Büyük İskender ile Tarihle Yüz Yüze: “Dünyanın Sonuna Kadar İlerlemeyi Gerçekten Düşünüyor Muydunuz?”
Henüz 20 yaşındayken Makedonya tahtına çıktı; Pers İmparatorluğu’nu yıktı, Mısır’dan Hindistan’a kadar ilerledi ve yaşadığı dönemin bilinen dünyasını değiştirdi.
Ancak Büyük İskender’in yürüyüşü nerede bitecekti? Gerçekten dünyanın sonuna ulaşmayı mı amaçlıyordu, yoksa durmayı bilmeyen bir hükümdarın peşinden mi gidiyordu? “Tarihle Yüz Yüze” serimizin ikinci konuğu Büyük İskender’e zaferlerini, hatalarını ve cevapsız kalan hedeflerini sorduk.
Gecenin ilerleyen saatlerinde büyük bir askerî çadırın içindeyiz.
Masanın üzerinde Anadolu, Mısır, Pers toprakları ve Hindistan’a kadar uzanan dev bir harita bulunuyor. Haritanın doğusunda çizgiler belirsizleşiyor. O dönemin coğrafyacılarının henüz tanımadığı topraklar, boş bırakılmış parşömenlerle gösteriliyor.
Karşımızda altın işlemeli zırhı ve omzundaki koyu renkli peleriniyle genç bir hükümdar oturuyor.
Yüzünde yılların değil, savaşların bıraktığı izler var.
MÖ 356 yılında doğan III. Aleksandros, babası II. Philippos’un öldürülmesinin ardından MÖ 336’da yaklaşık 20 yaşındayken Makedonya tahtına çıktı. MÖ 334’te Asya seferine başladı; Granikos, İssos ve Gaugamela zaferleriyle Pers İmparatorluğu’nu yıktı. Ordusu Hindistan’daki Hyphasis Nehri’ne kadar ilerledi ancak askerleri daha doğuya gitmeyi reddetti. İskender, MÖ 323 yılında Babil’de henüz 33 yaşına ulaşmadan öldü.
Onu tarih “Büyük” unvanıyla hatırlıyor.
Fakat şimdi kendisine savaş meydanlarının dışında sorular yönelteceğiz.
Röportaj Başlıyor
Gazeteci: Kral olduğunuzda henüz 20 yaşındaydınız. Bu kadar genç yaşta dünyanın en büyük hükümdarlarından biri olacağınıza gerçekten inanıyor muydunuz?
Büyük İskender:
Dünyanın en büyük hükümdarlarından biri olacağımı bilmiyordum.
Fakat sıradan bir hükümdar olmayacağıma inanıyordum.
Babam Makedonya’yı güçlü bir devlet hâline getirmiş, ordusunu yeniden düzenlemiş ve Yunan şehirleri üzerinde büyük bir üstünlük kurmuştu. Bana yalnızca bir taç bırakmadı; iyi eğitilmiş bir ordu, tamamlanmamış bir sefer ve ağır bir beklenti de bıraktı.
İnsanlar beni onun oğlu olarak görüyordu.
Ben ise yalnızca bir hükümdarın oğlu olarak hatırlanmak istemiyordum.
Babamın bıraktığı yerden devam etmek değil, onun ulaşamadığı yerlere ulaşmak istedim.
Tarihî not: İskender’in askerî başarılarının arkasında babası II. Philippos’un oluşturduğu disiplinli ordu, uzun mızraklarla donatılmış Makedon falanksı ve güçlü süvari birlikleri bulunuyordu. İskender bu sistemi devraldı ve seferleri sırasında etkili biçimde kullandı.
Gazeteci: Öğretmeniniz Aristoteles’ti. Bir filozof, dünyayı fethetmeye hazırlanan bir hükümdara ne öğretebilirdi?
Büyük İskender:
Bir kral yalnızca kılıç kullanmayı bilirse bir savaş kazanabilir.
Fakat insanları, devletleri ve düşünceleri anlamazsa kazandığı toprakları yönetemez.
Aristoteles bana ahlakı, siyaseti, edebiyatı, doğayı ve insanın düşünme biçimini öğretti. Homeros’un eserlerini yalnızca birer destan olarak değil, insan karakterini gösteren metinler olarak okudum.
Akhaların savaşçısı Akhilleus’u kendime örnek aldığım doğrudur. Onun gibi genç yaşta büyük bir şöhrete ulaşmak istedim.
Fakat Aristoteles bana yalnızca geçmişin kahramanlarını öğretmedi.
Dünyanın ne kadar büyük olduğunu da gösterdi.
Belki de sorun şuydu:
Ne kadar çok şey öğrendiysem, ulaşamadığım yerlerin varlığını o kadar fazla düşündüm.
Plutarkhos, İskender’in Aristoteles’ten eğitim aldığını, okumaya ve öğrenmeye büyük ilgi duyduğunu ve Aristoteles tarafından hazırlanmış bir İlyada nüshasını seferlerinde yanında taşıdığını anlatır. Bununla birlikte bu anlatıların İskender’in ölümünden yüzyıllar sonra kaleme alındığı unutulmamalıdır.
Gazeteci: Çocukken hiç kimsenin yaklaşamadığı Bukefalos’u ehlileştirdiğiniz anlatılır. Bu gerçek mi, yoksa sonradan oluşturulan bir kahramanlık hikâyesi mi?
Büyük İskender:
İnsanlar bir hükümdarın çocukluğunda bile kaderinin işaretlerini arar.
Bukefalos güçlü ve ürkek bir attı. İnsanlar onun kontrol edilemez olduğunu düşünüyordu. Ben ise hayvanın kendi gölgesinden korktuğunu fark ettim. Başını güneşe çevirdim ve sakinleşmesini sağladım.
Bu olay yıllar içinde süslenmiş olabilir.
Fakat Bukefalos’un benim için sıradan bir at olmadığı doğrudur. Birçok savaşa birlikte girdik. Hindistan seferinde onu kaybettiğimde yalnızca bir hayvanı değil, gençliğimden beri yanımda bulunan bir yol arkadaşımı kaybettim.
Onun adını bir şehre verdim.
Bir hükümdarın çevresinde binlerce asker bulunabilir.
Fakat bazı yolculuklarda insanın yanında gerçekten yürüyenlerin sayısı çok azdır.
Plutarkhos, Bukefalos’un Hydaspes Savaşı’nın ardından öldüğünü ve İskender’in onun anısına Bukefalia adında bir şehir kurduğunu aktarır. Ölüm nedeni konusunda antik anlatılar birbiriyle tam olarak uyuşmaz.
Gazeteci: Pers İmparatorluğu’na neden saldırdınız? Amacınız geçmişte Yunan şehirlerine yapılanların intikamını almak mıydı?
Büyük İskender:
Sefer başlangıçta Perslere karşı yürütülen ortak bir mücadele olarak sunuldu.
Yunan topraklarına yapılan eski saldırılar, yakılan tapınaklar ve Pers egemenliği altında bulunan şehirler gerekçe gösterildi.
Fakat yalnızca intikam için yola çıktığımı söylersem gerçeği saklamış olurum.
Pers İmparatorluğu dünyanın en büyük ve en zengin devletlerinden biriydi. Onu yenmek, bir kralın ulaşabileceği en büyük şöhreti vaat ediyordu.
Başlangıçta Perslere karşı savaşıyordum.
Daha sonra Pers kralının yerini almak istedim.
Sonunda ise Perslerden aldığım toprakların da ötesine geçmeye başladım.
Bir savaşın amacı yolculuk sırasında değişebilir. Benim seferimin amacı da değişti.
Gazeteci: Granikos’ta hayatınızı tehlikeye atarak ön saflarda savaştınız. Bir kralın bu kadar büyük risk alması cesaret miydi, yoksa düşüncesizlik mi?
Büyük İskender:
Ordumdan gitmelerini istediğim yere kendim gitmeden onları nasıl ikna edebilirdim?
Askerlerim beni uzaktan emir veren bir hükümdar olarak değil, onlarla birlikte saldıran bir komutan olarak gördü. Yaralandığımda onların yanında yaralandım. Tehlikeye girdiğimde onlar da benimle birlikte girdi.
Ancak kabul ediyorum:
Bir hükümdarın hayatı yalnızca kendisine ait değildir.
Ben ölseydim ordunun, devletin ve seferin ne olacağını yeterince düşünmedim. Cesaret ile kendini yenilmez sanmak arasında çok ince bir çizgi vardır.
Ben o çizgiyi birçok kez geçtim.
Gazeteci: Pers Kralı III. Darius, İssos yenilgisinden sonra size toprak ve barış teklif etti. Neden kabul etmediniz?
Büyük İskender:
Çünkü artık Pers İmparatorluğu’nun bir bölümünü istemiyordum.
Tamamını istiyordum.
Bir süre önce Makedonya kralıydım. İssos’tan sonra Asya’nın hükümdarı olabileceğimi gördüm. Darius’un bana vereceği topraklarla yetinirsem onunla eşit iki kraldan biri olacaktım.
Ben iki kraldan biri olmak istemedim.
Zafer, insanın önündeki sınırları ortadan kaldırır. Fakat sınırlar ortadan kalktığında insanın arzuları da büyür.
Bir noktadan sonra bana teklif edilenler küçük görünmeye başladı.
Gaugamela Savaşı’ndan sonra Darius’un büyük ordusu dağıldı ve İskender kendisini Asya’nın kralı olarak görmeye başladı. Zafer, Ahameniş Pers İmparatorluğu’nun siyasi çöküşündeki belirleyici aşamalardan biri oldu.
Gazeteci: Darius’un ailesi elinize geçtiğinde onlara zarar vermediğiniz anlatılıyor. Bu merhamet miydi, yoksa kendinizi yeni Pers kralı olarak kabul ettirme çabası mı?
Büyük İskender:
Darius’un ailesi benim düşmanım değildi.
Savaş meydanında ordular karşılaşır. Kadınları ve çocukları cezalandırmak zafer değil, zayıflıktır.
Fakat bunun siyasi bir anlamı da vardı.
Darius’un ailesine saygılı davranarak Perslere onların krallığını tamamen yok etmek için değil, yönetimini devralmak için geldiğimi gösteriyordum.
Ben yalnızca yabancı bir fatih olarak görülmek istemedim.
Pers tahtının meşru sahibi gibi davranmak istedim.
Merhametli bir davranışın siyasi sonuçlar doğurması, onun merhamet olmadığı anlamına gelmez. Ancak bir kralın attığı her adımda siyaset mutlaka bulunur.
Gazeteci: Persepolis’i neden yaktırdınız? Burası Pers İmparatorluğu’nun en önemli merkezlerinden biriydi.
Büyük İskender:
Persepolis, Pers krallarının gücünü temsil ediyordu.
Yakılması, geçmişte Perslerin Yunan topraklarına yaptığı saldırılara verilmiş bir karşılık olarak yorumlandı. Askerlerim burayı savaşın sembolik sonu olarak gördü.
Fakat bugün o ateşe baktığımda yalnızca düşmanımın sarayını görmüyorum.
İnsanlığın emeğini, sanatını ve hafızasını da görüyorum.
Bir şehri ele geçirmek güç göstergesidir.
Ele geçirdiğiniz bir şehrin değerini koruyabilmek ise daha büyük bir güç gerektirir.
Persepolis’in yakılması, benim zaferimin en gösterişli anlarından biri olabilir.
Aynı zamanda en çok sorgulanması gereken kararlarımdan biridir.
Gerçek mi, tartışmalı mı?
Persepolis MÖ 330 yılında yağmalandı ve saray yapılarının bir kısmı yakıldı. Antik kaynaklarda yangının planlı bir intikam eylemi mi, içkili bir eğlence sırasında alınmış düşüncesiz bir karar mı olduğu konusunda farklı anlatımlar bulunur. Bu nedenle olayın ayrıntıları kesin değildir.
Gazeteci: Mısır’da Amon’un oğlu olarak karşılandınız. Gerçekten kendinizin tanrısal olduğuna inanıyor muydunuz?
Büyük İskender:
Kralların kökenleri hakkında her toplumun farklı bir anlayışı vardı.
Makedonya’da hükümdar başka türlü görülürdü. Mısır’da firavun yalnızca siyasi bir lider değildi; tanrılarla bağlantılı kabul edilirdi. Pers sarayında ise kralın çevresinde çok farklı törenler bulunuyordu.
Ben farklı halkları tek bir yönetim altında toplamak istedim. Bunun için onların hükümdarlık anlayışlarını da kullanmam gerekiyordu.
Fakat insan yıllarca yenilmediğinde yalnızca çevresindekiler değil, kendisi de farklı biri olduğuna inanmaya başlayabilir.
Bana tanrıların oğlu denildi.
Ben bu sözleri her zaman reddetmedim.
Belki siyasi bir araç olarak başladığım şey, zamanla kendi düşüncelerimi de etkiledi.
Gazeteci: Pers kıyafetleri giymeye ve Pers saray geleneklerini uygulamaya başladığınızda Makedon askerleriniz neden öfkelendi?
Büyük İskender:
Çünkü onlar Persleri yenmek için yola çıkmıştı.
Bir süre sonra karşılarında Pers hükümdarları gibi giyinen ve Pers soylularını çevresine alan bir kral gördüler.
Ben büyük bir imparatorluğun yalnızca Makedon gelenekleriyle yönetilemeyeceğini düşünüyordum. Persleri sürekli yenilmiş bir halk gibi görürsem kurduğum devlet uzun süre yaşayamazdı.
Makedonlarla Persleri aynı yönetim içinde bir araya getirmeye çalıştım.
Pers gençlerine Makedon askerî eğitimi verildi. Pers soyluları yönetime alındı. Susa’da Makedon komutanlarla Pers kadınları arasında toplu evlilikler düzenlendi.
Ben buna birleşme diyordum.
Askerlerimin bir kısmı ise kendi yerlerinin ellerinden alındığını düşünüyordu.
MÖ 324’te Susa’da gerçekleştirilen evlilik törenleri ve Perslerin ordu ile yönetime daha fazla alınması, İskender’in iki yönetici seçkin grubu birbirine yaklaştırma politikasının bir parçasıydı. Ancak Pers kıyafetleri ve saray geleneklerini benimsemesi Makedonlar arasında ciddi rahatsızlık yarattı.
Gazeteci: İnsanların önünüzde yere kapanmasını istemeniz, kendinizi artık sıradan bir kralın üzerinde gördüğünüzü göstermiyor muydu?
Büyük İskender:
Pers sarayında hükümdarın önünde eğilmek bir gelenekti.
Makedonlar ve Yunanlar için ise böyle bir davranış tanrılara gösterilen saygıyı hatırlatıyordu. Bu nedenle benden istenen bir saray törenini, kendilerine ait özgürlük anlayışına karşı bir hakaret olarak gördüler.
Ben farklı gelenekleri aynı sarayda birleştirebileceğimi düşündüm.
Fakat bir davranışın anlamı her toplumda aynı değildir.
Bir hükümdar insanların yalnızca bedenlerini eğdirebilir.
Düşüncelerini eğdirebildiğini sanmaya başladığında ise çevresindeki gerçekleri kaybeder.
Gazeteci: Hayatınızı kurtaran eski dostunuz Kara Kleitos’u bir tartışma sırasında kendi ellerinizle öldürdünüz. Büyük bir hükümdar öfkesini neden kontrol edemedi?
Büyük İskender:
Bu soruya verebileceğim hiçbir cevap yaptığımı haklı gösteremez.
Kleitos, Granikos’ta hayatımı kurtarmıştı. Babamın dönemini, Makedon askerlerinin fedakârlıklarını ve nereden geldiğimi bana hatırlatıyordu.
O gece ikimiz de öfkeliydik. İçki içilmişti. Sözler ağırlaştı. Bana başarılarımın yalnızca bana ait olmadığını söyledi. Babamı küçümsediğimi ve Perslerin etkisine girdiğimi ima etti.
Ben kral olarak eleştirilmekle insan olarak aşağılanmayı birbirinden ayıramadım.
Bir mızrak aldım ve onu öldürdüm.
Öfkem geçtiğinde dostum geri gelmedi.
Bir insan dünyayı yönetebilir.
Fakat kendi öfkesini yönetemiyorsa büyüklüğü eksik kalır.
Plutarkhos’un anlatımına göre tartışma içki içilen bir ziyafette büyüdü; Kleitos, İskender’in hayatını kurtardığını ve zaferlerin Makedonların kanıyla kazanıldığını hatırlattı. İskender onu bir mızrakla öldürdükten sonra ağır bir pişmanlık yaşadı. Olayın ayrıntıları antik kaynaklara dayandığı için ihtiyatla değerlendirilmelidir.
Gazeteci: Kleitos’un ölümü size insanların artık sizin karşınızda gerçeği söylemekten korktuğunu göstermedi mi?
Büyük İskender:
Gösterdi.
Fakat korkunun saraylarda nasıl büyüdüğünü o zaman tam olarak anlayamadım.
Bir hükümdar kendisini eleştiren insanları cezalandırmaya başladığında, çevresinde yalnızca onu onaylayanlar kalır. Herkes söylediği sözü kralın duymak istediği biçime sokar.
Böylece kralın gücü arttıkça bilgiye ulaşması zorlaşır.
Kleitos bana hoşuma gitmeyen şeyleri söylüyordu.
Onu susturduğumda eleştiriyi de susturduğumu sandım.
Aslında kendimi gerçeklerden uzaklaştırdım.
Gazeteci: Baktriyalı Roksana ile evliliğiniz gerçek bir aşk mıydı, yoksa siyasi bir karar mı?
Büyük İskender:
Onu ilk gördüğümde güzelliğinden etkilendiğim doğrudur.
Fakat bir kralın evliliği hiçbir zaman yalnızca iki insan arasında kalmaz. Roksana ile evlenmem, bölgede kurmak istediğim bağları güçlendirdi.
Aşk ile siyaset aynı masaya oturdu.
Ben fethettiğim halkları yalnızca zorla yönetmenin mümkün olmadığını görmüştüm. Evlilikler, ortaklıklar ve yerel yöneticilerle kurulan ilişkiler kılıcın sağlayamadığı kabulü sağlayabilirdi.
Fakat siyasi amaç taşıyan bir evlilikte sevgi bulunamayacağını düşünmek de doğru değildir.
Plutarkhos, İskender’in Roksana’ya duyduğu ilgiyi bir aşk ilişkisi olarak anlatırken evliliğin siyasi şartlarla da uyumlu olduğunu belirtir.
Gazeteci: Hindistan’da Kral Poros ile karşılaştınız. Onu yendikten sonra neden yeniden ülkesinin başına geçirdiniz?
Büyük İskender:
Çünkü yenilmiş olmasına rağmen bir kral gibi davranmıştı.
Ona nasıl muamele görmek istediğini sordum. Bana, “Bir kral gibi,” diye cevap verdiği anlatılır.
Cesaretine saygı duydum.
Ayrıca Hindistan gibi uzak toprakları yalnızca Makedon askerleriyle yönetmem mümkün değildi. Bölgeyi tanıyan, halkı tarafından kabul edilen ve benimle iş birliği yapabilecek yöneticilere ihtiyacım vardı.
Poros’u ortadan kaldırmak yerine onu kendi yönetimimin bir parçası hâline getirdim.
Bazıları buna merhamet diyebilir.
Bazıları ise hesaplı bir yönetim biçimi.
İkisi de doğrudur.
Plutarkhos’un aktardığı anlatıda Poros, kendisine nasıl davranılması gerektiği sorusuna “Bir kral gibi” yanıtını verir. İskender daha sonra Poros’un yönetimini sürdürmesine izin verir ve egemenlik alanını genişletir.
Gazeteci: Asıl sorumuza gelelim. Dünyanın sonuna kadar ilerlemeyi gerçekten düşünüyor muydunuz?
Büyük İskender:
Evet, fakat “dünyanın sonu” ifadesini sizin bugün anladığınız biçimde düşünmemelisiniz.
Bizim coğrafya anlayışımıza göre yerleşilmiş toprakların çevresinde büyük bir okyanusun bulunduğu düşünülüyordu. Hindistan’ın doğusundaki denize ulaşırsam Asya’nın sınırına, dünyanın çevresini sardığına inanılan büyük denize varacağımı düşündüm.
Amacım Ganj’a ve Doğu Denizi’ne ulaşmaktı.
Oraya vardığımda yalnızca yeni bir ülkeyi ele geçirmiş olmayacaktım. Bilinen dünyanın doğu sınırına ulaşmış bir hükümdar olacaktım.
Fakat önümdeki dünyanın düşündüğümden daha büyük olduğunu bilmiyordum.
Ben haritaların bittiği yere ulaşmaya çalışıyordum.
Toprakların bittiği yere değil.
Tarihî gerçek: Arrianos’un aktardığı konuşmada İskender, Hyphasis’in ötesinden Ganj’a ve “Doğu Denizi”ne kalan mesafenin fazla olmadığını söyler. Ayrıca büyük okyanusun yeryüzünü çevrelediği yönündeki antik coğrafya anlayışını dile getirir. Bu nedenle İskender’in doğudaki okyanusa ulaşmayı hedeflediği güçlü biçimde söylenebilir. Ancak bu, modern anlamda gezegenin fiziksel sonunu aradığı anlamına gelmez.
Gazeteci: Hyphasis Nehri’ne geldiğinizde askerleriniz daha fazla ilerlemeyi reddetti. Hiç savaş kaybetmeyen Büyük İskender’i kendi ordusu mu durdurdu?
Büyük İskender:
Evet.
Bir savaş meydanında düşmanı yenmeye alışmıştım.
Fakat karşımda bu kez düşman ordusu yoktu. Yıllardır benimle yürüyen, yaralanan, arkadaşlarını kaybeden ve evlerinden binlerce kilometre uzaklaşan kendi askerlerim vardı.
Onlara yeni zaferler, zenginlik ve şöhret vaat ettim.
Onlar ise evlerine dönmek istiyordu.
Günlerce kararlarını değiştirmelerini bekledim. Çadırıma çekildim. Belki utanç duyarak yeniden ilerlemeyi kabul edeceklerini düşündüm.
Etmediler.
Sonunda geri dönmek zorunda kaldım.
Tarihte ilk kez önümde aşamayacağım bir sınır vardı.
Bu sınır bir nehir değildi.
İnsanların dayanma gücüydü.
Arrianos, Hyphasis’in ötesinde güçlü toplumların ve çok sayıda savaş filinin bulunduğuna ilişkin haberlerin İskender’in ilerleme arzusunu artırdığını; buna karşılık yorgun Makedon askerlerinin daha fazla ilerlemeyi açıkça reddettiğini aktarır. İskender konuşmasıyla onları ikna edemeyince geri dönüş kararını kabul etti.
Gazeteci: Askerlerinizin kararına saygı mı duydunuz, yoksa bunu bir yenilgi olarak mı gördünüz?
Büyük İskender:
O anda yenilgi olarak gördüm.
Daha önce kazandıklarımın hiçbirinin yeterli olmadığını düşündüm. Geri dönüş, sanki bütün zaferlerimin değerini azaltacakmış gibi hissettim.
Bu düşünce benim en büyük zayıflıklarımdan biriydi.
İnsan daha fazlasını istemeye başladığında elindekilerin değerini göremez.
Makedonya’dan Hindistan’a kadar ilerlemiştik. Pers İmparatorluğu ortadan kaldırılmış, yeni şehirler kurulmuş ve büyük ordular yenilmişti.
Fakat ben yalnızca geçemediğim nehre bakıyordum.
Belki büyüklük, sürekli ilerlemek değildir.
Nerede durulması gerektiğini anlayabilmektir.
Ben durmayı kendi isteğimle öğrenmedim.
Askerlerim bana öğretti.
Plutarkhos, İskender’in askerlerin geri dönüş talebine öfkelendiğini, bir süre çadırına kapandığını ve geri çekilmeyi yenilgi gibi değerlendirdiğini aktarır. Daha sonra kararını değiştirerek dönüş hazırlıklarını başlatmıştır.
Gazeteci: “İskender fethedecek başka dünya kalmadığı için ağladı” sözü doğru mu?
Büyük İskender:
Hayır, en azından insanların bugün tekrarladığı biçimiyle değil.
Benim fethedecek yer kalmadığı için ağladığım söylenir.
Oysa öldüğümde hâlâ planlarım vardı. Arabistan’a yönelik hazırlıklar yapılıyor, yeni seferler ve yeni deniz yolları düşünülüyordu.
Bana durmak yetmiyordu.
Fakat benimle ilgili anlatılan her söz tarihî gerçek değildir.
Bazıları bir kralın hayatını tek bir cümleye sığdırmak isteyen sonraki kuşakların eseridir.
Gerçek mi, rivayet mi?
“İskender, fethedecek başka dünya kalmadığı için ağladı” biçimindeki ünlü söz, antik kaynaklarda bu hâliyle bulunmaz. Plutarkhos’un başka bir eserinde İskender’in, sonsuz sayıda dünya bulunduğuna ilişkin bir konuşmayı duyunca henüz bir tanesine bile hâkim olamadığı için üzüldüğü anlatılır. Dolayısıyla yaygın söz, eski bir anlatının anlamı değiştirilmiş biçimidir.
Gazeteci: Geri dönüş yolunda ordunuzu neden tehlikeli Gedrosya Çölü’nden geçirdiniz? Bu yürüyüşte çok sayıda insan hayatını kaybetti.
Büyük İskender:
Bunun tek ve kesin bir cevabı yok.
Kara ordusu ile donanmanın farklı güzergâhlardan ilerlemesi, kıyıların keşfedilmesi ve imparatorluğun deniz bağlantılarının anlaşılması planlanmıştı.
Fakat Gedrosya’nın şartları tahmin ettiğimizden çok daha ağırdı. Su azdı, sıcak dayanılmazdı ve ikmal düzeni bozuldu.
Askerlerim yalnızca savaşlarda ölmedi.
Susuzluk, açlık ve yorgunluk da onları aldı.
Bir komutanın harita üzerinde çizdiği çizgi, o yolu yürüyen insanın acısını göstermez.
Ben askerlerimle aynı zorlukları paylaşmaya çalıştım. Fakat onların benimle aynı acıyı çekmesi, verdiğim kararın doğru olduğu anlamına gelmez.
Dönüş sırasında Gedrosya üzerinden yapılan zorlu yürüyüş, İskender’in ordusunda ağır kayıplara yol açtı. Seçilen güzergâhın askerî, keşif amaçlı veya önceki hükümdarların başaramadığı bir yolculuğu tamamlama isteğiyle bağlantılı olup olmadığı tarihçiler arasında tartışmalıdır.
Gazeteci: Kurduğunuz şehirler ve kültürleri birleştirme politikanız gerçekten ortak bir dünya kurma düşüncesinden mi kaynaklanıyordu?
Büyük İskender:
Bir imparatorluk yalnızca ele geçirilen topraklardan oluşmaz.
Yollar, şehirler, pazarlar, diller, evlilikler ve ortak askerî birlikler olmadan uzak bölgeleri bir arada tutamazsınız.
Farklı halkların aynı yönetim altında yaşayabileceği bir düzen kurmaya çalıştım.
Ancak bunu bugünün eşitlik düşüncesiyle karıştırmayın.
Ben hâlâ fetheden hükümdardım.
Şehirlerin bazıları ticareti ve kültürel bağlantıları güçlendirdi. Bazıları ise askerî denetim noktalarıydı. Kültürlerin karşılaşmasını sağladım; fakat bu karşılaşma her zaman gönüllü olmadı.
Birleşme ile egemenlik arasındaki çizgi her zaman açık değildir.
İskender’in fetihleri sonrasında Yunanca dilinin, şehir kültürünün, sanatın ve çeşitli yerel geleneklerin karşılaşmasıyla Helenistik dünya ortaya çıktı. Ancak bu süreç yalnızca kültürel paylaşım değil; askerî fetih, yönetim ve güç ilişkileriyle de şekillendi.
Gazeteci: Babil’e döndüğünüzde yeni bir sefere hazırlanıyordunuz. Gerçekten durmayı hiç düşünmediniz mi?
Büyük İskender:
Durduğumda kim olduğumu sorgulayacağımdan korkuyordum.
Çocukluğumdan beri başarı, mücadele ve şöhretle büyüdüm. Bir hedefe ulaştığımda hemen ötesindeki hedefi görüyordum.
Pers İmparatorluğu’nu yendim.
Sonra Orta Asya’ya gittim.
Oradan Hindistan’a ilerledim.
Dönüşümde Arabistan’ı ve yeni deniz yollarını düşündüm.
Beni ayakta tutan şey yalnızca sahip olduğum topraklar değildi.
Henüz ulaşmadığım yerlerdi.
Belki de savaşlardan sonra yaşayacak sakin bir hayat kurmayı bilmiyordum.
Babil’de öldüğümde seferlerim tamamlanmamıştı.
Yalnızca hayatım sona ermişti.
Arrianos’un anlatımında İskender’in ölümünden önce Arabistan kıyılarını, limanlarını ve adalarını araştırdığı; bölgeye yönelik deniz ve askerî hazırlıklar yaptığı görülür. Bu durum, Hyphasis’ten dönmesinin fetih düşüncesinin sona erdiği anlamına gelmediğini gösterir.
Gazeteci: Henüz 32 yaşındayken Babil’de öldünüz. Zehirlendiğinize dair iddialar doğru mu?
Büyük İskender:
Ölümümün ardından zehir, komplo ve ihanet hikâyeleri anlatıldı.
Güçlü bir hükümdar genç yaşta öldüğünde insanlar bunun sıradan bir hastalık olabileceğini kabul etmek istemez.
Günler süren ateşin ardından gücümü kaybettim.
Bedenim birçok savaşta yaralanmış, uzun yolculuklarla yıpranmıştı. Fakat ölümümün kesin nedenini bugün bile söylemek mümkün değildir.
Ben savaş meydanlarında defalarca ölümle karşılaştım.
Sonunda beni alan şey bir mızrak ya da kılıç olmadı.
Babil’de başlayan ve giderek ağırlaşan bir hastalık oldu.
İskender, MÖ 323 yılının Haziran ayında Babil’de yaklaşık 32 yaşındayken hayatını kaybetti. Zehirlenme, sıtma, enfeksiyon ve başka hastalıklar öne sürülmüş olsa da kesin ölüm nedeni belirlenememiştir. Antik kaynaklarda hastalığın ilerleyişi konusunda da farklılıklar bulunur.
Gazeteci: Ölmeden önce imparatorluğu kime bıraktığınız sorulduğunda “En güçlü olana” dediğiniz doğru mu?
Büyük İskender:
Bu sözün gerçekten söylenip söylenmediği tartışılabilir.
Fakat ardımda açık bir yönetim düzeni bırakmadığım gerçeği tartışılamaz.
Yetişkin ve tartışmasız bir varisim yoktu. Komutanlarım güçlüydü; fakat hiçbiri diğerlerinin kendisine boyun eğmesini sağlayacak kadar üstün değildi.
Ben bütün imparatorluğu kendi kişiliğimin etrafında kurmuştum.
Ben ortadan kalkınca merkezi de ortadan kalktı.
Bir hükümdar devleti yalnızca kendisine bağlarsa, öldüğünde geride bir miras değil, paylaşılacak bir güç bırakır.
Ben birçok ülkeyi ele geçirdim.
Fakat benden sonra onları bir arada tutacak sistemi tamamlayamadım.
İskender’in ölümünün ardından generalleri ve hanedan üyeleri arasında uzun süren mücadeleler başladı. İmparatorluk kısa sürede rakip Helenistik krallıklara bölündü. “En güçlü olana” sözü antik anlatılarda yer alsa da son sözleri ve miras düzenlemelerinin ayrıntıları kesin değildir.
Gazeteci: Dünyayı fethettiniz ama ölümünüzden sonra kurduğunuz imparatorluk parçalandı. Bu durumda gerçekten kazandığınızı söyleyebilir misiniz?
Büyük İskender:
Bir imparatorluğu harita üzerindeki sınırlarla değerlendirirseniz kaybettim.
Kurduğum siyasi birlik uzun süre yaşamadı.
Komutanlarım birbirleriyle savaştı. Ailem ortadan kaldırıldı. Topraklarım ayrı krallıklara bölündü.
Fakat şehirler, ticaret yolları, diller, sanat ve düşünceler yaşamaya devam etti.
Benim ordularımla açılan yolları daha sonra tüccarlar, bilim insanları, sanatçılar ve gezginler kullandı.
Bir hükümdarın kazandığı topraklar kaybedilebilir.
Fakat farklı dünyaların birbirini tanımasına yol açan değişimler daha uzun yaşayabilir.
Yine de kültürel bir miras bırakmış olmam, seferler sırasında yaşanan ölümleri ve yıkımları ortadan kaldırmaz.
Tarih beni yalnızca kazandıklarımla değil, bunların bedeliyle de değerlendirmelidir.
Gazeteci: Bugün yaşayan yöneticilere ve insanlara ne söylemek isterdiniz?
Büyük İskender:
Bir hedefinizin olması sizi ileri götürür.
Fakat bütün hayatınızı yeni hedeflerin peşinde geçirirseniz ulaştığınız hiçbir yer size yeterli gelmez.
Ben nehirleri, dağları ve çölleri aştım.
Büyük orduları yendim.
Kendilerini yenilmez gören kralları tahtlarından indirdim.
Fakat insanın karşısındaki en zor sınır her zaman başka bir ülkenin sınırı değildir.
Bazen kendi hırsıdır.
Güç kazandıkça sizi eleştiren insanların sesini daha dikkatli dinleyin. Çevrenizde yalnızca sizi övenler kaldığında, gerçeği duyamaz hâle gelirsiniz.
Zaferlerinizi yalnızca ele geçirdiğiniz topraklarla ölçmeyin.
Arkanızda bıraktığınız insanlara da bakın.
Ben bilinen dünyanın sonuna ulaşmak istedim.
Fakat sonunda dünyanın değil, insan ömrünün sınırlı olduğunu öğrendim.
Dünya, bir insanın fethedebileceğinden büyüktür.
İnsanın hırsı ise bazen dünyadan bile daha büyüktür.
Röportajın Ardından
Büyük İskender’in ordusu dünyanın fiziksel sonunu aramıyordu.
Ancak İskender’in, kendi döneminin coğrafya anlayışına göre doğudaki büyük okyanusa ve bilinen dünyanın sınırına ulaşmayı amaçladığı anlaşılıyor.
Onu durduran Pers orduları, savaş filleri veya yüksek dağlar olmadı.
Yıllarca savaşan askerlerinin yorgunluğu ve eve dönme isteği oldu.
Büyük İskender yaklaşık 13 yıllık hükümdarlığı sırasında Pers İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdı, Mısır’dan Orta Asya’ya ve Hindistan’ın kuzeybatısına kadar uzanan büyük bir egemenlik alanı kurdu. Ancak ardında yetişkin ve tartışmasız bir varis bırakmadan ölmesi, imparatorluğunun komutanları arasında bölünmesine yol açtı. Buna rağmen fetihlerinin ardından oluşan Helenistik dünya; kültür, ticaret, sanat ve bilim tarihinde yüzyıllar boyunca etkili oldu.
Büyük İskender dünyayı fethetmek istedi.
Fakat belki de tarih boyunca hiçbir hükümdarın tam anlamıyla cevaplayamadığı soruyla karşılaştı:
Bir insanın zaferleri nerede bitmeli ve hırsı nerede durmalıdır?
Bilgilendirme: Bu röportaj gerçek bir görüşme değildir. Sorular ve cevaplar; Büyük İskender’in hayatı, seferleri ve antik tarihçilerin aktardığı bilgiler temel alınarak hazırlanmış kurgusal bir çalışmadır. Cevaplar Büyük İskender’e ait doğrudan sözler olarak değerlendirilmemelidir. Antik kaynaklar olaylardan yüzyıllar sonra yazılmıştır ve bazı ayrıntılarda birbirleriyle çelişmektedir.
Kaynakça
- Arrianos, İskender’in Seferi – Anabasis
- Plutarkhos, Paralel Hayatlar – İskender
- Diodoros, Tarih Kitaplığı
- Quintus Curtius Rufus, Büyük İskender’in Tarihi
- The Metropolitan Museum of Art, Helenistik Dünya çalışmaları
- World History Encyclopedia, Büyük İskender ve seferleri
- The Cambridge Companion to Alexander the Great
Etiketler
Büyük İskender, Tarihle Yüz Yüze, kurgusal röportaj, Makedonya, Pers İmparatorluğu, III. Darius, Aristoteles, Roksana, Poros, Hyphasis Nehri, Hindistan seferi, Helenistik dönem, tarihî şahsiyetler, dünyaya yön verenler, Büyük İskender röportajı
Haber :
ETİKETLER : Yazdır





