← Cümle çalışmalarına dönÇalışma alanı
Okunan Arapça cümleyi metinde takip et.

مَاذَا تُخْفِي الْمُعَلِّمَةُ إِلِيف؟

Okunuş: Mâzâ tuhfî el-muallimetu Elîf? · Elif Öğretmen Ne Saklıyor?

مَاذَا تُخْفِي الْمُعَلِّمَةُ إِلِيف؟ وَلِمَاذَا تَكَلَّمَتْ كَأَنَّهَا كَانَتْ تَنْتَظِرُهُمْ مُنْذُ الْبِدَايَةِ؟ لَا يَبْعُدُ بَيْتُ إِلِيف عَنِ الْمَكْتَبَةِ إِلَّا خَمْسَ دَقَائِقَ مَشْيًا عِنْدَمَا تَفْتَحُ الْبَابَ لَا تَبْدُو مُنْدَهِشَةً تَبْدُو كَأَنَّهَا كَانَتْ تَنْتَظِرُهُمْ مُنْذُ سَنَوَاتٍ، لَا دَقَائِقَ اُدْخُلُوا تَقُولُ بِبَسَاطَةٍ سَأُعِدُّ بَعْضَ الْقَهْوَةِ فِي الدَّاخِلِ الْبَيْتُ صَغِيرٌ لَكِنَّهُ مُرَتَّبٌ تَمْلَأُ الصُّوَرُ الْقَدِيمَةُ الْجُدْرَانَ وَالرُّفُوفُ مَمْلُوءَةٌ بِكُتُبٍ تَبْدُو أَقْدَمَ مِنَ الْمَبْنَى نَفْسِهِ تَضَعُ بُشْرَى الْهَاتِفَ عَلَى الطَّاوِلَةِ وَتُدِيرُ الصُّورَةَ لِكَيْ تَرَاهَا إِلِيف بِوُضُوحٍ تَعُودُ إِلِيف بِفِنْجَانَيْنِ وَتُلْقِي نَظْرَةً عَلَى الشَّاشَةِ ثُمَّ تَلْزَمُ الصَّمْتَ تُحَدِّقُ فِيهَا وَقْتًا طَوِيلًا أَطْوَلَ مِمَّا يَتَوَقَّعُهُ الْجَمِيعُ لَمْ أُرِدْ أَبَدًا أَنْ أَرَى ذٰلِكَ الضَّوْءَ مَرَّةً أُخْرَى تَقُولُ أَخِيرًا وَصَوْتُهَا يَرْتَجِفُ قَلِيلًا هَلْ تَعْرِفِينَ هٰذَا الْبُرْجَ؟ يَسْأَلُ نَائِلٌ بَدَلًا مِنَ الْإِجَابَةِ تَمْشِي إِلِيف إِلَى خِزَانَةٍ قَدِيمَةٍ فِي الزَّاوِيَةِ وَتَفْتَحُ الدُّرْجَ السُّفْلِيَّ يَصْدُرُ مِنْهُ صَرِيرٌ كَأَنَّهُ لَمْ يُفْتَحْ مُنْذُ سَنَوَاتٍ تُخْرِجُ دَفْتَرًا بَالِيًا بَاهِتَ اللَّوْنِ عَلَى غِلَافِهِ اسْمٌ مَكْتُوبٌ بِحِبْرٍ كَادَ يَخْتَفِي تَقْرَؤُهُ بُشْرَى بِصَوْتٍ عَالٍ إِنَّهُ الِاسْمُ نَفْسُهُ الَّذِي ذَكَرَهُ السَّيِّدُ أَحْمَدُ اسْمُ الصَّحَفِيِّ الَّذِي اخْتَفَى مُنْذُ أَرْبَعِينَ سَنَةً كُنْتُ أَعْرِفُهُ تَقُولُ إِلِيف وَهِيَ تَضُمُّ الدَّفْتَرَ إِلَى صَدْرِهَا مُنْذُ أَنْ كُنْتُ طِفْلَةً كَانَ يَسْكُنُ فِي حَيِّنَا فِي الْمَاضِي هُوَ الَّذِي عَلَّمَنِي كَيْفَ أَقْرَأُ يَسُودُ الصَّمْتُ فِي الْغُرْفَةِ قَبْلَ اخْتِفَائِهِ بِيَوْمَيْنِ طَرَقَ بَابِي تُوَاصِلُ كَلَامَهَا كَانَ يَحْمِلُ ظَرْفًا صَغِيرًا نَاوَلَنِيهِ وَقَالَ لَا تَفْتَحِي هٰذَا إِلَّا عِنْدَمَا يَحِينُ الْوَقْتُ الْمُنَاسِبُ ثُمَّ رَحَلَ لَمْ أَرَهُ بَعْدَ ذٰلِكَ أَبَدًا هَلْ مَا زَالَ عِنْدَكِ؟ تَسْأَلُ لِينَا بِصَوْتٍ أَشْبَهَ بِالْهَمْسِ تُومِئُ إِلِيف بِرَأْسِهَا تُخْرِجُ مِنْ بَيْنِ صَفَحَاتِ الدَّفْتَرِ ظَرْفًا صَغِيرًا مُصْفَرًّا يَبْدُو كَأَنَّ أَحَدًا لَمْ يَلْمِسْهُ مُنْذُ أَرْبَعِينَ سَنَةً لَمْ أَفْتَحْهُ قَطُّ تَعْتَرِفُ لَمْ أَعْرِفْ قَطُّ مَتَى سَيَحِينُ الْوَقْتُ الْمُنَاسِبُ تَنْظُرُ إِلَى الصُّورَةِ مَرَّةً أُخْرَى رُبَّمَا حَانَ ذٰلِكَ الْوَقْتُ الْآنَ تَضَعُ الظَّرْفَ عَلَى الطَّاوِلَةِ لَا يَتَحَرَّكُ أَحَدٌ لَا يَمُدُّ أَحَدٌ يَدَهُ إِلَيْهِ بِبُطْءٍ تَدْفَعُهُ إِلِيف عَبْرَ الطَّاوِلَةِ نَحْوَ بُشْرَى اِفْتَحِيهِ تَقُولُ أَظُنُّ أَنَّهُ كَانَ مُخَصَّصًا لَكِ دَائِمًا تَرْتَجِفُ يَدَا بُشْرَى قَلِيلًا وَهِيَ تَلْتَقِطُهُ تَبْدُو الْوَرَقَةُ رَقِيقَةً وَشِبْهَ هَشَّةٍ تَحْتَ أَصَابِعِهَا تَبْدُو كَأَنَّهَا قَدْ تَتَمَزَّقُ إِذَا لَمْ تَكُنْ حَذِرَةً تَنْظُرُ حَوْلَ الْغُرْفَةِ الْجَمِيعُ يُرَاقِبُونَ لَا يَقُولُ أَحَدٌ كَلِمَةً مَاذَا يُوجَدُ دَاخِلَ الظَّرْفِ؟ وَلِمَاذَا تَرَكَهُ الصَّحَفِيُّ مَعَ إِلِيف دُونَ أَيِّ شَخْصٍ آخَرَ؟

Mâzâ tuhfî el-muallimetu Elîf?
Elif Öğretmen ne saklıyor?

Ve limâzâ tekellemet keennehâ kânet tenteziruhum münzü'l-bidâyeti?
Ve neden başından beri bekliyormuş gibi konuştu?

Lâ yeb'udu beytu Elîf ani'l-mektebeti illâ hamse dekâika meşyen.
Elif'in evi kütüphaneden sadece beş dakikalık yürüme mesafesindedir.

İndemâ teftahu'l-bâbe, lâ tebdû mündehîşeten.
Kapıyı açtığında şaşırmış görünmez.

Tebdû keennehâ kânet tenteziruhum münzü senevâtin, lâ dekâika.
Onları dakikalardır değil, yıllardır bekliyormuş gibi görünür.

Udhulû, tekûlu bi-besâtatin.
İçeri girin, der sade bir şekilde.

Seu'iddu ba'da'l-kahveti.
Biraz kahve yapacağım.

Fi'd-dâhili, el-beytu sağîrun lâkinnehu murattebun.
İçeride ev küçük ama düzenlidir.

Temleu's-suveru'l-kadîmetu'l-cudrâne, ve'r-rufûfu memlûetun bi-kutubin tebdû akdeme mine'l-mebnâ nefsihî.
Eski fotoğraflar duvarları kaplar ve raflar binanın kendisinden daha eski görünen kitaplarla doludur.

Teda'u Büşrâ el-hâtife ale't-tâvileti, ve tudîru's-sûrate likey terâhâ Elîf bi-vudûhin.
Büşra telefonu masaya koyar ve Elif'in açıkça görebilmesi için fotoğrafı çevirir.

Te'ûdu Elîf bi-fincâneyni, ve tulkî nazraten ale'ş-şâşeti, summe telzemu's-samte.
Elif iki fincanla geri döner, ekrana göz atar ve sessizleşir.

Tuhaddiku fîhâ vakten tavîlen, atvale mimmâ yetevakka’uhu’l-cemî’u.
Ona uzun süre bakar; herkesin beklediğinden daha uzun.

Lem urid ebeden en erâ zâlike'd-dav'e merraten uhrâ, tekûlu ahîran ve savtuhâ yertecifu kalîlen.
O ışığı bir daha görmek istemedim, der sonunda, sesi hafifçe titreyerek.

Hel ta'rifîne hâze'l-burce?
Bu kuleyi tanıyor musunuz?

Yes'elu Nâilun.
Nail sorar.

Bedelen mine'l-icâbeti, temşî Elîf ilâ hizânetin kadîmetin fi'z-zâviyeti ve teftahu'd-durce's-sufliyye.
Cevap vermek yerine Elif köşedeki eski bir dolaba yürür ve alt çekmeceyi çekip açar.

Yasduru minhu sarîrun, keennehû lem yuftah münzü senevâtin.
Yıllardır açılmamış gibi gıcırdar.

Tuhricu defteren bâliyen bâhite’l-levni.
Yıpranmış, solmuş bir defter çıkarır.

Alâ ğilâfihî ismun mektûbun bi-hibrin kâde yahtafî.
Kapağında, neredeyse kaybolmuş mürekkeple yazılmış bir isim vardır.

Tekrauhu Büşrâ bi-savtin âlin.
Büşra onu yüksek sesle okur.

İnnehu'l-ismu nefsuhu'llezî zekerahu's-seyyidu Ahmedu, ismu's-sahafiyyi'llezî ihtefâ münzü erba'îne seneten.
Bu, Ahmet Bey'in söz ettiği isimle aynıdır; kırk yıl önce ortadan kaybolan gazeteci.

Kuntu a'rifuhu, tekûlu Elîf ve hiye tedummu'd-deftere ilâ sadrihâ.
Onu tanıyordum, der Elif, defteri göğsüne bastırarak.

Münzü en kuntu tifleten.
Çocukluğumdan beri.

Kâne yeskunu fî hayyinâ fi’l-mâdî.
Eskiden bizim mahallemizde yaşardı.

Huve'llezî allemenî keyfe akrau.
Bana okumayı öğreten kişi oydu.

Yesûdu's-samtu fi'l-ğurfeti.
Oda sessizleşir.

Kable ihtifâihî bi-yevmeyni, taraka bâbî, tuvâsilu kelâmehâ.
Kaybolmadan iki gün önce kapımı çaldı, diye devam eder.

Kâne yahmilu zarfen sağîran.
Küçük bir zarf tutuyordu.

Nâvelenîhi ve kâle: Lâ teftahî hâzâ illâ indemâ yehînu’l-vaktu’l-munâsibu.
Onu bana verdi ve doğru zaman geldiğinde bunu aç dedi.

Summe rahale.
Sonra gitti.

Lem erahu ba'de zâlike ebeden.
Onu bir daha hiç görmedim.

Hel mâ zâle indeki?
Hâlâ sende mi?

Tes'elu Lînâ bi-savtin eşbehe bi'l-hemsi.
Lena neredeyse fısıltıyla sorar.

Tûmiu Elîf bi-ra’sihâ.
Elif başını sallar.

Tuhricu min beyni safahâti'd-defteri zarfen sağîran musfarran.
Defterin sayfalarının arasından küçük, sararmış bir zarf çıkarır.

Yebdû keenne ehaden lem yelmishu münzü erba'îne seneten.
Kırk yıldır kimse ona dokunmamış gibi görünür.

Lem eftahhu kattu, ta'terifu.
Onu hiç açmadım, diye itiraf eder.

Lem a'rif kattu metâ seyehînu'l-vaktu'l-munâsibu.
Doğru zamanın ne zaman olacağını hiç bilmedim.

Tenzuru ile's-sûrati merraten uhrâ.
Fotoğrafa tekrar göz atar.

Rubbemâ hâne zâlike'l-vaktu'l-âne.
Belki o zaman şimdidir.

Teda'u'z-zarfe ale't-tâvileti.
Zarfı masaya koyar.

Lâ yeteharreku ehadun.
Kimse hareket etmez.

Lâ yemuddu ehadun yedehu ileyhi.
Kimse ona uzanmaz.

Bi-but'in, tedfe'uhu Elîf abre't-tâvileti nahve Büşrâ.
Elif onu yavaşça masanın üzerinden Büşra'ya doğru kaydırır.

İftahîhi, tekûlu.
Aç onu, der.

Ezunnu ennehu kâne muhassasan leki dâimen.
Bence o her zaman senin için hazırlanmıştı.

Tertecifu yedâ Büşrâ kalîlen ve hiye teltekituhu.
Büşra onu eline alırken elleri hafifçe titrer.

Tebdû'l-verakatu rakîkaten ve şibhe heşşetin tahte esâbi'ihâ.
Kağıt parmaklarının altında ince, neredeyse kırılgan gelir.

Tebdû keennehâ kad tetemezzaku izâ lem tekun haziraten.
Dikkatli olmazsa yırtılabilecekmiş gibi gelir.

Tenzuru havle'l-ğurfeti.
Odanın etrafına bakar.

El-cemî'u yurâkibûne.
Herkes izliyordur.

Lâ yekûlu ehadun kelimeten.
Kimse tek kelime söylemez.

Mâzâ yûcedu dâhile'z-zarfi?
Zarfın içinde ne var?

Ve limâzâ terekehu's-sahafiyyu mea Elîf dûne eyyi şahsin âhara?
Ve gazeteci onu neden başka biri yerine Elif'e bıraktı?

← Cümle çalışmalarına dönHikâye 19 quizine geç →