← Cümle çalışmalarına dönÇalışma alanı
Okunan Arapça cümleyi metinde takip et.

أَوَّلُ دَعْمٍ كَبِيرٍ لِلْعَدَالَةِ!

Okunuş: Evvelu damin kebîrin li'l-adâleti! · Adalet İçin İlk Büyük Destek!

هَلْ لَا تَزَالُ أَيَّةُ عَائِلَةٍ مِنْ تِلْكَ الْعَائِلَاتِ تَعِيشُ فِي الْمَدِينَةِ؟ وَكَيْفَ سَيَكُونُ رَدُّ فِعْلِهِمْ عِنْدَمَا يَسْمَعُونَ الْحَقِيقَةَ؟ تُوَاصِلُ نِيلٌ الْبَحْثَ عَنِ الْأَسْمَاءِ الَّتِي وَجَدَتْهَا فِي الْأَرْشِيفَاتِ. بَعْدَ يَوْمٍ، يَلْفِتُ اسْمٌ فِي الْقَائِمَةِ انْتِبَاهَهَا. إِنَّهَا عَائِلَةٌ مِنَ الْمِنْطَقَةِ نَفْسِهَا، لَا تَزَالُ تَعِيشُ فِي الْمَدِينَةِ. مُنَى، تَقُولُ نِيلٌ، وَهِيَ تُدِيرُ الشَّاشَةَ. فَقَدَتْ عَائِلَتُهَا مَنْزِلَهَا قَبْلَ أَرْبَعِينَ عَامًا. تَعْمَلُ الْآنَ فِي مَكْتَبِ مُحَامَاةٍ فِي وَسَطِ الْمَدِينَةِ. مُحَامِيَةٌ؟ يَسْأَلُ أَحْمَدُ بَيْ، وَعَيْنَاهُ تَلْمَعَانِ. هٰذَا بِالضَّبْطِ مَا نَحْتَاجُ إِلَيْهِ. تُقَرِّرُ بُشْرَى وَلِينَا زِيَارَةَ مَكْتَبِ مُنَى. الْمَبْنَى حَدِيثٌ وَمُنَظَّمٌ. عَلَى عَكْسِ السُّوقِ الْقَدِيمِ، هٰذَا هُوَ الْوَجْهُ الْجَدِيدُ لِلْمَدِينَةِ. بَيْنَمَا تَنْتَظِرُ فِي مِنْطَقَةِ الِاسْتِقْبَالِ، تَشْعُرُ بُشْرَى بِبَعْضِ التَّوَتُّرِ. مَاذَا لَوْ لَمْ تُصَدِّقْنَا؟ تَهْمِسُ لِلِينَا. حَتَّى إِنْ لَمْ تُصَدِّقْنَا، تَقُولُ لِينَا، فَالْوَثَائِقُ تَتَحَدَّثُ عَنْ نَفْسِهَا. تَدْعُوهُمَا مُنَى إِلَى مَكْتَبِهَا. هِيَ امْرَأَةٌ شَابَّةٌ وَعَازِمَةٌ، وَفِي عَيْنَيْهَا فُضُولٌ حَذِرٌ. فِي أَيِّ مَوْضُوعٍ أَرَدْتُمَا مُقَابَلَتِي؟ تَسْأَلُ، وَهِيَ تُشِيرُ إِلَيْهِمَا أَنْ تَجْلِسَا. تَبْدَأُ بُشْرَى بِشَرْحِ كُلِّ شَيْءٍ. الْبُرْجُ، الرِّسَالَةُ، أَحْمَدُ بَيْ، إِلِيفُ، مُنِيرٌ، الطَّاحُونَةُ، الْوَثَائِقُ. وَبَيْنَمَا تَتَحَدَّثُ، يَتَغَيَّرُ تَعْبِيرُ وَجْهِ مُنَى. تَسْتَمِعُ بِعِنَايَةٍ، وَتُدَوِّنُ مُلَاحَظَاتٍ مِنْ حِينٍ لِآخَرَ. عِنْدَمَا تَنْتَهِي بُشْرَى، يَسُودُ صَمْتٌ طَوِيلٌ. عَائِلَتِي، تَقُولُ مُنَى بِبُطْءٍ، لَمْ تَتَحَدَّثْ عَنْ هٰذَا قَطُّ. كَانُوا يَقُولُونَ فَقَطْ: فَقَدْنَا مَنْزِلَنَا الْقَدِيمَ. لَمْ يَشْرَحُوا السَّبَبَ أَبَدًا. رُبَّمَا لَمْ يَكُونُوا يَعْرِفُونَ، تَقُولُ بُشْرَى. أَوْ رُبَّمَا كَانُوا يَخَافُونَ مِنَ الْحَدِيثِ عَنْهُ. تَطْلُبُ مُنَى أَنْ تَنْظُرَ فِي الْوَثَائِقِ. تُسَلِّمُ بُشْرَى الصُّنْدُوقَ إِلَيْهَا. تَقْرَأُ بِعِنَايَةٍ، صَفْحَةً صَفْحَةً. يَظْهَرُ عَلَى وَجْهِهَا أَوَّلًا الِانْدِهَاشُ، ثُمَّ الْغَضَبُ، ثُمَّ الْإِصْرَارُ. هٰذَا حَقِيقِيٌّ، تَقُولُ أَخِيرًا. وَإِنْ كَانَ هٰذَا صَحِيحًا، فَقَدْ تَضَرَّرَ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، وَمِنْ بَيْنِهِمْ عَائِلَتِي، مِنْ هٰذَا الظُّلْمِ. هَلْ سَتُسَاعِدِينَنَا؟ تَسْأَلُ لِينَا. تَنْظُرُ مُنَى فِي الْوَثَائِقِ لِلْمَرَّةِ الْأَخِيرَةِ، ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَهَا. لَنْ أُسَاعِدَ فَقَطْ، تَقُولُ. بَلْ سَأَتَوَلَّى هٰذِهِ الْقَضِيَّةَ. بِصِفَةٍ رَسْمِيَّةٍ. تَنْظُرُ بُشْرَى وَلِينَا إِحْدَاهُمَا إِلَى الْأُخْرَى، وَتَتَشَارَكَانِ ابْتِسَامَةً صَغِيرَةً. لِأَوَّلِ مَرَّةٍ، تَشْعُرَانِ أَنَّ هٰذَا قَدْ يَكُونُ مُمْكِنًا حَقًّا. هَلْ سَتَتَمَكَّنُ مُنَى مِنْ جَمْعِ أَدِلَّةٍ كَافِيَةٍ لِلْقَضِيَّةِ؟ وَكَيْفَ سَيَكُونُ رَدُّ فِعْلِ الْعَائِلَةِ عِنْدَمَا تَعْلَمُ أَنَّ مُحَامِيَةً تَدَخَّلَتْ فِي الْقَضِيَّةِ الْآنَ؟

Hel lâ tezâlu eyyetu âiletin min tilke’l-âilâti teîşu fi’l-medîneti?
O ailelerden herhangi biri hâlâ şehirde yaşıyor mu?

Ve keyfe se-yekûnu raddu filihim indemâ yesmeûne’l-hakîkate?
Ve gerçeği duyduklarında nasıl tepki verecekler?

Tuvâsılu Nîlun el-bahse ani’l-esmâi’lletî vecedethâ fi’l-erşîfâti.
Nil arşivlerde bulduğu isimleri araştırmaya devam eder.

Bade yevmin, yelfitu ismun fi’l-kâimeti intibâhehâ.
Bir gün sonra listedeki bir isim onun dikkatini çeker.

İnnehâ âiletun mine’l-mintakati nefsihâ, lâ tezâlu teîşu fi’l-medîneti.
Bu, aynı bölgeden gelen ve hâlâ şehirde yaşayan bir ailedir.

Munâ, tekûlu Nîlun, ve hiye tudîru’ş-şâşete.
Muna, der Nil, ekranı çevirerek.

Fekadet âiletuhâ menzilehâ kable erbaîne âmen.
Ailesi kırk yıl önce evini kaybetmiş.

Tamalu’l-âne fî mektebi muhâmâtin fî vasati’l-medîneti.
Şimdi şehir merkezinde bir hukuk bürosunda çalışıyor.

Muhâmiyetun?
Bir avukat mı?

Yeselu Ahmed Bey, ve aynâhu telmeâni.
Ahmet Bey gözleri parlayarak sorar.

Hâzâ bi’d-dabti mâ nahtâcu ileyhi.
Tam ihtiyacımız olan şey bu.

Tukarriru Büşrâ ve Lînâ ziyârete mektebi Munâ.
Büşra ve Lena, Muna'nın ofisini ziyaret etmeye karar verir.

El-mebnâ hadîsun ve munazzamun.
Bina modern ve düzenlidir.

Alâ aksi’s-sûkı’l-kadîmi, hâzâ huve’l-vechu’l-cedîdu li’l-medîneti.
Eski çarşının aksine, burası şehrin yeni yüzüdür.

Beynemâ tentaziru fî mintakati’l-istikbâli, teşuru Büşrâ bi-badi’t-tevetturi.
Bekleme alanında beklerken Büşra biraz gergin hisseder.

Mâzâ lev lem tusaddiknâ?
Ya bize inanmazsa?

Tehmisu li-Lînâ.
Lena'ya fısıldar.

Hattâ in lem tusaddiknâ, tekûlu Lînâ, fe’l-vesâiku tetehaddesu an nefsihâ.
İnanmasa bile, der Lena, belgeler kendi başına yeterince şey anlatır.

Tedûhumâ Munâ ilâ mektebihâ.
Muna onları ofisine davet eder.

Hiye imreetun şâbbetun ve âzimetun, ve fî ayneyhâ fudûlun hazirun.
O, gözlerinde dikkatli bir merak olan genç ve kararlı bir kadındır.

Fî eyyi mevdûin eradtumâ mukâbeletî?
Benimle ne hakkında görüşmek istediniz?

Teselu, ve hiye tuşîru ileyhimâ en teclisâ.
Oturmalarını işaret ederek sorar.

Tebdeu Büşrâ bi-şerhi kulli şeyin.
Büşra her şeyi anlatmaya başlar.

El-burcu, er-risâletu, Ahmed Bey, Elîfu, Munîrun, et-tâhûnetu, el-vesâiku.
Kule, mesaj, Ahmet Bey, Elif, Münir, değirmen, belgeler.

Ve beynemâ tetehaddesu, yeteğayyeru tabîru vechi Munâ.
O konuşurken Muna'nın ifadesi değişir.

Testemiu bi-inâyetin, ve tudavvinu mulâhazâtin min hînin li-âhara.
Dikkatle dinler, ara sıra not alır.

İndemâ tentehî Büşrâ, yesûdu samtun tavîlun.
Büşra bitirdiğinde uzun bir sessizlik olur.

Âiletî, tekûlu Munâ bi-but’in, lem tetehaddes an hâzâ kattu.
Ailem, der Muna yavaşça, bundan hiç bahsetmedi.

Kânû yekûlûne fakat: fekadnâ menzilenâ’l-kadîme.
Sadece, eski evimizi kaybettik, derlerdi.

Lem yeşrahû es-sebebe ebeden.
Nedenini hiç açıklamadılar.

Rubbemâ lem yekûnû yarifûne, tekûlu Büşrâ.
Belki bilmiyorlardı, der Büşra.

Ev rubbemâ kânû yehâfûne mine’l-hadîsi anhu.
Ya da belki bunu konuşmaktan korkuyorlardı.

Tatlubu Munâ en tenzura fi’l-vesâiki.
Muna belgelere bakmak ister.

Tusellimu Büşrâ es-sundûka ileyhâ.
Büşra kutuyu ona verir.

Takrau bi-inâyetin, safhaten safhaten.
Sayfa sayfa dikkatle okur.

Yazharu alâ vechihâ evvelen el-indihâşu, summe’l-ğadabu, summe’l-isrâru.
Yüzü önce şaşkınlık, sonra öfke, sonra kararlılık gösterir.

Hâzâ hakîkiyyun, tekûlu ahîran.
Bu gerçek, der sonunda.

Ve in kâne hâzâ sahîhan, fe-kad tedarrara kesîrun mine’n-nâsi, ve min beynihim âiletî, min hâze’z-zulmi.
Ve eğer doğruysa, kendi ailem dahil birçok insan bu haksızlıktan etkilendi.

Hel se-tusâidînenâ?
Bize yardım edecek misiniz?

Teselu Lînâ.
Lena sorar.

Tenzuru Munâ fi’l-vesâiki li’l-merrati’l-ahîrati, summe terfau resehâ.
Muna belgelere son bir kez bakar, sonra başını kaldırır.

Len usâide fakat, tekûlu.
Sadece yardım etmeyeceğim, der.

Bel se-etevellâ hâzihi’l-kadıyyete.
Bu davayı alacağım.

Bi-sıfatin resmiyyetin.
Resmi olarak.

Tenzuru Büşrâ ve Lînâ ihdâhumâ ile’l-uhrâ, ve teteşârekâni’btisâmeten sağîreten.
Büşra ve Lena küçük bir gülümsemeyi paylaşarak birbirlerine bakar.

Li-evveli merratin, teşurâni enne hâzâ kad yekûnu mumkinan hakkan.
İlk kez bunun gerçekten mümkün olabileceğini hissederler.

Hel se-tetemekkenu Munâ min cami edilletin kâfiyetin li’l-kadıyyeti?
Muna dava için yeterli kanıt toplayabilecek mi?

Ve keyfe se-yekûnu raddu fili’l-âileti indemâ talemu enne muhâmiyeten tedahhalet fi’l-kadıyyeti’l-âne?
Ve artık bir avukatın dahil olduğunu öğrendiklerinde aile nasıl tepki verecek?

← Cümle çalışmalarına dönHikâye 27 quizine geç →