayatını etkiliyorsa yalnızca istediğiniz gibi hareket edemezsiniz. Devletin emrine girmek sorumluluğunuzu azaltmaz; aksine artırır.
Biz bir sancağın altına girdik. O sancak da arkamızdaki insanlara kuvvet ve güven verdi.
Tarihî Not: Cezayir’in Osmanlı’ya Bağlanması
Oruç Reis’in ölümünden sonra Hızır Reis, Osmanlı desteğini güçlendirmek için Cezayir halkının 1519 tarihli başvurusunu Yavuz Sultan Selim’e ulaştırdı. Yavuz, Hızır’ı Cezayir hâkimi olarak tanıdı; asker ve asker toplama imkânı sağladı. Cezayir’de hutbenin Osmanlı padişahı adına okunmasıyla bölge Osmanlı hâkimiyetine bağlandı.
Bu gelişme Barbaros’un yalnız savaşçı değil, uzun vadeli siyasî kararlar alabilen bir yönetici olduğunu gösterir.
Korsan mıydınız, Deniz Gazisi mi, Devlet Amirali mi?
Avrupa kaynaklarının bir kısmı sizi “korsan” olarak anıyor. Siz kendinizi nasıl tanımlardınız?
İnsanları hangi tarafta durduklarına göre farklı adlarla anarlar.
Bir tarafın korsan dediğine, öteki taraf gazi veya reis diyebilir. Fakat bir kelime, yapılan her işi açıklamaya yetmez.
Bizim faaliyetlerimiz düşman devletlerin gemilerine, askerî üslerine ve hâkimiyet kurmaya çalıştıkları kıyılara yöneliyordu. Zamanla Osmanlı devlet düzeninin ve donanmasının bir parçası olduk.
Elbette savaşın sertliği vardı. Gemiler ele geçiriliyor, mallara el konuluyor ve insanlar esir alınıyordu. Bunlar yalnız bizim tarafımızın değil, o çağın Akdeniz’indeki bütün güçlerin uyguladığı yöntemlerdi.
Fakat “Herkes yapıyordu” demek yaşanan acıları yok etmez. Savaşın galibi için ganimet olan şey, kaybeden için evi ve hayatıdır.
Bugünün insanları kıyı baskınlarını, esir alınan insanları ve ele geçirilen ticaret gemilerini eleştirirse ne söylersiniz?
Her çağ kendi hesabını vermelidir.
Bizim çağımızın denizinde bugünün kuralları yoktu. İspanya, Venedik, Ceneviz, Malta şövalyeleri ve diğer kuvvetler de aynı sert düzenin içindeydi. Esaret ve fidye Akdeniz savaşlarının parçasıydı.
Fakat geçmişi anlamak, geçmişte yapılan her şeyi doğru kabul etmek değildir.
Bizi değerlendirirken içinde bulunduğumuz dünyayı hesaba katın. Ama acı çeken insanları da tarihin kenarına itmeyin.
Tarihî Değerlendirme: Korsanlık Meselesi
Bugünkü anlamıyla “deniz haydutluğu” ile 16. yüzyıldaki devlet güdümlü korsanlık aynı şey değildir. Dönemin korsanları çoğu zaman hükümdarların, şehirlerin veya siyasî yapıların izni ve desteğiyle düşman kabul edilen devletlere karşı faaliyet gösteriyordu.
Barbaros kardeşlerin erken dönem faaliyetleri bu Akdeniz korsanlığı ve deniz gaziliği geleneği içinde değerlendirilir. Hızır Reis’in Osmanlı hâkimiyetine girmesi ve daha sonra kaptanıderya olmasıyla faaliyetleri doğrudan bir devlet donanmasının komutası hâline geldi.
Bu tarihî çerçeve, savaşlarda yaşanan yağma ve esaretin insanî sonuçlarını ortadan kaldırmaz; fakat Barbaros’u günümüzdeki anlamıyla devletsiz bir deniz haydudu olarak tanımlamanın da eksik olduğunu gösterir.
Kanuni’nin Huzuruna Çıkan Denizci
Kanuni Sultan Süleyman sizi İstanbul’a çağırdığında ne düşündünüz?
Çağrının yalnız şahsımla ilgili olmadığını biliyordum.
Akdeniz’de büyüyen bir mücadele vardı. Andrea Doria’nın faaliyetleri, İspanya’nın gücü ve Venedik’in denizlerdeki varlığı karşısında Osmanlı’nın düzenli ve güçlü bir donanmaya ihtiyacı bulunuyordu.
Cezayir’de edindiğimiz tecrübenin artık daha büyük bir hizmet için kullanılacağı belliydi.
Cezayir’in hâkimiyken Osmanlı donanmasının kaptanıderyası olmak sizin için bir yükseliş miydi?
Makam, insanın oturduğu yerden çok taşıdığı yükü büyütür.
Cezayir’de bir kıyının ve halkın sorumluluğunu taşıyordum. Kaptanıderya olduğumda imparatorluğun tersaneleri, gemileri, denizcileri ve deniz yolları da o sorumluluğa eklendi.
Bunu yükselmek diye görseydim makamın hakkını veremezdim. Benim için yeni ve daha ağır bir vazifeydi.
Osmanlı donanmasında değiştirmek istediğiniz ilk şey neydi?
Gemi yapmak tek başına donanma kurmak değildir.
Gemiyi kullanacak kaptan, küreği aynı ölçüde çekecek levent, doğru zamanda ateş edecek topçu, limanda onarım yapacak usta ve bütün bunlara malzeme ulaştıracak düzen gerekir.
Donanma, gemilerin yan yana gelmesi değil; farklı insanların aynı emir ve hedef etrafında birlikte hareket edebilmesidir.
Tarihî Not: Kaptanıderyalığa Getirilmesi
Barbaros Hayreddin Paşa, 28 Aralık 1533’te Kanuni Sultan Süleyman tarafından kabul edildi. Ardından Halep’e giderek Veziriazam İbrahim Paşa ile görüştü ve 6 Nisan 1534’te Cezâyir-i Bahr-i Sefîd beylerbeyi pâyesiyle kaptanıderyalığa getirildi.
Bu atamayla kaptanıderyalık makamının derecesi de yükselmiş oldu.
Andrea Doria: Küçümsenmeyen Büyük Rakip
Karşınızda Andrea Doria var. Onu nasıl bir komutan olarak değerlendiriyorsunuz?
Andrea Doria denizi bilmeyen bir adam değildir.
Uzun yıllar savaşmış, birçok devletle çalışmış, gemiyi ve denizciyi tanımış tecrübeli bir komutandır. Onu küçümseyerek savaşa giren kişi, daha ilk kararında hata yapar.
Rakibinizin hakkını vermek korkaklık değil, tedbirdir.
Peki onun en zayıf tarafı nedir?
Karşısındaki donanma tek bir iradeyle hareket ederken onun yönettiği kuvvetler farklı devletlere aittir.
Her sancak aynı denizde görünse de her hükümdarın hesabı başka olabilir. Bir gemi kaybedildiğinde zararı kimin üstleneceği, hangi kuvvetin önce saldıracağı ve zaferin kime yazılacağı tartışma meydana getirebilir.
Bizim donanmamızda ise sağ kanat, sol kanat ve merkez aynı hedefe bakar.
Andrea Doria’nın şahsî gemilerini ve itibarını korumak için daha ihtiyatlı davrandığı ileri sürülüyor. Sizce doğru mu?
Bir kumandanın zihninden geçenleri yalnız kendisi bilir.
Fakat savaşta verdiği kararlara bakarız. Karşımıza çıkmakta tereddüt etti, donanmasını bizim istediğimiz biçimde hareket ettiremedi ve uygun anı kaybetti.
Düşmanın niyetini tahmin edebilirsiniz. Fakat zaferinizi yalnız onun hatasına bağlarsanız kendi leventlerinizin hakkını eksiltirsiniz.
Preveze’de Verilen En Önemli Karar
Paşam, savaş meclisinde donanmanın körfezde kalmasını veya karaya asker çıkarılmasını isteyenler oldu. Siz neden denize açılmayı seçtiniz?
Körfez bize korunma sağlıyordu; fakat uzun süre içeride kalırsak bu korunak bir kapan hâline gelebilirdi.
Karaya çıkarılan askerler de düşman gemilerinin ateşine açık kalacaktı.
Bir kumandan yalnız güvenli görünen yere bakmamalıdır. O güvenli yerin birkaç saat sonra neye dönüşeceğini de düşünmelidir.
Düşman bizi körfezde sıkıştırmak istiyordu. Onun kurduğu oyunda beklemek yerine denize çıkıp savaşın şeklini değiştirmek gerekiyordu.
Donanmanızı nasıl yerleştirdiniz?
Merkezde ben vardım. Sağ kanadı Turgut Reis’e, sol kanadı Salih Reis’e verdim. Gemilerimizi birbirinden kopmayacak fakat hareket kabiliyetini de kaybetmeyecek biçimde yerleştirdik.
Kadırgalarımız kürekle hareket edebildiği için rüzgâra bağımlı ağır gemilere karşı önemli bir üstünlüğe sahipti. Fakat bu üstünlük ancak doğru zamanda kullanılırsa işe yarardı.
Düşmanın büyük kalyonları daha fazla top taşıyordu. Bu sizi endişelendirmedi mi?
Büyük top uzağa ateş eder. Fakat ateş edebilmesi için hedefini karşısında tutması gerekir.
Hareketli bir kadırga ağır geminin ateş hattından çıkabilir, uygun mesafeye yaklaşabilir ve sonra yeniden yön değiştirebilir.
Biz onların güçlü olduğu yerde uzun süre kalmak istemedik. Kendi hareket üstünlüğümüzü kullanabileceğimiz alanda savaştık.
Zaferi getiren şey hilâl veya hançer biçimindeki savaş düzeni miydi?
Hiçbir şekil kendi başına zafer kazanmaz.
O düzeni bozmayacak kaptanlara, emir ulaştıracak görevlilere, aynı anda kürek çekecek leventlere ve ateşin altında yerini koruyacak askerlere ihtiyacınız vardır.
Haritadaki çizgi kolaydır. Asıl mesele, denizin üzerinde yüzlerce insanın o çizgiyi bozmadan hareket edebilmesidir.
Savaşın kazanıldığını hangi anda anladınız?
Düşmanın düzeni bozulmaya ve gemileri birbirinin hareketini engellemeye başladığında üstünlüğün bize geçtiğini gördüm.
Fakat denizde düşman geri dönene kadar zafer ilan edilmez. Dağılan bir kuvvet yeniden toplanabilir, rüzgâr değişebilir, takip eden gemi tuzağa düşebilir.
Bu nedenle sevincimizi de tedbirle taşıdık.
Tarihî Not: Preveze Deniz Muharebesi
Preveze Deniz Muharebesi 28 Eylül 1538’de Barbaros Hayreddin Paşa ile Andrea Doria’nın komutasındaki müttefik donanma arasında meydana geldi.
Kaynaklara göre gemi sayıları farklılık göstermektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Preveze maddesinde müttefik gücün 140 kalyon, 168 kadırga ve çok sayıda nakliye gemisine; Osmanlı donanmasının ise 122 kadırgaya sahip olduğu aktarılır.
Barbaros, savaş meclisinde savunmada kalma önerilerine karşı çıkarak mücadelenin körfezin dışında yapılmasını istedi. Osmanlı kadırgalarının hareket kabiliyeti, kıyı ve sığlıkların doğru kullanılması, düzenli komuta ve müttefik kuvvetlerin koordinasyon sorunları savaşın sonucunda etkili oldu.
Preveze Zaferi, Akdeniz’deki Osmanlı deniz üstünlüğünün en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilmektedir.
“Akdeniz Benimdir” Demedi; Buna İhtiyaç Duymadı
Paşam, yüzyıllar sonra ezgilerde sizin için “Akdeniz benimdir” denilecek. Bir insan Akdeniz için böyle bir söz söyleyebilir mi?
Deniz, hiçbir insanın mülkü değildir.
Bugün üzerinde donanmanız gezer, yarın bir fırtına gemilerinizi limana sığınmaya mecbur eder. Bugün kazandığınız yerde yarın yeniden savaşmanız gerekebilir.
Akdeniz yalnız savaşçıların da değildir. Balıkçıların, tüccarların, limanlarda bekleyen ailelerin ve yeni bir yurda ulaşmaya çalışan insanların da denizidir.
Bize düşen “Bu deniz benimdir” demek değil; bize emanet edilen gemilerin, insanların ve kıyıların hakkını korumaktır.
Fakat Preveze’den sonra Akdeniz’de sizin izniniz ve gücünüz hesaba katılmadan büyük bir karar alınamaz hâle geldi. Bu sizi gururlandırmadı mı?
İnsan yaptığı hizmetten memnun olabilir. Fakat zaferi yalnız kendisine yazarsa adaletten ayrılır.
O gemileri yapan ustalar vardı. Kürek çeken leventler, topların başında bekleyen askerler, emirleri kanatlara taşıyan denizciler vardı. Turgut Reis, Salih Reis ve daha nice kaptan vardı.
Bir zaferi yalnız kumandana ait göstermek, bütün o insanların hakkını eksiltmektir.
Biz vazifemizi yaptık. Şeref donanmanındır.
Preveze Zaferinden Sonra Neden Durmadınız?
Preveze’den sonra artık kendinizi Akdeniz’in en güçlü denizcisi olarak görüyor muydunuz?
Dünkü zafer bugünkü ihmali bağışlamaz.
Bir devlet savaşı kazandıktan sonra donanmasını limana çekip unutursa rakipleri yeniden güçlenir. Zafer bir son değil, korunması gereken yeni bir durumdur.
Preveze’den sonra Venedik barışa yöneldi. Fakat İspanya ve İmparator V. Karl’ın gücü devam ediyordu. Denizlerdeki mücadele bitmemişti.
V. Karl’ın 1541’de Cezayir’e düzenlediği büyük seferin fırtına nedeniyle bozguna dönüşmesini nasıl değerlendirdiniz?
Deniz, insanın büyüklük iddiasını en kısa zamanda sınayan yerdir.
Ne kadar çok geminiz olursa olsun rüzgârı emriniz altına alamazsınız. Fırtınaya rağmen yalnız gücüne güvenerek hareket eden donanma, düşmanından önce denizle savaşmak zorunda kalır.
Denizcilik, yalnız ilerlemeyi değil ne zaman bekleyeceğini de bilmektir.
Fransa ile İş Birliği Bir Çelişki miydi?
Müslüman bir devletin kaptanıderyası olarak Fransa ile birlikte hareket ettiniz. Bu kararınız eleştirildi mi?
Devletler arasındaki mücadele yalnız din adlarıyla açıklanamaz.
Fransa Kralı I. François ile İmparator V. Karl arasında büyük bir rekabet vardı. V. Karl’ın gücünü sınırlamak Osmanlı Devleti’nin de menfaatineydi.
Fransa ile iş birliği benim şahsî kararım değil, devlet siyasetinin parçasıydı. Kumandan kendisine verilen görevin siyasî maksadını anlamalıdır; fakat devlet adına kendi başına antlaşma kuramaz.
Fransızların hazırlıklarını yetersiz bulduğunuz doğru mu?
Bir donanma sözle hazırlanmaz.
Gemiler, askerler, erzak ve hedef önceden belirlenmelidir. Müttefik olmak, aynı limanda yan yana durmak değildir; aynı vakitte harekete geçebilmektir.
Hazırlıksızlık, güçlü bir ittifakı bile ağırlaştırır.
Osmanlı donanmasının Toulon’da kışlaması Avrupa’ya nasıl bir mesaj verdi?
Akdeniz’deki güç dengesinin değiştiğini gösterdi.
Bir zamanlar Kuzey Afrika kıyılarında birkaç gemiyle yer arayan denizcilerin kurduğu tecrübe, artık Osmanlı donanmasını Batı Akdeniz’in en önemli limanlarından birine götürmüştü.
Ancak bunu şahsî bir övünç değil, yıllarca verilen mücadelenin ulaştığı sonuç olarak görmek gerekir.
Tarihî Not: Fransa Seferi
Barbaros Hayreddin Paşa, 1543’te 110 gemilik bir filoyla Batı Akdeniz’e açıldı. Fransız kuvvetleriyle birlikte Nice üzerine düzenlenen harekâta katıldı. Kuşatmanın ardından Osmanlı donanması 1543-1544 kışını Toulon’da geçirdi.
Bu sefer, Barbaros’un son büyük deniz harekâtı oldu. Dönüş sırasında Cenova’da esir bulunan Turgut Reis’in kurtarılmasını da sağladı.
Turgut Reis ve Barbaros’un Mektebi
Turgut Reis gibi büyük denizcilerin yetişmesinde sizin rolünüz neydi?
Bir kumandan kendisine benzeyen adamlar değil, gerektiğinde kendisinden daha doğru karar verebilecek kaptanlar yetiştirmelidir.
Turgut Reis denizi bilen, tehlike karşısında karar alabilen bir denizciydi. Böyle bir adama yalnız emir vermezsiniz; sorumluluk da verirsiniz.
Her şeyi tek başına yönetmeye çalışan kumandan, kendi yokluğunda dağılacak bir kuvvet bırakır.
Bir denizcide aradığınız ilk özellik neydi?
Güvenilirlik.
Cesur fakat disiplinsiz bir adam kendi gemisini de yanındaki gemiyi de tehlikeye atabilir. Bilgili fakat kararsız bir kaptan doğru zamanı kaçırabilir.
Denizci; cesaretini akılla, bilgisini disiplinle ve gücünü arkadaşlarının hakkına saygıyla birleştirmelidir.
Sizin asıl mirasınız Preveze Zaferi mi, yetiştirdiğiniz denizciler mi?
Bir zaferin günü vardır. Yetişen insanın tesiri ise sizden sonra da devam eder.
Preveze elbette büyük bir zaferdir. Fakat bizden sonra denize çıkacak kaptanlar, işleyecek tersaneler ve devam edecek bir düzen bırakmadıysak yalnız bir gün kazanmış oluruz.
Bir kumandanın gerçek eseri, kendisi olmadığında da vazifesini sürdürebilen insanlardır.
Hatıralarını Neden Yazdırdı?
Hayatınızı Seyyid Muradî’ye yazdırdınız. Gelecek nesillerin sizi tanımasını mı istediniz?
İnsan ömrü biter; fakat tecrübe kaybolmak zorunda değildir.
Seferlerde yalnız kazandıklarımızı değil, yaptığımız hataları, karşılaştığımız güçlükleri ve aldığımız kararları da anlatmak gerekir. Sonradan gelenler aynı denize çıktıklarında her şeye yeniden başlamak zorunda kalmasınlar.
Fakat insan kendi hayatını anlatırken nefsine karşı da dikkatli olmalıdır. Herkes kendi kararının sebebini bilir; başkasının gördüğü sonucu ise bazen göremez.
Bu nedenle bizim anlattıklarımız da başka kaynaklarla karşılaştırılmalıdır.
Tarihî Not: Gazavât-ı Hayreddin Paşa
Barbaros Hayreddin Paşa’nın hayatı ve seferleri, denizci ve şair Seyyid Muradî tarafından onun anlatımına dayanılarak Gazavât-ı Hayreddin Paşa adıyla kaleme alındı.
Eserin ilk bölümü 1541’e, ikinci bölümü Barbaros’un öldüğü 1546 yılına kadar uzanır. Mensur ve manzum nüshaları günümüze ulaşmıştır.
Eser Barbaros ve seferleri hakkında en önemli kaynaklardan biridir. Ancak bir gazavatnâme ve Barbaros’un kendi anlatısına dayanan bir eser olması nedeniyle, içindeki bilgilerin diğer Osmanlı ve Avrupa kaynaklarıyla karşılaştırılarak kullanılması gerekir.
Bugün Yaşasaydınız
Bugünün savaş gemilerini, radarlarını, denizaltılarını ve uydularını görseydiniz ilk neyi öğrenmek isterdiniz?
Önce bunların hangi bilgiyle ve hangi insanlarla kullanıldığını öğrenmek isterdim.
Alet büyüdükçe insanın sorumluluğu da büyür. Uzağı gören bir araç, doğru karar vermeyen bir kumandanın hatasını ortadan kaldırmaz.
Biz gözcünün gözüne, pusulaya, rüzgâra ve kıyı işaretlerine bakardık. Bugünün denizcisi çok daha fazlasını görüyor. Fakat gördüğü bilgiyi doğru anlaması gerekir.
Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olduğunu görseydiniz gençlere ne söylerdiniz?
Denize yalnız kıyıdan bakmayın.
Deniz; ticarettir, güvenliktir, bilimdir, balıkçılıktır, haritadır, tersanedir ve dünyaya açılan yoldur. Bir millet denizi yalnız yaz mevsiminde hatırlarsa onun imkânlarından da tehlikelerinden de habersiz kalır.
Gençler denizciliği yalnız savaşlarla değil; matematikle, astronomiyle, mühendislikle ve dillerle birlikte öğrenmelidir.
İsminizin yüzyıllar sonra gemilerde, ezgilerde ve donanma geleneklerinde yaşatıldığını bilmek size ne hissettirirdi?
Bir insan için en büyük şeref, adının övülmesi değil, yaptığı hizmetin devam etmesidir.
Eğer denize çıkan bir genç bizim mücadelemizden çalışmayı, tedbiri ve arkadaşının hakkını korumayı öğreniyorsa o hatırlanış kıymetlidir.
Fakat bizi yalnız yenilmez kahramanlar gibi anlatmayın.
Hatalarımızı, kayıplarımızı, zor kararlarımızı ve içinde yaşadığımız çağın sertliğini de anlatın. İnsanları gerçeğiyle anmak, onlara efsane eklemekten daha büyük bir saygıdır.
Gerçek mi, Rivayet mi?
“Akdeniz benimdir” sözünü Barbaros Hayreddin Paşa mı söyledi?
Hayır.
Bu sözün Barbaros Hayreddin Paşa tarafından söylendiğini gösteren güvenilir bir tarihî belge bulunmamaktadır. İfade, onun Akdeniz’de ulaştığı büyük gücü anlatan ezgilerde ve sonradan oluşturulan anlatılarda kullanılan sembolik bir sözdür.
Barbaros’un doğrudan sözü gibi tırnak içinde aktarılması doğru değildir.
Barbaros adı sakalından mı geliyordu?
Kısmen doğru fakat eksik.
“Barbarossa”, İtalyanca “kızıl sakal” anlamına gelir. Bu ad başlangıçta kızıl sakallı Oruç Reis için kullanılmış, Oruç Reis’in ölümünden sonra kardeşi Hızır Reis’e de aktarılmıştır.
Hayreddin adını Kanuni Sultan Süleyman mı verdi?
Yaygın anlatının aksine Yavuz Sultan Selim’le ilişkilidir.
TDV İslâm Ansiklopedisi’nde aktarıldığına göre Yavuz Sultan Selim, Hızır Reis’i Cezayir hâkimi olarak tanırken onun için “nasrüddîn” ve “hayrüddîn” ifadelerini kullanmış; bundan sonra Hızır Reis, Hayreddin Paşa olarak anılmaya başlanmıştır.
Preveze’de düşman donanması kesin olarak üç kat büyük müydü?
Rakamlar kaynaklara göre değişmektedir.
Bazı kaynaklarda müttefik donanma için 208 veya 246 gemi, bazı hesaplarda savaş ve nakliye gemileriyle birlikte 300’ü aşan rakamlar verilir. Osmanlı donanması için genel olarak 122 kadırga bilgisi aktarılır.
Bu nedenle “tam üç katıydı” gibi kesin bir oran vermek yerine müttefik donanmanın belirgin bir sayısal ve ateş gücü üstünlüğüne sahip olduğunu söylemek daha güvenlidir.
Preveze’yi Barbaros tek başına mı kazandı?
Hayır.
Barbaros savaş planını kuran ve donanmayı yöneten başkomutandı. Ancak sağ kanatta Turgut Reis, sol kanatta Salih Reis ve filonun farklı bölümlerinde çok sayıda tecrübeli reis görev yaptı. Zafer; doğru komuta, kadırgaların hareket kabiliyeti, coğrafyanın kullanılması, leventlerin disiplini ve müttefik donanmanın koordinasyon sorunlarının birleşmesiyle kazanıldı.
Barbaros gerçekten birçok Akdeniz dilini biliyor muydu?
TDV İslâm Ansiklopedisi, ömrü denizlerde geçen Barbaros’un Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini bildiğini aktarmaktadır. Bununla birlikte her dili hangi seviyede konuştuğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir.
Osmanlı donanması sefere çıkarken türbesini ziyaret eder miydi?
Barbaros’un ölümünden sonraki dönemlerde Ege’ye açılacak Osmanlı donanmasının Beşiktaş’taki Hayreddin İskelesi’nde demirlemesi ve onu anması bir gelenek hâline gelmiştir.
Bu gelenek, Barbaros’un yalnız bir komutan olarak değil, Osmanlı denizciliğinin kurucu simgelerinden biri olarak kabul edildiğini göstermektedir.
Denizlerin Padişahı’nı Büyük Yapan Neydi?
Barbaros Hayreddin Paşa’nın büyüklüğü yalnızca Preveze’de kazandığı zaferle açıklanamaz.
O, küçük bir ticaret gemisinden büyük bir donanmanın komutasına yükseldi. Ağabeyi Oruç Reis’in kaybından sonra mücadeleyi terk etmedi. Cezayir’i kişisel bir hâkimiyet alanı olarak tutmak yerine Osmanlı devlet düzenine bağladı. Endülüs’ten kaçmak zorunda kalan Müslümanların Kuzey Afrika’ya taşınmasında rol oynadı.
Karşısındaki Andrea Doria’yı küçümsemedi. Düşmanın sayısal üstünlüğüne karşı denizi, kıyıları, sığlıkları ve kadırgalarının hareket kabiliyetini kullandı. Preveze’de savunmaya kapanmak yerine savaşın biçimini kendisi belirledi.
Fakat onu asıl kalıcı kılan, kendisinden sonra da devam edecek bir denizcilik düzeni bırakmasıydı.
Turgut Reis ve Seydi Ali Reis gibi denizcilerin yetiştiği bir mektebin önünü açtı. Osmanlı donanmasının teşkilatlanmasına ve tersanelerin güçlenmesine katkıda bulundu. Onun döneminde ulaşılan deniz gücü, ölümünden sonra da etkisini sürdürdü.
Barbaros Hayreddin Paşa “Akdeniz benimdir” demedi.
Çünkü kendisini denizin sahibi değil, taşıdığı vazifenin sorumlusu olarak gören bir komutana böyle bir kibir yakışmazdı.
Fakat yüzyıllar sonra onun için bu sözün ezgilerde söylenmesi boşuna değildir.
O, Akdeniz’i mülkü ilan etmedi.
Akdeniz’in rüzgârını öğrendi, yollarını okudu, kıyılarını tanıdı, rakiplerine saygı duydu ve karşısına çıkan büyük donanmaları kararlılığıyla mağlup etti.
Bu nedenle adı yalnız tarihin sayfalarında değil, denize açılan gemilerin güvertelerinde, leventlerin hatırasında ve milletin ezgilerinde yaşamaya devam etti.
5 Temmuz 1546’da İstanbul’da vefat ettiğinde ölümü için düşürülen tarih, onun bütün hayatını üç kelimeyle özetliyordu:
“Denizin reisi öldü.”
Fakat bıraktığı denizcilik mirası yaşamaya devam etti.
Kaynakça
- Şerafettin Turan, “Barbaros Hayreddin Paşa”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 5, İstanbul, 1992, s. 65-67.
- İdris Bostan, “Preveze Deniz Muharebesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 34, İstanbul, 2007, s. 343-345.
- Aldo Gallotta, “Gazavât-ı Hayreddin Paşa”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 13, İstanbul, 1996, s. 437-438.
- Aldo Gallotta, “Gazavat-ı Hayreddin Paşa”, Belleten, Türk Tarih Kurumu.
- Miguel Ángel de Bunes Ibarra, çev. Mehmet Necati Kutlu, “Barbaros Hayreddin Paşa ve Mağrib’in Osmanlılaşması”, akademik inceleme.
- Ali Özçelik, “Batı Anadolu Menşeli Bir Akdeniz Geleneği: Deniz Eşkıyalığı ve Devlet Güdümlü Korsanlık”, Tarih ve Günce, Sayı 6, 2020, s. 119-146.
- Seyyid Muradî, Gazavât-ı Hayreddin Paşa, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, nr. 2639.
Haber :
Paylaşımda sorun mu yaşıyorsunuz?
- Haber sayfasını Chrome veya normal tarayıcınızda açın.
- Tarayıcının sağ üst köşesindeki üç nokta (⋮) menüsüne dokunun.
- Menüden Paylaş seçeneğini seçin.
- Açılan listeden Facebook veya Facebook Lite uygulamasına dokunun.
Bu yöntemle haber bağlantısı, başlığı ve kapak görseli paylaşımınıza doğru şekilde eklenir.







