ظَهَرَتْ وَثَائِقُ الْأَرْبَعِينَ عَامًا!
Okunuş: Zaharat vesâiku'l-erbaîne âmen! · Kırk Yıllık Belgeler Ortaya Çıktı!
Hel ahfe's-sahafiyyu'l-vesâika dâhile'l-mektebeti?
Gazeteci belgeleri kütüphanenin içine mi sakladı?
Ve men karaa zâlike'l-cerase fi'l-leyleti'lletî ihtefâ fîhâ?
Ve kaybolduğu gece o kapı zilini kim çaldı?
Yeûdu'l-ferîku ile'l-mektebeti, lâkinnehum hâzihi'l-merrate yenzurûne ilâ kulli şey'in bi-uyûnin muhtelifetin.
Ekip kütüphaneye geri döner ama bu kez her şeye farklı gözlerle bakarlar.
Yetevakkafu's-seyyidu Ahmedu fevra en yerâhum, ve'l-mefâtîhu tetedellâ min yedihî.
Ahmet Bey onları gördüğü anda durur; anahtarlar elinde sallanmaktadır.
Teğayyera şey'un fî vechihî, keennehu lem yeud kâdiran alâ hamli şey'in kâne yahmiluhû münzü zemenin tavîlin cidden.
Yüzünde bir şey değişmiştir; sanki çok uzun zamandır taşıdığı bir şeyi artık taşıyamıyormuş gibi.
İclisû, yekûlu bi-hudûin.
Oturun, der sessizce.
Hunâke şeyun yecibu en uhbirakum bihî.
Size anlatmam gereken bir şey var.
Yeclisu'l-cemîu ile't-tâvileti.
Herkes masada bir yere oturur.
Yelzemu's-seyyidu Ahmedu's-samte li-burhetin, muhaddikan fî yedeyhi fakat.
Ahmet Bey bir süre hiçbir şey söylemez; sadece ellerine bakar.
Ceddî, yebdeu kâilen, kâne sadîkan li-zâlike's-sahafiyyi.
Dedem, diye başlar, o gazetecinin arkadaşıydı.
Sadîkan mukarraben.
Yakın bir arkadaş.
Tebka'l-ğurfetu sâkineten temâmen.
Oda tamamen sessiz kalır.
Kable en yahtafiye's-sahafiyyu, yuvâsilu, terake şey'en hunâ, fi'l-mektebeti.
Gazeteci kaybolmadan önce, diye devam eder, buraya, kütüphaneye bir şey bırakmıştı.
Halfe akdemi raffin, fî mekânin lâ yufekkiru ehadun fi'l-bahsi fîhi.
En eski rafın arkasına, kimsenin bakmayı düşünmeyeceği bir yere.
Hel kâne cedduke yarifu?
Deden biliyor muydu?
Teselu Lînâ.
Lena sorar.
Yûmiu's-seyyidu Ahmedu bi-resihî.
Ahmet Bey başını sallar.
Naam, kâne yarifu.
Biliyordu.
Ahberanî indemâ kuntu şâbben.
Ben gençken bana söyledi.
Lâkinnehû lem yecru kattu alâ fethihî.
Ama onu açmaya asla cesaret edemedi.
Ve lâ ene eydan.
Ben de edemedim.
Li-senevâtin.
Yıllarca.
Lime lâ?
Neden?
Teselu Büşrâ.
Büşra sorar.
Li-enneke bi-mucerredi en teftehahû, yekûlu's-seyyidu Ahmedu bi-but'in, lâ yeûdu ademu'l-ma'rifeti hıyâran.
Çünkü onu bir kez açtığında, der Ahmet Bey yavaşça, bilmemek artık bir seçenek değildir.
Lâ yucîbu ehadun an zâlike.
Kimse buna cevap vermez.
Mean, yemşûne ilâ akdemi raffin, muğabberin ve mensiyyin ve mahşûrin fî ab'adi zâviyetin mine'l-mektebeti.
Birlikte en eski rafa yürürler; tozlu, unutulmuş, kütüphanenin en uzak köşesine sıkışmış bir rafa.
Yedfau's-seyyidu Ahmedu'r-raffe, ve yuzîhuhû kalîlen ilâ cânibin vâhidin.
Ahmet Bey rafı iter, onu hafifçe bir yana kaydırır.
Halfehû yazharu tecvîfun sağîrun mebniyyun fî dâhili'l-cidâri.
Arkasında duvarın içine yapılmış küçük bir boş oyuk ortaya çıkar.
Fî dâhilihî sundûkun madiniyyun, sadiun lâkinnehû metînun.
İçinde paslı ama sağlam bir metal kutu vardır.
Yerfeuhû Nâilun bi-hazerin ile'l-hârici ve yadauhû ale't-tâvileti.
Nail onu dikkatle çıkarır ve masanın üzerine koyar.
Yenfetihu'l-ğitâu mea sarîrin.
Kapak gıcırdayarak açılır.
Fi'd-dâhili vesâiku ve evrâkun musfarratun ve suverun kadîmetun ve mulâhazâtun mektûbetun bi'l-yedi.
İçinde belgeler, sararmış kâğıtlar, eski fotoğraflar ve el yazısı notlar vardır.
Tervî hâzihî kıssate târîhi'l-medîneti'l-mensiyyi.
Bunlar şehrin unutulmuş tarihinin hikâyesini anlatır.
Ahyâu hudimet, ve mebânin musihat mine's-sicillâti'r-resmiyyeti, ve unâsun ihtefev bi-besâtatin.
Yıkılmış mahalleler, resmî kayıtlardan silinmiş binalar, sadece ortadan kaybolmuş insanlar.
Fi'l-kâi temâmen terkudu risâletun matviyyetun.
En dipte katlanmış bir mektup durur.
Mektûbun aleyhâ kelimetun vâhidetun.
Üzerinde tek bir kelime yazılıdır.
İlâ men yecidu hâzâ.
Bunu kim bulursa ona.
Teftehu Büşrâ'r-risâlete bi-hazerin.
Büşra mektubu dikkatle açar.
El-hattu murtecifun lâkinnehû lâ yezâlu makrûen.
El yazısı titrektir ama hâlâ okunabilir.
Tebdeu bi'l-kırâeti bi-savtin âlin.
Sesli okumaya başlar.
Yahbisu'l-cemîu enfâsehum.
Herkes nefesini tutar.
Tesifu'r-risâletu mâ hadese fi'l-leyleti'lletî ihtefâ fîhe's-sahafiyyu.
Mektup, gazetecinin kaybolduğu gece ne olduğunu anlatır.
Men kâne yutâriduhû, ve li-mâzâ idturra ile'l-herebi, ve ilâ eyne kâne kad hattata li'z-zehâbi.
Kimin onun peşinde olduğunu, neden kaçmak zorunda kaldığını, nereye gitmeyi planladığını.
İndemâ tesilu ile'l-cumleti'l-ahîreti, tetevakkafu Büşrâ.
Son cümleye ulaştığında Büşra durur.
Yertecifu savtuhâ.
Sesi titrer.
Mektûbun fi'r-risâleti ismun, ismun ya'rifuhû kullu men fi'l-ğurfeti, lâkinne ehaden minhum lem yetevakka'hu kattu.
Mektupta bir isim yazılıdır; odadaki herkesin tanıdığı ama hiçbirinin beklemediği bir isim.
Men hâze'ş-şahsu?
Bu kişi kim?
Ve heli'htefe's-sahafiyyu hakkan, em ennehû kâne yahtabiu tavâle'l-vakti fakat?
Ve gazeteci gerçekten kaybolmuş muydu, yoksa başından beri sadece saklanıyor muydu?