ظَهَرَتِ الْحَقِيقَةُ...
Okunuş: Zaharati'l-hakîkatu... · Gerçek Ortaya Çıktı...
Heli’l-vesâiku delîlun kaviyyun bimâ yekfî?
Belgeler yeterince güçlü kanıt mı?
Ve keyfe se-tetesarrafu tilke’l-âiletu’l-kaviyyetu indemâ tazharu’l-hakîkatu?
Ve gerçek ortaya çıktığında o güçlü aile nasıl tepki verecek?
Fî tarîkı’l-avdeti mine’t-tâhûneti, lâ yetehaddesu ehadun kesîran.
Değirmenden dönüş yolunda kimse fazla konuşmaz.
Yestekırru’s-sundûku’l-madaniyyu’l-melîu bi’l-vesâiki fî hicri Elîfe ale’l-makadi’l-halfiyyi.
Belgelerle dolu metal kutu arka koltukta Elif'in kucağında durur.
Tumsiku bihî bi-ihkâmin, keennehu kad yahtafî in terakethu.
Onu sıkıca tutar; sanki bırakırsa kaybolabilirmiş gibi.
İndemâ yasılûne ile’l-mektebeti, yeclisu Munîrun ile’t-tâvileti ve yebdeu bi-ferzi’l-vesâiki ve fahsihâ bi-inâyetin.
Kütüphaneye vardıklarında Münir masaya oturur ve belgeleri dikkatle ayırıp incelemeye başlar.
Aleynâ en nefale hâzâ bi’t-tarîkati’s-sahîhati, yekûlu.
Bunu doğru şekilde yapmalıyız, der.
İn tesarrafnâ bi-suratin kebîretin, fe-kad nefkıdu kulle şeyin.
Çok hızlı davranırsak her şeyi kaybedebiliriz.
Yuvâfiku Ahmed Bey.
Ahmet Bey kabul eder.
Kad yekûnu’z-zehâbu mubâşeraten ilâ sahîfetin mahfûfen bi’l-mehâtıri.
Doğrudan bir gazeteye gitmek riskli olabilir.
Nahtâcu evvelen ilâ şahsin mevsûkın bihî.
Önce güvenilir birine ihtiyacımız var.
Mâzâ taksıdu?
Ne demek istiyorsun?
Teselu Büşrâ.
Büşra sorar.
Şahsun yestetîu fahsa’l-vesâiki ve’t-teekkude min ennehâ aslıyyetun, yekûlu Munîrun.
Belgeleri inceleyip gerçek olduklarını doğrulayabilecek biri, der Münir.
Şahsun ledeyhi marifetun kânûniyyetun.
Hukuki bilgisi olan biri.
Ev sahafiyyun kuntu arifuhû min kablu, in kâne lâ yezâlu fi’l-medîneti.
Ya da eskiden tanıdığım bir gazeteci; eğer hâlâ şehirdeyse.
Tuhricu Nîlun hâtifehâ.
Nil telefonunu çıkarır.
Se-ebhasu fi’l-emri, tekûlu.
Bunu araştıracağım, der.
Atınî ismen, ve se-eciduhû.
Bana bir isim ver, onu bulurum.
Yufekkiru Munîrun lahzaten, summe yutîhâ ismen.
Münir bir an düşünür, sonra ona bir isim verir.
İnnehû zemîlun kadîmun kâne yamalu meahû kable senevâtin kesîretin.
Bu, yıllar önce birlikte çalıştığı eski bir meslektaşıdır.
İni’stetati’l-usûra aleyhi, yekûlu, fe-kad yetemekkenu min musâadetina.
Onu bulabilirsen, der, bize yardım edebilir.
Tenzuru Lînâ ile’l-hârici mine’n-nâfizeti, ve alâ vechihâ tabîrun mutefekkirun.
Lena düşünceli bir ifadeyle pencereden dışarı bakar.
Fe-kem mine’l-vakti ledeynâ kable en tulâhizanâ’l-âiletu?
Peki aile bizi fark edene kadar ne kadar zamanımız var?
Yakubu zâlike samtun.
Ardından sessizlik olur.
Ale’l-ercehi, leyse ledeynâ vaktun tavîlun cidden, yekûlu Ahmed Bey bi-sarâhatin.
Muhtemelen çok uzun değil, der Ahmet Bey dürüstçe.
Lâkin lâ yenbeğî en yûkıfenâ zâlike.
Ama bu bizi durdurmamalı.
Nahnu nefalu eş-şeye’s-sahîha.
Doğru şeyi yapıyoruz.
Tumsiku Elîfu bi-yedi ebîhâ.
Elif babasının elini tutar.
İntazarnâ erbaîne âmen, tekûlu.
Kırk yıl bekledik, der.
Yumkinunâ en nekûne eksera hazeran, lâkin lâ yumkinune’l-istislâmu.
Daha dikkatli olabiliriz ama vazgeçemeyiz.
Yenzuru Nâilun merraten uhrâ fi’l-vesâiki.
Nail belgelere tekrar bakar.
Suverun, tevârîhu, tevkîâtun.
Fotoğraflar, tarihler, imzalar.
Hâzihi edilletun kaviyyetun, yekûlu.
Bunlar güçlü kanıt parçaları, der.
Lâkinnehâ kad lâ tekûnu kâfiyeten bi-mufredihâ.
Ama tek başlarına yeterli olmayabilirler.
Kad nahtâcu ilâ mezîdin mine’ş-şuhûdi.
Daha fazla tanığa ihtiyacımız olabilir.
Rubbemâ yûcedu âharûne, tekûlu Büşrâ bi-but’in.
Belki başkaları da vardır, der Büşra yavaşça.
Unâsun âharûne tedarrarû min hâzâ kable erbaîne âmen.
Kırk yıl önce bundan etkilenen başka insanlar.
Yetebâdelu’l-cemîu en-nazarâti.
Herkes bakışır.
Teteşekkelu fikretun cedîdetun.
Yeni bir fikir oluşmaktadır.
Teftahu Nîlun hâsûbehâ’l-mahmûle ve tebdeu bi’l-bahsi fî erşîfâti’s-suhufi’l-kadîmeti.
Nil dizüstü bilgisayarını açar ve eski gazete arşivlerinde arama yapmaya başlar.
İn kânet hunâke tekârîru uhrâ an hâzâ ânezâke, tekûlu, yumkinuni’l-usûru aleyhâ.
O zamanlar bununla ilgili başka haberler varsa, der, onları bulabilirim.
Temurru dekâiku.
Dakikalar geçer.
Ahîran telmeu aynâ Nîlin.
Sonunda Nil'in gözleri parlar.
Vectedtuhâ, tekûlu.
Buldum, der.
Fekadet iddetu âilâtin uhrâ fi’l-mintakati nefsihâ menâzilehâ fî zâlike’l-vakti.
Aynı bölgede birkaç başka aile de o dönemlerde evlerini kaybetmiş.
Rubbemâ lâ tezâlu teîşu fi’l-medîneti.
Hâlâ şehirde yaşıyor olabilirler.
Yazharu’l-emelu alâ vechi Munîrin.
Münir'in yüzünde umut belirir.
İzen, yekûlu, aleynâ en netehaddese meahum.
O halde, der, onlarla konuşmamız gerekiyor.
Hel lâ tezâlu eyyetu âiletin min tilke’l-âilâti teîşu fi’l-medîneti?
O ailelerden herhangi biri hâlâ şehirde yaşıyor mu?
Ve keyfe se-yekûnu raddu filihim indemâ yesmeûne’l-hakîkate?
Ve gerçeği duyduklarında nasıl tepki verecekler?