إِلَى مَنْ كُتِبَتْ رِسَالَةُ الْأَرْبَعِينَ عَامًا؟
Okunuş: İlâ men kutibet risâletu'l-erbaîne âmen? · Kırk Yıllık Mektup Kime Yazılmıştı?
Men hâze'ş-şahsu?
Bu kişi kim?
Ve heli'htefe's-sahafiyyu hakkan, em ennehû kâne yahtabiu tavâle'l-vakti fakat?
Ve gazeteci gerçekten kaybolmuş muydu, yoksa başından beri sadece saklanıyor muydu?
Yertecifu savtu Büşrâ.
Büşra'nın sesi titrer.
Elîfu, takrau.
Elif, diye okur.
Kutibet hâzihi’r-risâletu ileyki.
Bu mektup sana yazılmış.
Tetecemmedu el-ğurfetu.
Oda buz kesilir.
Yenzuru'l-cemîu ilâ Elîfe.
Herkes Elif'e bakar.
Yeşhabbu vechu Elîfe.
Elif'in yüzü solar.
Teterâceu hutveten, keenne’r-risâlete temuddu yedehâ nahvehâ.
Bir adım geri atar; sanki mektup ona doğru uzanıyormuş gibi.
İleyye ene?
Bana mı?
Tehmisu bi-savtin hâfitin.
Fısıldar.
Lâkinnî kuntu mucerrede tifletin ânezâke.
Ama o zamanlar sadece bir çocuktum.
Tunâvilu Büşrâ Elîfe er-risâlete.
Büşra mektubu ona verir.
Tehuzuhâ Elîfu bi-yedeyni murtecifeteyni, ve teteharraku aynâhâ bi-suratin abra’s-sutûri.
Elif onu titreyen ellerle alır; gözleri satırların üzerinde hızla gezinir.
Li-lahzatin, lâ yetekellemu ehadun.
Bir an için kimse konuşmaz.
Lâ yusmeu illâ hafîfu’l-veraki.
Sadece kâğıdın hışırtısı duyulur.
Ahîran, terfeu Elîfu resehâ.
Sonunda Elif başını kaldırır.
Tecemmeati’d-dumûu fî ayneyhâ.
Gözlerinde yaşlar birikmiştir.
Yekûlu mâ yelî...
Şöyle diyor...
Yenkatıu savtuhâ.
Sesi kesilir.
Tehuzu nefesen amîkan ve tuvâsilu.
Derin bir nefes alır ve devam eder.
Yekûlu innehû lem yahtafi kattu.
Onun asla kaybolmadığını söylüyor.
Kâne yahtabiu.
Saklanıyormuş.
Kâne aleyhi en yehrube mine’n-nâsi’llezîne erâdû el-istîlâe ale’l-vesâiki.
Belgeleri ele geçirmek isteyen insanlardan kaçmak zorunda kalmış.
Li-mâzâ kâne yahtabiu?
Neden saklanıyormuş?
Yeselu Nâilun.
Nail sorar.
Takrau Elîfu’r-risâlete merraten uhrâ, bi-but’in ekbera hâzihi’l-merrate.
Elif mektubu bu kez daha yavaşça tekrar okur.
Li-ennehû, tekûlu ve savtuhâ yetekesseru, erâde en yahmiyenî.
Çünkü, der sesi çatlayarak, beni korumak istemiş.
Lâ yeteneffesu ehadun.
Kimse nefes almaz.
Kâne ebî, tekûlu Elîfu ahîran, ve’l-kelimâtu tahrucu bi-suûbetin.
O benim babamdı, der Elif sonunda; kelimeler güçlükle çıkar.
Lem tuhbirnî ummî kattu.
Annem bana hiç söylemedi.
Kâlet fakat innehû mâte, ev innehû rahale.
Sadece onun öldüğünü ya da gittiğini söyledi.
Lem teşrah zâlike kâmilen kattu.
Bunu hiçbir zaman tam olarak açıklamadı.
Yeclisu’s-seyyidu Ahmedu ile’t-tâvileti, ve vechuhû muskalun bi’l-huzni.
Ahmet Bey masaya oturur; yüzü kederle ağırlaşmıştır.
Lâ budde enne ceddî kâne yarifu eydan, yekûlu bi-but’in.
Dedem de biliyor olmalıydı, der yavaşça.
Rubbemâ li-hâze’s-sebebi lem ecru kattu alâ fethihâ.
Belki de bu yüzden onu açmaya asla cesaret edemedim.
Tuvâsilu Elîfu el-kırâete.
Elif okumaya devam eder.
Yektubu ennehû kâne yurâkıbunî kulle yevmin.
Beni her gün izlediğini yazıyor.
Min baîdin.
Uzaktan.
Lem yekun yestetîu’l-iktirâbe, li-ennehû kâne yarifu ennehû izâ feale zâlike fe-se-yuarridunî ene eydan li’l-hatari.
Yaklaşamazmış; çünkü yaklaşırsa beni de tehlikeye atacağını biliyormuş.
Yekâdu savtuhâ lâ yusmeu.
Sesi neredeyse duyulmaz olur.
Ahbertukum ennehû allemenî el-kırâete, e-tezekkerûne?
Size onun bana okumayı öğrettiğini söylemiştim, hatırlıyor musunuz?
Kâne zâlike sahîhan.
Bu doğruydu.
Lâkinnî lem efhem kattu li-mâzâ kâne dâimen sabûran maî, ve li-mâzâ kâne yehtemmu bî kesîran.
Ama bana neden hep bu kadar sabırlı olduğunu, beni neden bu kadar önemsediğini hiç anlamamıştım.
Kurbe nihâyeti’r-risâleti, hunâke şeyun âharu, unvânun.
Mektubun sonlarına doğru başka bir şey vardır; bir adres.
Ev şeyun yebdû keennehû unvânun, alâmetun kadîmetun tutâbiku harîtaten min erbaîne âmen.
Ya da adrese benzeyen bir şey; kırk yıl öncesinden bir haritayla eşleşen eski bir işaret.
Mâ hâzâ?
Bu ne?
Teselu Nîlun ve hiye tenhanî fevka’r-risâleti.
Nil mektubun üzerine eğilerek sorar.
Yenzuru’s-seyyidu Ahmedu ile’l-unvâni, ve tettesiu aynâhu.
Ahmet Bey adrese bakar; gözleri büyür.
Tilke hiye’t-tâhûnetu’l-kadîmetu hârice’l-medîneti.
Bu, şehrin dışındaki eski değirmen.
Zallet mehcûraten münzü senevâtin.
Yıllardır terk edilmiş durumda.
Rubbemâ, tekûlu Lînâ bi-hudûin, lâ yezâlu hunâke.
Belki, der Lena sessizce, hâlâ oradadır.
Tezallu yedâ Elîfe tertecifâni.
Elif'in elleri titremeye devam eder.
Ba’de erbaîne âmen, tetemtimu, e-yumkinu en yekûne lâ yezâlu alâ kaydi’l-hayâti?
Kırk yıl sonra, diye mırıldanır, hâlâ hayatta olabilir mi?
Lâ yestetîu ehadun el-icâbete.
Kimse cevap veremez.
Hel lâ yezâlu ebûhâ alâ kaydi’l-hayâti?
Babası hâlâ hayatta mı?
Ve in kâne ke-zâlike, fe-li-mâzâ lem yazhar kattu münzü erbaîne âmen?
Ve eğer hayattaysa, kırk yıldır neden hiç ortaya çıkmadı?