Nene Hatun: Aziziye Tabyası’na Doğru İlerlerken Korkuyor muydu?
9 Kasım 1877 sabahı Aziziye Tabyalarının düşman eline geçtiği haberi Erzurum’a ulaştığında Nene Hatun uzun uzun düşünmedi.
Beşikte bıraktığı yavrusunu elbette seviyordu. Fakat ona atfedilen şu söz, aldığı kararın özünü anlatıyordu:
“Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez.”
Peki Nene Hatun, silah seslerinin geldiği tabyalara doğru ilerlerken korkuyor muydu?
“Tarihle Yüz Yüze”nin bu bölümünde Nene Hatun’a korkuyu değil, korkuya ayıracak vakti bile olmayan kararlılığını; anneliğini, vatan anlayışını, Aziziye’deki halk direnişini ve yıllar sonra kendisine gösterilen vefayı soruyoruz.
Bir Şehir Evlerinden Değil, Tarihin İçinden Çıkıyor
9 Kasım 1877 sabahı…
Erzurum’da gün henüz doğmamış.
Gece boyunca uzaktan gelen top ve tüfek sesleri, şehrin taş duvarlarında yankılanmış. Ayaz, kapı aralıklarından evlerin içine kadar giriyor. Sokakların üzerini örten kar, sabahın ilk karanlığında soluk bir ışık gibi parlıyor.
Derken Ayaspaşa Camii’nin minaresinden bir ses yükseliyor.
Aziziye Tabyalarında büyük bir mücadele olduğu, tabyaların bir bölümünün düşman eline geçtiği haber veriliyor.
Kapılar birer birer açılıyor.
Erzurum halkı ne bulursa eline alıyor. Tüfeği olan tüfeğini, olmayan baltasını, kazmasını, küreğini, nacağını ve sopasını…
Kadınlar, erkekler, yaşlılar ve gençler aynı yöne dönüyor:
Aziziye’ye.
O kalabalığın içinde genç bir anne var.
Evinde küçük çocukları bulunuyor. Eşi cephede. Kardeşiyle ilgili acı haberler kalbine ulaşmış. Fakat yüzünde tereddüt değil, ne yapılması gerektiğini bilen bir insanın sert kararlılığı görülüyor.
Başındaki örtüyü sıkıca bağlıyor.
Eline geçirdiği aleti kavrıyor.
Kapıdan çıkarken geride bıraktığı yavrusuna son kez bakıyor.
Yıllar sonra ona atfedilecek söz, o sabah alınan kararın millet hafızasındaki ifadesine dönüşecek:
“Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez.”
Nene Hatun artık yalnızca evinden çıkmıyor.
Tarihin içine doğru yürüyor.
Yanına yaklaşıyor ve ilk sorumuzu soruyoruz.
Tarihle Yüz Yüze: Nene Hatun
“Aziziye Tabyası’na doğru ilerlerken korkuyor muydunuz?”
Nene Hatun:
Korkuyu düşünecek vakit yoktu evladım.
Tabya düşmüş, düşman şehrin kapısına dayanmıştı. Böyle bir anda insan oturup içinde ne hissettiğini tartmaz. Önünde bir mesele varsa onun çaresine bakar.
Bizim meselemiz belliydi:
Aziziye geri alınmalıydı.
Tabya düşerse Erzurum’un yolu açılırdı. Erzurum düşerse evlerimizin, çocuklarımızın ve yarınımızın güvencesi kalmazdı.
Ben o sabah “Başıma ne gelir?” diye düşünmedim.
“Gitmezsek başımıza ne gelir?” diye düşündüm.
İkisi aynı soru değildir.
Birincisi insanı kendi canına bağlar.
İkincisi onu vazifesine götürür.
“Fakat evde çocuklarınız vardı. Bir anne onları nasıl bırakıp gidebilir?”
Nene Hatun:
Ben evladımı bırakmadım.
Onun geleceğini korumaya gittim.
İnsanlar anneliği yalnızca çocuğunun başında beklemek sanıyor. Oysa bazen bir anne yavrusunu kucağına alarak korur, bazen de onun yaşayacağı toprağı savunarak.
Eğer düşman şehre girerse benim evde bulunmam çocuğumu kurtarmaya yetmeyecekti.
Yavrumun annesiz kalması ağırdı.
Fakat vatansız kalması yalnızca onun değil, ondan sonra gelecek çocukların da geleceğini yok ederdi.
Ben o gün yavrumla vatanım arasında seçim yapmadım.
Yavrum için vatanımı seçtim.
Çünkü bebeğim anasız büyüyebilirdi.
Ama vatansız büyüyemezdi.
“Bu söz gerçekten size mi aitti?”
Nene Hatun:
O sabah hangi kelimeyi hangi sırayla söylediğimi bugün kim bilebilir?
Fakat yaptığım işin anlamı buydu.
İnsanlar bazen bir ömrü tek bir cümlede anlatır.
Benim evden çıkışımın, yavrumu geride bırakışımın ve Aziziye’ye yürüyüşümün manası o cümlede toplanmışsa bırakın öyle hatırlansın.
Sözü söylemek kolaydır.
Önemli olan, gerektiğinde o sözün arkasından yürüyebilmektir.
Ben yürüdüm.
Tarihî Not
“Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez” sözü, Nene Hatun’a farklı biçimlerde atfedilmektedir. Resmî anma metinlerinde “Çocuğum annesiz büyür ama vatansız büyüyemez” ve “Yavrum anasız büyür de vatansız büyüyemez” gibi değişik şekilleri görülür. Ancak olay sırasında tutulmuş bir kayıt bulunmadığı için cümlenin kelimesi kelimesine tarihî bir alıntı olduğu kesin biçimde söylenemez.
Bununla birlikte söz, Nene Hatun’un küçük çocuklarını geride bırakarak Aziziye savunmasına katılmasının taşıdığı anlamı güçlü biçimde ifade etmekte ve toplumsal hafızada onunla özdeşleşmektedir. Erzurum Valiliği ve Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumların anma metinlerinde de bu söz Nene Hatun’a atfedilmektedir.
“Siz asker değildiniz. Savaşmayı bildiğinize inanıyor muydunuz?”
Nene Hatun:
Biz talim görmüş askerler değildik.
Fakat neyin savunulması gerektiğini biliyorduk.
Vatan tehlikeye düştüğünde düşman kapıya gelip “Hanginiz asker, hanginiz sivil?” diye sormaz.
O hâlde savunma da yalnızca üniforma taşıyanların vazifesi olamazdı.
Askerimiz tabyada savaşıyordu.
Bizim görevimiz onun yanında durmaktı.
Silah kullanmayı asker kadar bilmeyebilirdik. Fakat yürümeyi, yük taşımayı, yaralıya yardım etmeyi, elimizde ne varsa onunla mücadele etmeyi biliyorduk.
Bazı bilgiler talimle öğrenilir.
Bazı kararlar ise insanın mayasında bulunur.
O sabah bize kimse cesaret öğretmedi.
Yalnızca görevimizi hatırlattı.
“Aziziye’ye giderken bir planınız var mıydı?”
Nene Hatun:
Planımız savaş meydanındaki bir komutanın planı gibi değildi.
Fakat maksadımız açıktı.
Askerimize ulaşmak…
Düşmanı tabyada rahat bırakmamak…
Kalabalığımızla ona yalnız askerle değil, bütün bir şehirle karşı karşıya olduğunu göstermek…
Bazen en büyük plan, milletin aynı anda aynı yöne dönmesidir.
Düşman Erzurum’un korkup evlerine kapanacağını düşünmüş olabilir.
Karşısında evlerinden çıkan bir şehir buldu.
Kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle…
Bizim kuvvetimiz yalnızca elimizdeki silah değildi.
Birbirimizi görmemizdi.
Önümüzde yürüyen birini gören, onun arkasından yürüdü. Düşeni gören durmadı; onun bıraktığı yerden devam etti.
Aziziye’yi geri alan şey yalnızca kol kuvveti değildi.
İradeydi.
Aziziye’de Ne Yaşandı?
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rus birlikleri Erzurum önlerine kadar ilerledi. 8 Kasım’ı 9 Kasım’a bağlayan gece düzenlenen saldırıda 2 ve 3 numaralı Aziziye tabyaları ele geçirildi. Bir numaralı tabya ise Yarbay Bahri Bey’in direnişi sayesinde teslim olmadı.
Haberin şehre ulaşmasının ardından Nene Hatun’un da aralarında bulunduğu Erzurum halkı Osmanlı askerlerinin yardımına koştu. Göğüs göğüse yaşanan ağır çarpışmalar sonunda Rus birlikleri tabyalardan çekilmek zorunda kaldı. Resmî kaynaklar, Nene Hatun’u bu halk direnişinin simge isimlerinden biri olarak anmaktadır.
“Kalabalığın önünde sizin yürüdüğünüz söyleniyor. Gerçekten halka siz mi öncülük ettiniz?”
Nene Hatun:
O gün tek bir insanın arkasından yürüyen bir kalabalık yoktu.
O gün Erzurum’un vicdanı ayağa kalkmıştı.
Ben yürüdüm.
Başka kadınlar da yürüdü.
Askerler savaştı.
Yaşlılar elinden geleni yaptı.
Gençler ileri atıldı.
Bir kişinin adını söylemek, binlerce insanın hakkını unutturmasın.
Fakat şunu da inkâr etmem:
Bir kalabalıkta birilerinin ilk adımı atması gerekir.
İlk kapıyı açan, ilk sokağa çıkan, ilk olarak “Ben gidiyorum” diyen başkalarının da ayağa kalkmasını sağlar.
Benim yürüyüşüm bir başka kadına kuvvet verdiyse bundan şeref duyarım.
Ama Aziziye’yi yalnız Nene’nin gücü değil, Erzurum’un birliği kurtardı.
“Adınızın bütün bir halk direnişinin sembolü hâline gelmesi sizi rahatsız eder miydi?”
Nene Hatun:
Benim adımı anın.
Fakat yanımdakileri unutmayın.
Beni yüceltirken isimsiz kahramanların üzerine gölge düşürmeyin.
Tarih bazen binlerce insanın emeğini tek bir isimde toplar. Bu, gelecek kuşakların hadiseyi hatırlamasını kolaylaştırır.
Ben Aziziye’nin yüzlerinden biri oldum.
Fakat o destanın sahibi bir kişi değildir.
O gün orada şehit olanların, yaralananların, cephane taşıyanların, askerine su yetiştirenlerin, evinde dua edenlerin ve eline ne geçtiyse onunla tabyaya koşanların hepsi o destanın sahibidir.
Benim adım onların adını örten bir perde değil, onlara açılan bir kapı olsun.
“Kardeşinizin ölümü sizi intikam duygusuyla mı harekete geçirdi?”
Nene Hatun:
İnsanın kardeş acısı elbette yüreğini yakar.
Fakat Aziziye’ye yalnızca bir kişinin intikamını almak için gitmedim.
İntikam insanı bir kişiye götürür.
Vatan savunması ise bütün bir milleti düşünmeyi gerektirir.
Kardeşim şehit olmuşsa onun bıraktığı yere düşmanın yerleşmesine izin vermek, hatırasına asıl haksızlık olurdu.
Acımı içime koydum.
Öfkemi hedefe çevirdim.
İnsan mücadele ederken yalnızca kızgın olmakla yetinemez. Ne için mücadele ettiğini bilmelidir.
Bizim maksadımız bir başkasının yurdunu almak değildi.
Kendi şehrimizin kapısını kapalı tutmaktı.
“Öfke insanı kontrolsüz hâle getirmez mi?”
Nene Hatun:
Kontrolsüz öfke insanın aklını alır.
Fakat haklı bir öfke, iradeyle birleşirse insanı vazifeye kaldırır.
Ben o sabah gözümü karartıp nereye gittiğini bilmeyen biri değildim.
Nereye gittiğimi biliyordum.
Neden gittiğimi de…
Tabya alınmıştı.
Askerimizin yardıma ihtiyacı vardı.
Şehrin savunulması gerekiyordu.
Mesele buydu.
Çözümü de belliydi:
Aziziye’ye ulaşmak ve düşmanı geri çevirmek.
“Elinizde gerçekten satır mı vardı?”
Nene Hatun:
İnsanlar elimdeki aleti çok soruyor.
Satır mıydı, balta mıydı, nacak mıydı?
O gün Erzurumlu ne bulduysa onunla çıktı.
Elimizdeki aletin adı değil, onu hangi maksatla tuttuğumuz önemliydi.
Silahımız az olabilir.
Fakat irademiz eksik değildi.
Düşman elindeki modern silaha güvenmişti.
Biz ise arkamızdaki şehre güveniyorduk.
Bir insanın elindeki alet küçük görünebilir.
Ama o eli hareket ettiren inanç büyükse karşısındaki kuvvet onun hesabını yeniden yapmak zorunda kalır.
Gerçek mi, Rivayet mi?
Nene Hatun’un elindeki silah kesin olarak biliniyor mu?
Nene Hatun’un Aziziye savunmasına katıldığı, resmî ve akademik kaynaklarda kabul edilen tarihî bir olaydır. Ancak elinde tam olarak hangi aracın bulunduğu konusunda anlatılar değişmektedir.
Bazı kaynaklarda satır, bazılarında balta veya nacak anlatılır. Resmî anma metinleri, halkın taş, balta, kazma, kürek ve satır gibi eline geçirdiği araçlarla tabyalara yöneldiğini belirtmektedir. Bununla birlikte Nene Hatun’un şahsen taşıdığı aracın türünü kesinleştiren olay anına ait bir kayıt bulunmamaktadır.
Dolayısıyla tarihî gerçek ile halk hafızasını ayırmak gerekir:
Gerçek: Nene Hatun, Erzurum halkıyla birlikte Aziziye savunmasına katılmıştır.
Kesinleştirilemeyen ayrıntı: Elinde satır mı, balta mı veya başka bir araç mı bulunduğu.
Fakat aracın türü değişse de Nene Hatun’un verdiği kararın büyüklüğü değişmemektedir.
“Bir kadın olarak savaş meydanına çıkmanız insanları neden hâlâ şaşırtıyor?”
Nene Hatun:
Çünkü bazıları kadının gücünü yalnızca felaket geldiğinde görüyor.
Kadın zaten her gün mücadele eder.
Evini ayakta tutar.
Çocuğunu büyütür.
Tarlada çalışır.
Yokluğu yönetir.
Acısını içine gömer.
Ailesi dağıldığında parçaları yeniden birleştirir.
Bunları yapan bir kadının vatanı tehlikeye düştüğünde ayağa kalkmasına neden şaşırıyorsunuz?
Ben Aziziye’de başka birine dönüşmedim.
Hayat boyunca taşıdığım sorumluluğun daha büyüğünü omuzladım.
Kadın zayıf olduğu hâlde savaşmadı.
Güçlü olduğu için yapılması gerekeni yaptı.
“Bugün bazıları sizi ‘çocuklarını bırakıp savaşa giden anne’ diye eleştirseydi ne söylerdiniz?”
Nene Hatun:
Evde kalsaydım ve düşman şehre girseydi, çocuklarımı nasıl koruyacaktım?
Anne olmak yalnızca çocuğunun yanında bulunmak değildir.
Onun yaşayabileceği bir yarın bırakmaktır.
Ben çocuklarımdan kaçmadım.
Onlara yönelen tehlikenin karşısına çıktım.
Bunu anlamayan kişi anneliği yalnızca şefkatten ibaret sanır.
Oysa annenin şefkati gerektiğinde çelik gibi olur.
Yavrusunu korumak için tereddüt etmeyen bir annenin önünde hangi engel uzun süre durabilir?
“Aziziye’ye yürümek bir fedakârlık mıydı, yoksa görev miydi?”
Nene Hatun:
İkisi de…
Fakat ben kendime “Fedakârlık yapıyorum” diyerek çıkmadım.
İnsan fedakârlığını düşünmeye başlarsa hesabını da yapmaya başlar:
“Ben ne veriyorum, karşılığında ne alacağım?”
Vatan savunması böyle bir hesap değildir.
Ben o gün karşılık beklemedim.
Adım bilinsin diye yürümedim.
Bir gün heykelim yapılsın, okullara ismim verilsin diye de gitmedim.
Yapılması gerekeni yaptım.
Vazife yerine getirilirken insan kendisini değil, neticeyi düşünür.
Netice şuydu:
Düşman tabyadan çıkarılmalıydı.
“Kahraman olduğunuzu ne zaman fark ettiniz?”
Nene Hatun:
Kendime hiçbir zaman kahraman demedim.
Kahramanlık insanın kendi kendisine verdiği bir unvan değildir.
İnsan yaptığı işi anlatır.
Millet onun adını koyar.
Benim için o sabahın adı görevdi.
Millet ona kahramanlık dedi.
Bu unvanı bana verenlerin takdirine karşı boynum eğilir. Fakat o payeyi yalnız başıma taşımam.
Aziziye’ye yürüyen herkesin hakkı vardır onda.
Bir milletin kahramanlık anlayışı yalnızca tanınmış isimlerle sınırlı kalırsa adsız yiğitlere haksızlık eder.
Zor Soru: “Millet sizi kahraman ilan etti ama uzun yıllar maddi sıkıntılar yaşadınız. Kırgın mıydınız?”
Nene Hatun:
İnsan yaptığı hizmetin karşılığını para ile ölçmemeli.
Ama devlet de kendisi için bedel ödeyen insanları unutmanın mazeretini üretmemeli.
Ben Aziziye’ye maaş almak için gitmedim.
Fakat yıllar sonra geçim sıkıntısı içinde yaşayan bir insanın hâlini sormak da vefadır.
Kahramanını yalnızca tören günlerinde hatırlayan millet, onun adını anar ama yükünü paylaşmaz.
İnsana hayattayken sahip çıkmak gerekir.
Mezarına çiçek koymak güzeldir.
Fakat üşüdüğü gün kapısını çalmak daha değerlidir.
Benim şahsım üzerinden yalnız beni konuşmayın.
Adı bilinmeyen gazileri, şehit ailelerini, sakat kalanları ve hayatının kalanını yokluk içinde geçirenleri düşünün.
Vefa, meşhur olana değil, hak edene gösterilmelidir.
Tarihî Not: Nene Hatun’un Sonraki Hayatı ve Geç Gelen Vefa
Arşiv belgelerine dayanan akademik çalışmalar, Nene Hatun’un savaş sonrasında uzun yıllar ekonomik güçlükler yaşadığını ve çeşitli dönemlerde sosyal yardım talebinde bulunduğunu göstermektedir. Aziziye savunmasının simge isimlerinden biri olmasına rağmen kendisine düzenli maddi destek ancak hayatının son yıllarında sağlanmıştır.
1952 yılında “3. Ordu’nun Ninesi” olarak anılan Nene Hatun’a, 1953’te vatani hizmet tertibinden aylık bağlanmıştır. Türk Kadınlar Birliği tarafından 1955 yılında “Yılın Annesi” seçilmiştir.
Nene Hatun, aynı yıl 22 Mayıs 1955’te Erzurum’da hayatını kaybetmiş ve uğruna mücadele ettiği Aziziye Tabyalarının bulunduğu Aziziye Şehitliği’ne defnedilmiştir.
Onun hayatının bu bölümü, bir kahramanın değerinin yalnızca törenlerde ve ölümünden sonra değil, hayattayken de bilinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
“Sizce kahramanlık korkmamak mıdır?”
Nene Hatun:
Kahramanlık, tehlikenin karşısında ne yapacağını bilmektir.
İnsan bedeninin ürpermesiyle iradesinin sarsılması aynı şey değildir.
Ayazda bedeniniz titrer.
Fakat yönünüz değişmez.
Silah sesi duyarsınız.
Fakat adımınız durmaz.
Ben Aziziye’ye giderken içimde ne geçtiğini sayıp dökecek hâlde değildim. Çünkü önümde benden cevap bekleyen bir mesele vardı.
Tehlikeyi gördüm.
Neticeyi hesapladım.
Kararımı verdim.
Yürüdüm.
Bir insanın büyüklüğü içinde hiçbir duygu bulunmamasından değil, bütün duygularına rağmen doğru kararı verebilmesinden gelir.
Fakat doğru karar verildikten sonra sürekli korkudan söz etmek de doğru değildir.
Çünkü Aziziye’yi geri alan korku değildi.
Kararlılıktı.
“Geri dönmeyi hiç düşündünüz mü?”
Nene Hatun:
Geriye bakmakla geri dönmek aynı şey değildir.
İnsan evladını geride bırakınca elbette onu düşünür.
Fakat ben kapıdan çıkarken kararımı vermiştim.
Karar verilmişse insan her adımda onu yeniden tartmaz.
Sürekli tereddüt eden kişi yol alamaz.
Bizim önümüzde uzun uzun düşünülecek seçenekler yoktu.
Ya tabyaya gidecektik ya da düşmanın şehre gelişini bekleyecektik.
Beklemek benim için bir seçenek değildi.
“Ölmekten çekinmediniz mi?”
Nene Hatun:
Can Allah’ın emanetidir.
İnsan onu boş yere ortaya koymaz.
Fakat gerektiğinde canını korumak adına namusunu, yurdunu ve geleceğini teslim ederse geriye koruduğu nasıl bir hayat kalır?
Biz ölmek için değil, yaşatmak için gittik.
Şehri yaşatmak…
Çocuklarımızın geleceğini yaşatmak…
Bayrağımızı ve hürriyetimizi yaşatmak için…
Ölüm ihtimali vardı.
Ama maksadımız ölüm değildi.
Maksadımız düşmanı durdurmaktı.
Nitekim durdurduk.
“Zafer kazanacağınıza inanıyor muydunuz?”
Nene Hatun:
İnanmasaydık yürümezdik.
Elimizdeki imkânın azlığına bakıp düşmanın çokluğunu saymadık.
Çünkü bazı mücadelelerde sonucu yalnızca silahların sayısı belirlemez.
Toprağını savunan insanın iradesi, hesap cetveline sığmaz.
Biz tabyaya giderken “Belki başarırız” diye değil, “Başarmalıyız” diye yürüdük.
Arada büyük fark vardır.
“Belki” insanın önüne mazeret bırakır.
“Başarmalıyız” ise bütün yolları tek hedefte birleştirir.
“Bugün adınızı kullanan insanlar sizin mücadelenizden ne anlamalı?”
Nene Hatun:
Yalnızca savaşmayı anlamasınlar.
Hazır olmayı anlasınlar.
Sorumluluktan kaçmamayı anlasınlar.
Bir tehlike ortaya çıktığında birbirlerini suçlamak yerine çözüm üretmeyi anlasınlar.
Vatan sevgisini yalnızca büyük sözlerde aramasınlar.
İşini doğru yapan memurda…
Çocuğunu iyi yetiştiren annede…
Haksız kazancı reddeden esnafta…
Toprağına sahip çıkan çiftçide…
Bilgi üreten öğretmende ve bilim insanında…
Sınırda nöbet tutan askerde…
Vatan sevgisi yalnızca düşman geldiğinde hatırlanan bir duygu değildir.
Her gün yerine getirilen bir görevdir.
Ana Soruya Yeniden Dönüyoruz
“Nene Hatun, Aziziye Tabyası’na doğru ilerlerken korkuyor muydunuz?”
Nene Hatun:
Evladım, o sabah korkuyu konuşacak zaman değildi.
Tabya işgal edilmişti.
Askerimiz mücadele ediyordu.
Düşman Erzurum’a doğru ilerliyordu.
Benim önümde bir korku değil, çözülmesi gereken bir mesele vardı.
Evde kalıp başımıza gelecekleri bekleyemezdim.
Bebemi beşiğinde bıraktım.
Çünkü onun yalnız bugünkü nefesinden değil, yarın yaşayacağı vatandan da sorumluydum.
Başımı örttüm.
Elime ne geçtiyse aldım.
Kapıdan çıktım.
Aziziye’ye yürüdüm.
Benim cevabım sözümde değil, attığım adımdadır.
Korkup korkmadığımı değil, ne yaptığımı sorun.
Ben düşmanın üzerine yürüdüm.
“Bugün Yaşasaydınız İnsanlara Ne Söylerdiniz?”
Nene Hatun:
Kudreti daima başka yerlerde aramayın.
Bir milletin gücü, zor zamanda ne yapacağını bilen evlatlarındadır.
Bize o sabah kimse dışarıdan cesaret getirmedi.
Bize kimse “Ayağa kalkın” diye uzun uzun nasihat etmedi.
Tehlikeyi gördük.
Görevimizi bildik.
Ayağa kalktık.
Bugün sizin savaşınız her zaman tabyada olmayabilir.
Cehaletle savaşmanız gerekebilir.
Yoksullukla…
Ahlaksızlıkla…
Haksızlıkla…
Umutsuzlukla…
Birbirinizi bölmek isteyenlerle mücadele etmeniz gerekebilir.
Hangi meseleyle karşılaşırsanız karşılaşın, önce şunu sorun:
“Bunu kim çözecek?”
Sonra aynaya bakın.
Vatan yalnızca sınır taşı değildir.
Dilinizdir.
Emeğinizdir.
Çocuğunuzun geleceğidir.
Geçmişiniz ve yarınınız arasındaki bağdır.
Onu korumak yalnızca askerin değil, üzerinde yaşayan herkesin görevidir.
Bir de kahramanları yalnızca geçmişte aramayın.
Görevini sessizce yerine getiren dürüst insanlar da bu vatanın dayanağıdır.
Biz Aziziye’de elimizden geleni yaptık.
Şimdi sıra sizdedir.
Röportaj Sonrası Değerlendirme
Nene Hatun’u anlatırken sürekli korkudan söz etmek, onun tarih önünde ortaya koyduğu karakteri eksik bırakır.
Çünkü Aziziye’de gördüğümüz kişi, korkunun içinde kaybolan bir kadın değildir.
Tehlikeyi fark eden…
Sonucu değerlendiren…
Neyin korunması gerektiğini bilen…
Ve vakit kaybetmeden harekete geçen bir insandır.
Nene Hatun’un büyüklüğü yalnızca eline bir satır veya balta alarak tabyaya koşmasında değildir.
Asıl büyüklük, önündeki meselenin çözümünü doğru görmesindedir:
Tabya düşmüşse tabya geri alınacaktır.
Asker yalnız kalmışsa halk onun yardımına koşacaktır.
Vatan tehlikedeyse herkes kendi payına düşeni yapacaktır.
Onun anneliği de kahramanlığıyla çatışmaz.
Tam tersine, kahramanlığının kaynağı hâline gelir.
“Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez” sözü bu nedenle yalnızca acıklı bir ayrılığı anlatmaz.
Bir annenin, çocuğunun geleceğini kendi canından üstün tutan berrak kararını anlatır.
Nene Hatun o sabah korkuya teslim olmadı.
Korkuyu uzun uzun konuşmadı.
Kendisine acımadı.
Bir kurtarıcı beklemedi.
Çözümün parçası oldu.
Onu tarihe taşıyan da tam olarak budur.
Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları dönemin şahidi olur.
Bazıları ise o dönemin yönünü değiştirir.
Nene Hatun, Aziziye’ye doğru attığı adımlarla yalnızca bir tabyanın geri alınmasına yardım etmedi.
Bir milletin hafızasına şu gerçeği bıraktı:
Vatanın kaderi söz konusu olduğunda, yapılması gerekeni bilen ve tereddüt etmeden harekete geçen insanlar varsa hiçbir mücadele baştan kaybedilmiş değildir.
Bilgilendirme
Bu metin, “Tarihle Yüz Yüze” serisi için hazırlanmış, tarihî olaylara dayanan kurgusal bir röportajdır.
Nene Hatun’a aitmiş gibi sunulan cevaplar birebir tarihî alıntılar değildir. Cevaplar; Aziziye savunması, Nene Hatun’un hayatı, resmî anma metinleri, arşiv belgelerine dayanan akademik araştırmalar ve toplumsal hafızada yerleşmiş anlatılar esas alınarak edebî biçimde oluşturulmuştur.
“Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez” sözü Nene Hatun’la güçlü biçimde özdeşleşmiş olmakla birlikte, olay anından kalma yazılı veya sesli bir kayıt bulunmadığından sözün tam biçimi kesin tarihî alıntı olarak sunulmamalıdır.
Nene Hatun’un Aziziye savunmasına katılması ise resmî ve akademik kaynaklarla desteklenen tarihî bir gerçektir.
Kaynakça
- Erzurum Valiliği, 1. Aziziye Tabyası ve Aziziye Destanı’nı anma metinleri.
- Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Tabyalar.
- Akın Aktaş, “Sosyal Yardımlar Bağlamında Nene Hatun-Kara Fatma Analizi”, Tarih ve Günce, 2020.
- Akın Aktaş, Nene Hatun’un Hayatı ve Nene Hatun Bibliyografyası, yüksek lisans tezi, 2019.
- TRT Arşiv, Nene Hatun arşiv kaydı.
- Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumların Nene Hatun’u anma metinleri.
Etiketler
Nene Hatun, Aziziye Tabyası, Aziziye Destanı, 93 Harbi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Erzurum, Türk kadın kahramanları, kahraman Türk kadını, vatan savunması, Tarihle Yüz Yüze, Osmanlı tarihi, kadın kahramanlar, Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez, tarihî röportaj
Haber :
Paylaşımda sorun mu yaşıyorsunuz?
- Haber sayfasını Chrome veya normal tarayıcınızda açın.
- Tarayıcının sağ üst köşesindeki üç nokta (⋮) menüsüne dokunun.
- Menüden Paylaş seçeneğini seçin.
- Açılan listeden Facebook veya Facebook Lite uygulamasına dokunun.
Bu yöntemle haber bağlantısı, başlığı ve kapak görseli paylaşımınıza doğru şekilde eklenir.
ETİKETLER : Yazdır







