جَاءَتِ الْخُطْوَةُ الْأُولَى مِنَ الطَّرَفِ الْآخَرِ!
Okunuş: Câeti'l-hutvetu'l-ûlâ mine't-tarafi'l-âhari! · İlk Hamle Karşı Taraftan Geldi!
Hel se-tetemekkenu Munâ min cami edilletin kâfiyetin li’l-kadıyyeti?
Muna dava için yeterli kanıt toplayabilecek mi?
Ve keyfe se-yekûnu raddu fili’l-âileti indemâ talemu enne muhâmiyeten tedahhalet fi’l-kadıyyeti’l-âne?
Ve artık bir avukatın dahil olduğunu öğrendiklerinde aile nasıl tepki verecek?
Bade en tuline Munâ resmiyyen tevelliyehâ’l-kadıyyete, yenteşiru’l-haberu esraa mimmâ kâne mutevakkaan.
Muna davayı aldığını resmen duyurduktan sonra haber beklenenden hızlı yayılır.
Tebdeu eş-şâiâtu fi’l-medîneti.
Şehirde söylentiler başlar.
Lâ yarifu ehadun bi’d-dabti mâ yahdusu, lâkinne’l-cemîa yeşuru bi-enne şeyen kad teğayyara.
Kimse tam olarak ne olduğunu bilmez ama herkes bir şeyin değiştiğini hisseder.
Bade yevmeyni, tasılu risâletun ilâ mektebeti Ahmed Bey.
İki gün sonra Ahmet Bey'in kütüphanesine bir mektup gelir.
Ale’z-zarfi ismu ehadi eşheri mekâtibi’l-muhâmâti fi’l-medîneti.
Zarfın üzerinde şehrin en tanınmış hukuk bürolarından birinin adı vardır.
Yeftahu Munîrun er-risâlete bi-inâyetin.
Münir mektubu dikkatle açar.
Fî dâhilihâ tahzîrun resmiyyun yeddeî enne’l-vesâika ğayru muvessakatin ve mudalliletun.
İçinde belgelerin doğrulanmamış ve yanıltıcı olduğunu iddia eden resmi bir uyarı vardır.
Kuntu etevakkau hâzâ, yekûlu Munîrun bi-hudûin.
Bunu bekliyordum, der Münir sakince.
Lâkinne hâzâ len yûkıfenâ.
Ama bu bizi durdurmayacak.
İndemâ takrau Munâ er-risâlete, tebtesimu.
Muna mektubu okuduğunda gülümser.
Hâzihi alâmetun alâ ennehum kalikûne, tekûlu.
Bu onların endişelendiğinin bir işareti, der.
Lev lem yekun hunâke şeyun hakkan, fe-li-mâzâ kânû se-yetesarrafûne bi-hâzihi’s-surati?
Burada gerçekten hiçbir şey olmasaydı, neden bu kadar hızlı tepki versinlerdi?
Fî zâlike’l-mesâi nefsihî, yasılu şahsun ilâ menzili Elîfe.
Aynı akşam Elif'in evine biri gelir.
Huve raculun yertedî melâbise resmiyyeten, ve yetehaddesu bi-savtin muhezzebin lâkinnehû bârîdun.
Resmi kıyafetli, kibar ama soğuk bir sesle konuşan bir adamdır.
Teveddu âiletî mukâbeleteki, yekûlu.
Ailem sizinle görüşmek istiyor, der.
Li-tevdîhi sûi’l-fehmi hâzâ.
Bu yanlış anlaşılmayı açıklığa kavuşturmak için.
Teteraddedu Elîfu.
Elif tereddüt eder.
Yenzuru Munîrun ileyhâ ve yûmiu bi-resihî kalîlen.
Münir ona bakar ve hafifçe başını sallar.
İn eradti’z-zehâbe, se-ezhebu meaki, yekûlu.
Gitmek istersen seninle giderim, der.
Fi’l-yevmi’t-tâlî, teltekî Elîfu ve Munîrun bi-mumessili’l-âileti.
Ertesi gün Elif ve Münir ailenin temsilcisiyle görüşür.
İnnehâ muhâdesetun hâdietun lâkinnehâ mutevettiretun.
Bu sakin ama gergin bir konuşmadır.
Yetehaddesu’r-raculu, ve huve udvun fî ihdâ ekseri âilâti’l-medîneti nufûzen, bi-edebin lâkin bi-hazmin.
Şehrin en etkili ailelerinden birinin üyesi olan adam kibar ama kararlı konuşur.
Hâzihi’l-vesâiku, yekûlu, kad yusâu fehmuhâ.
Bu belgeler, der, yanlış anlaşılabilir.
Kâne bahsu vâlidiki ğayra muktemilin.
Babanızın araştırması eksikti.
El-hakîkatu ekseru takîden.
Gerçek daha karmaşık.
Yebkâ Munîrun hâdien.
Münir sakin kalır.
İzen, yekûlu, yumkinuke en teşraha zâlike’t-takîde fi’l-mahkemeti.
O halde, der, o karmaşıklığı mahkemede açıklayabilirsiniz.
Yakubu zâlike samtun kasîrun.
Kısa bir sessizlik olur.
Yazharu vemîdun mine’t-tevetturi alâ vechi’r-raculi.
Adamın yüzünde bir gerginlik belirtisi belirir.
Lâ hâcete ilâ cali hâzâ ekbera mimmâ huve aleyhi, yekûlu.
Bunu olduğundan daha büyük hale getirmeye gerek yok, der.
Yumkinune’t-tevassulu ilâ ittifâkın munâsibin.
Uygun bir anlaşmaya varabiliriz.
El-adâletu leyseti’ttifâkan, tekûlu Elîfu, ve savtuhâ akvâ mimmâ kâne aleyhi fî eyyi vaktin madâ.
Adalet bir anlaşma değildir, der Elif; sesi hiç olmadığı kadar güçlüdür.
Kâne ebî mefkûden erbaîne âmen.
Babam kırk yıl kayıptı.
Hâzâ leyse şeyen yumkinu li’l-mâli en yuslihahû.
Bu, paranın düzeltebileceği bir şey değil.
Yenhedu’r-raculu min dûni kelimetin uhrâ, ve yûmiu bi-edebin, summe yuğâdiru.
Adam başka söz söylemeden ayağa kalkar, kibarca başını sallar ve ayrılır.
Mâ in tahrucu Elîfu hattâ tertecife yedâhâ, lâkinne fî ayneyhâ kuvveten cedîdeten.
Dışarı çıkınca Elif'in elleri titriyordur ama gözlerinde yeni bir güç vardır.
Ahsenti, yekûlu Munîrun bi-fahrin.
İyi yaptın, der Münir gururla.
Hel se-tudğatu’l-âiletu li-kabûli tesviyetin, em se-tezhebu’l-kadıyyetu ile’l-mahkemeti?
Aile uzlaşmaya mı zorlanacak, yoksa dava mahkemeye mi gidecek?
Ve keyfe se-tetefâalu’l-medînetu indemâ tazharu’l-hakîkatu?
Ve gerçek ortaya çıktığında şehir nasıl tepki verecek?