سِرُّ الْأَرْبَعِينَ عَامًا فِي الْعَنَاوِينِ الْآنَ!
Okunuş: Sirru'l-erbaîne âmen fi'l-anâvîni'l-âne! · Kırk Yıllık Sır Artık Manşetlerde!
Hel se-tudğatu’l-âiletu li-kabûli tesviyetin, em se-tezhebu’l-kadıyyetu ile’l-mahkemeti?
Aile uzlaşmaya mı zorlanacak, yoksa dava mahkemeye mi gidecek?
Ve keyfe se-tetefâalu’l-medînetu indemâ tazharu’l-hakîkatu?
Ve gerçek ortaya çıktığında şehir nasıl tepki verecek?
Terfau Munâ’l-kadıyyete resmiyyen ile’l-mahkemeti.
Muna davayı mahkemeye resmen açar.
Fi’l-yevmi nefsihî, yasılu murâsilun min ekberi sahîfetin fi’l-medîneti ilâ mektebeti Ahmed Bey.
Aynı gün şehrin en büyük gazetesinden bir muhabir Ahmet Bey'in kütüphanesine gelir.
İnnehû zemîlu Munîrin el-kadîmu, el-ismu’llezî vecedethu Nîlun.
O, Nil'in bulduğu isim olan Münir'in eski meslektaşıdır.
İsmu’l-murâsili Keremun.
Muhabirin adı Kerem'dir.
Lekad amile hârice’l-medîneti senevâtin kesîreten, lâkinnehû lem yense Munîran kattu.
Yıllarca şehir dışında çalışmıştır ama Münir'i hiç unutmamıştır.
Lem esteti tasdîka zâlike indemâ vecedûke, yekûlu Keremun, ve huve yusâfihu Munîran.
Seni bulduklarında buna inanamadım, der Kerem, Münir'in elini sıkarak.
Kâne’l-cemîu yazunnu enneke mitte.
Herkes öldüğünü sanıyordu.
Hâzâ mâ eradtuhum en yazunnûhu, yekûlu Munîrun bi-ibtisâmetin hafîfetin.
Onların böyle düşünmesini istedim, der Münir hafif bir gülümsemeyle.
Lâkin lem taud hunâke hâcetun ile’l-ihtibâi.
Ama artık saklanmaya gerek yok.
Yefhasu Keremun el-vesâika, ve yatrahu esileten, ve yudavvinu mulâhazâtin.
Kerem belgeleri inceler, sorular sorar ve not alır.
Hâzihi’l-kıssatu, yekûlu ahîran, leyset mahalliyyeten fakat.
Bu hikaye, der sonunda, sadece yerel değil.
Kad tasılu eydan ile’s-suhufi’l-vataniyyeti.
Ulusal gazetelere de ulaşabilir.
Fî sabâhi’l-yevmi’t-tâlî, yunşeru’l-haberu.
Ertesi sabah haber yayımlanır.
Sirru’l-erbaîne âmen: âde’s-sahafiyyu’l-mefkûdu.
Kırk Yıllık Sır: Kayıp Gazeteci Geri Döndü.
Tebdeu’l-medînetu kulluhâ bi’l-hadîsi anhu.
Bütün şehir bunu konuşmaya başlar.
Fi’l-makâhî ve’l-hâfilâti ve’l-esvâkı, yebdû enne’l-cemîa yervi’l-kıssate nefsehâ.
Kafelerde, otobüslerde, pazarlarda herkes aynı hikayeyi anlatıyor gibi görünür.
Tusâdifu Elîfu bada cîrânihâ’l-kudâmâ hârice menzilihâ.
Elif evinin dışında eski komşularından bazılarıyla karşılaşır.
Yuhaddiku baduhum fîhâ, ve uyûnuhum melîetun bi’d-dehşeti.
Bazıları ona bakakalır; gözleri şaşkınlık doludur.
Lâkinne muzamehum yekteribu bi-ibtisâmetin dâfietin.
Ama çoğu sıcak bir gülümsemeyle yaklaşır.
Kâne ebûki raculen tayyiben, yekûlu cârun musinnun.
Baban iyi bir adamdı, der yaşlı bir komşu.
Le-tâlemâ şartu enne şeyen mâ kâne nâkısan fî tilke’l-kıssati.
O hikayede bir şeylerin eksik olduğunu hep hissetmiştim.
Fi’l-yevmi nefsihî, yetecemmau haşdun havle burci’s-sâati.
Aynı gün saat kulesinin etrafında bir kalabalık toplanır.
Lem yekterib minhu ehadun ilâ hâze’l-haddi münzü senevâtin.
Yıllardır kimse ona bu kadar yaklaşmamıştır.
Yeltekıtu’n-nâsu’s-suvera, ve yetehaddesûne ve yetesâelûne.
İnsanlar fotoğraf çeker, konuşur ve merak eder.
Yakifu Ahmed Bey emâme’l-haşdi ve yeşrahu kulle mâ yarifuhû ani’l-burci.
Ahmet Bey kalabalığın önünde durur ve kule hakkında bildiği her şeyi açıklar.
Yeşrahu li-mâzâ uğlika, ve li-mâzâ udîe’d-davu fî tilke’l-leyleti.
Neden kapatıldığını ve o gece ışığın neden yandığını açıklar.
Lekadi’stuhdime’l-burcu ke-nevin mine’l-işârati münzü vaktin tavîlin, yuvaddıhu.
Kule uzun zamandır bir tür işaret olarak kullanılmıştır, diye açıklar.
Kâne ceddî vâhiden mine’l-eşhâsı ellezîne sâadû’s-sahafiyye alâ hifzi’l-vesâiki bi-emânin.
Dedem, gazetecinin belgeleri güvende tutmasına yardım eden kişilerden biriydi.
Kâne zâlike’d-davu tahzîran, yûkadu fî lahazâti’l-hatari.
O ışık, tehlike anlarında yakılan bir uyarıydı.
Kable erbaîne âmen, ve merraten uhrâ hâzihi’l-merrate.
Kırk yıl önce ve bu kez yine.
Takifu Büşrâ ve Lînâ ve Nâilun ve Nîlun beyne’l-haşdi, ve hum yurâkıbûne bi-mezîcin mine’l-fahri ve ademi’t-tasdîkı.
Büşra, Lena, Nail ve Nil kalabalığın arasında gurur ve inanamama karışımıyla izleyerek dururlar.
Lekad telekkaynâ risâleten vâhideten fakat, yehmisu Nâilun.
Sadece bir mesaj aldık, diye fısıldar Nail.
Ve asbahnâ cuzen min şeyin bi-hâze’l-hacmi.
Ve bu kadar büyük bir şeyin parçası olduk.
Tebtesimu Nîlun.
Nil gülümser.
Ah yânen, tekûlu, tekşifu asğaru’l-eşyâi ekbera’l-hakâikı.
Bazen, der, en küçük şeyler en büyük gerçekleri ortaya çıkarır.
Keyfe se-tuhsemu’l-kadıyyetu fi’l-mahkemeti?
Mahkeme davası nasıl sonuçlanacak?
Ve mâzâ se-yanî’l-burcu li’l-medîneti’l-âne?
Ve kule artık şehir için ne ifade edecek?