يَنْكَسِرُ صَمْتُ أَرْبَعِينَ عَامًا!
Okunuş: Yenkesiru samtu erbaîne âmen! · Kırk Yıllık Sessizlik Bozuluyor!
Hel kâne’s-sahafiyyu hayyen hakkan tavâle hâze’l-vakti?
Gazeteci gerçekten bunca zaman hayatta mıydı?
Ve’l-âne ba’de en zahara, mâzâ se-yuğayyiru zâlike fî şeni’l-fesâdi’l-kadîmi fi’l-medîneti?
Ve şimdi ortaya çıktığına göre, şehirdeki eski yolsuzluk hakkında neyi değiştirecek?
Yedûhumu’r-raculu’l-musinnu ile’t-tâvileti’l-kadîmeti.
Yaşlı adam onları eski masaya davet eder.
Kânet yedâhu lâ tezâlâni tertecifâni kalîlen ve huve yeshabu kursiyyen, li-yusâide Elîfe ale’l-culûsi.
Elif'in oturmasına yardım ederek bir sandalye çekerken elleri hâlâ hafifçe titriyordu.
Hunâke’l-kesîru mimmâ yecibu şerhuhû, yekûlu, ve savtuhû mutabun lâkinnehû vâdıhun.
Açıklanacak çok şey var, der; sesi yorgun ama nettir.
Fi’l-leyleti’lletî’htefâ fîhâ, kâne fi’l-hakîkati yehrubu.
Kaybolduğu gece aslında kaçıyordu.
Kâne kadi’kteşefe enne ihdâ akve’l-âilâti fi’l-medîneti tehdimu’l-mebâniye’t-târîhiyyete ve tebîu’l-erâdiye sirran.
Şehirdeki en güçlü ailelerden birinin tarihi binaları yıkıp araziyi gizlice sattığını keşfetmişti.
Beynemâ kâne yecmau’l-vesâika, lâhazûhu ve erselû ricâlen verâehû.
Belgeleri toplarken fark edildi ve peşinden adamlar gönderildi.
Zehebtu ile’l-mektebeti tilke’l-leylete, li-etruke’l-vesâika ledâ ceddi Ahmed Bey, yuvaddıhu.
O gece belgeleri Ahmet Bey'in dedesine bırakmak için kütüphaneye gittim, diye açıklar.
Karatu’l-cerase, lâkin lem yekun ledeyye vaktun li-edhule.
Zili çaldım ama içeri girecek zamanım olmadı.
Kânû yetbeûnenî.
Beni takip ediyorlardı.
Yemîlu Ahmed Bey ile’l-emâmi.
Ahmet Bey öne eğilir.
Hel râke ceddî?
Dedem seni gördü mü?
Li-lahzatin vâhidetin fakat.
Sadece bir anlığına.
Sarahtu lehû: Ahfihâ, summe herebtu.
Ona sakla diye bağırdım, sonra kaçtım.
Yetevakkafu lahzaten.
Duraksar.
Bade tilke’l-leyleti, lem estetiı’l-avdete ilâ eyyi mekânin ebeden.
O geceden sonra hiçbir yere geri dönemedim.
Kuntu murâkaben.
İzleniyordum.
Fe-li-mâzâ lem tazhar kattu?
Peki neden hiç ortaya çıkmadın?
Yeselu Nâilun.
Nail sorar.
Ve mea murûri es-sinîne...
Yıllar geçtikçe...
Li-enne tilke’l-âilete kânet lâ tezâlu akvâ âiletin fi’l-medîneti, yekûlu’r-raculu’l-musinnu.
Çünkü o aile hâlâ şehirdeki en güçlü aileydi, der yaşlı adam.
Min dûni’l-vesâiki, mâ kâne ehadun li-yusaddikanî.
Belgeler olmadan kimse bana inanmazdı.
Le-kuntu mucerrade sahafiyyin mefkûdin, ev esvee min zâlike.
Sadece kayıp bir gazeteci olurdum, ya da daha kötüsü.
Telmeu aynâ Elîfe.
Elif'in gözleri parlar.
Lâkinne’l-vesâika meanâ’l-âne.
Ama artık belgeler bizde.
Yenzuru’r-raculu’l-musinnu ileyhâ, ve li-evveli merratin yazharu eserun sağîrun mine’l-emeli alâ vechihî.
Yaşlı adam ona bakar ve ilk kez yüzünde küçük bir umut izi belirir.
Naam, yekûlu bi-but’in.
Evet, der yavaşça.
İnnehâ meanâ’l-âne.
Artık onlar bizde.
Tuhricu Nîlun hâtifehâ ve tebdeu bi-tedvîni’l-mulâhazâti.
Nil telefonunu çıkarır ve not almaya başlar.
Mâ kâne ismu hâzihi’l-âileti?
Bu ailenin adı neydi?
Yekûlu’r-raculu’l-musinnu ismen, ismen lâ yezâlu marûfen ve muhteramen fi’l-medîneti.
Yaşlı adam bir isim söyler; şehirde hâlâ bilinen, hâlâ saygı duyulan bir isim.
Yesûdu’s-samtu fi’l-ğurfeti.
Oda sessizleşir.
Beynemâ yufekkiru’l-cemîu fîmâ yanîhi hâzâ, kâneti’r-rîhu fi’l-hârici tuharriku bi-lutfin avârida sakfi’t-tâhûneti’l-meksûrate.
Herkes bunun ne anlama geldiğini düşünürken dışarıda rüzgar, değirmenin çatısındaki kırık kirişleri hafifçe tıkırdatıyordu.
Len yekûne isbâtu hâzâ sehlen, yekûlu Ahmed Bey bi-but’in.
Bunu kanıtlamak kolay olmayacak, der Ahmet Bey yavaşça.
Lâ, yuvâfiku’r-raculu’l-musinnu.
Hayır, diye onaylar yaşlı adam.
Lâkinnî lem aud vahdî.
Ama artık yalnız değilim.
Tumsiku Elîfu bi-yedi ebîhâ.
Elif babasının elini tutar.
Ve ene eydan lestu vahdî, tekûlu.
Ben de değilim, der.
Tenzuru Büşrâ ile’s-sûrati fî hâtifihâ, ile’d-davi’l-ğâmidi fi’l-mekâni ellezî bedee fîhi kullu şeyin.
Büşra telefonundaki fotoğrafa, her şeyin başladığı yerdeki gizemli ışığa bakar.
El-âne tefhemu.
Şimdi anlar.
Lem yekun zâlike’d-davu tehdîden.
O ışık bir tehdit değildi.
Bel kâne nidâen.
O bir çağrıydı.
Fe-mâzâ se-nefalu’l-âne?
Peki şimdi ne yapacağız?
Teselu Lînâ.
Lena sorar.
Yecmau’r-raculu’l-musinnu el-meleffâti’l-kadîmete ale’t-tâvileti.
Yaşlı adam masadaki eski dosyaları toplar.
El-âne, yekûlu, nervi’l-hakîkate.
Şimdi, der, gerçeği anlatıyoruz.
Li’l-cemîi.
Herkese.
Heli’l-vesâiku delîlun kaviyyun bimâ yekfî?
Belgeler yeterince güçlü kanıt mı?
Ve keyfe se-tetesarrafu tilke’l-âiletu’l-kaviyyetu indemâ tazharu’l-hakîkatu?
Ve gerçek ortaya çıktığında o güçlü aile nasıl tepki verecek?