الْفَصْلُ الْأَخِيرُ مُتَاحٌ الْآنَ!
Okunuş: El-faslu'l-ahîru mutâhun el-âne! · Final Bölümü Yayında!
Keyfe se-tuhsemu’l-kadıyyetu fi’l-mahkemeti?
Mahkeme davası nasıl sonuçlanacak?
Ve mâzâ se-yanî’l-burcu li’l-medîneti’l-âne?
Ve kule artık şehir için ne ifade edecek?
Testağriku’l-kadıyyetu fi’l-mahkemeti eşhuran, lâkin fi’n-nihâyeti yulenu’l-hukmu.
Mahkeme davası aylar sürer ama sonunda karar açıklanır.
El-vesâiku aslıyyetun, ve’l-iddiââtu sahîhatun.
Belgeler gerçektir ve iddialar doğrudur.
Tuhammelu’l-âiletu’n-nâfizetu fi’l-medîneti resmiyyen mesûliyyete’l-ahyâi’l-muheddemeti ve’l-erâdi’lletî uhizet zulmen.
Şehrin etkili ailesi, yıkılmış mahallelerden ve haksız yere alınan araziden resmen sorumlu tutulur.
Temuru’l-mahkemetu bi-tavîdi’l-âilâti’l-mutedarrirati ve iâdeti binâi badi’l-mebâni’t-târîhiyyeti.
Mahkeme etkilenen aileler için tazminata ve bazı tarihi binaların yeniden inşasına hükmeder.
İndemâ tesmeu’l-habera, tumsiku Elîfu bi-yedi ebîhâ bi-ihkâmin.
Haberi duyduğunda Elif babasının elini sıkıca tutar.
İntehe’l-emru, tehmisu.
Bitti, diye fısıldar.
İntehâ ahîran.
Sonunda bitti.
Yebtesimu Munîrun, ve’d-dumûu tetecemmau fî ayneyhi.
Münir gülümser, gözlerinde yaşlar birikir.
Lâ, yekûlu bi-but’in.
Hayır, der yavaşça.
İnnehû yebdeu’l-âne fakat.
Daha yeni başlıyor.
Yukarriru meclisu’l-medîneti termîme burci’s-sâati.
Belediye meclisi saat kulesini restore etmeye karar verir.
Bade eşhurin mine’l-ameli, yuâdu’ftitâhu’l-burci.
Aylar süren çalışmadan sonra kule yeniden açılır.
Hâzihi’l-merrate, leyse sirran muğlakan, bel methafun meftûhun li’l-cemîi.
Bu kez kilitli bir sır değil, herkese açık bir müzedir.
Fî yevmi’l-iftitâhi, tectemiu’l-medînetu kulluhâ.
Açılış günü bütün şehir toplanır.
El-etfâlu ve kibâru’s-sinni ve’l-cîrânu; el-cemîu hunâke.
Çocuklar, yaşlılar, komşular; herkes oradadır.
Takifu Büşrâ ve Lînâ ve Nâilun ve Nîlun fî mukaddimeti’l-haşdi temâmen.
Büşra, Lena, Nail ve Nil kalabalığın en önünde durur.
Yulkî Ahmed Bey kelimeten kasîreten inde medhali’l-burci.
Ahmet Bey kulenin girişinde kısa bir konuşma yapar.
Hâze’l-burcu, yekûlu, hamele sirran tavâle erbaîne âmen.
Bu kule, der, kırk yıl boyunca bir sır taşıdı.
Emme’l-âne, fe-yahmilu tezkîran.
Şimdi ise bir hatırlatma taşır.
El-hakîkatu, mehmâ uhkime ihfâuhâ, tazharu âcilen em âcilen.
Gerçek, ne kadar iyi saklanırsa saklansın, er ya da geç ortaya çıkar.
Takifu Elîfu bi-cânibi ebîhâ, ve hiye tahmilu lâfiteten cedîdeten se-tuallaku inde’l-medhali.
Elif girişe asılacak yeni bir tabelayı tutarak babasının yanında durur.
Kutibe aleyhâ: Burcu’s-samti, nûru’l-hakîkati’l-âne.
Üzerinde şöyle yazar: Sessizlik Kulesi, Artık Gerçeğin Işığı.
Tasılu Munâ min beyni’l-haşdi, ve hiye tahmilu bâkaten mine’z-zuhûri.
Muna kalabalığın arasından, bir çiçek buketi taşıyarak gelir.
Lekadi’stahkakti hâzâ, tekûlu, ve hiye tusellimu’z-zuhûra ilâ Elîfe.
Bunu hak ettin, der, çiçekleri Elif'e vererek.
Yusavviru Keremun el-hadese li-sahîfetihî.
Kerem gazetesi için etkinliği fotoğraflar.
Lâkinnehû hâzihi’l-merrate lâ yutâridu haberen.
Ama bu kez bir haberin peşinde koşmamaktadır.
İnnehû yurîdu fakat en yeltekıta lahzaten.
Sadece bir anı yakalamak ister.
Tenzuru Büşrâ ile’l-burci, summe teltefitu ilâ asdikâihâ.
Büşra kuleye bakar, sonra arkadaşlarına döner.
Hel tetezekkerûne, tekûlu, keyfe bedee kullu hâzâ bi-risâletin vâhidetin?
Hatırlıyor musunuz, der, bütün bunlar tek bir mesajla nasıl başladı?
Enti vahdeki testetîîne ruyete hâzâ, tukarriru Lînâ ve hiye tebtesimu.
Bunu sadece sen görebilirsin, diye tekrar eder Lena gülümseyerek.
Lâkinne’l-âne yestetîu’l-cemîu ruyetehû.
Ama şimdi herkes görebilir.
Yûmiu Nâilun bi-resihî.
Nail başını sallar.
Ahyânen, yekûlu, yumkinu li-sirrin ursile ilâ şahsin vâhidin en yuğayyira medîneten bi-ekmelihâ.
Bazen, der, bir kişiye gönderilen bir sır bütün bir şehri değiştirebilir.
Terfau Nîlun kâmîratehâ ve teltekıtu sûreten ahîreten.
Nil kamerasını kaldırır ve son bir fotoğraf çeker.
El-burcu yelmeu fî davi’ş-şemsi, muhâtan bi-vucûhin mubtesimetin.
Kule güneş ışığında parlamaktadır, gülümseyen yüzlerle çevrilidir.
Mea hulûli’l-mesâi, yudîu’n-nûru fî kımmeti’l-burci merraten uhrâ.
Akşam çökerken kulenin tepesindeki ışık yeniden yanar.
Lâkin hâzihi’l-merrate, leyse bi-sebebi’l-havfi.
Ama bu kez korkudan değil.
Bel ihtifâlen.
Kutlamadan.
Yuşâhidu’n-nâsu fi’l-esfeli ve yusaffikûne.
Aşağıdaki insanlar izler ve alkışlar.
Tenzuru Büşrâ ilâ hâtifihâ, ve hiye tetezekkeru tilke’s-sûrate’l-ûlâ.
Büşra o ilk fotoğrafı hatırlayarak telefonuna bakar.
Tebtesimu.
Gülümser.
Ahyânen tentaziru ahleku’l-esrâri bi-sabrin, li-tunîra estaa’l-hakâikı.
Bazen en karanlık sırlar, en parlak gerçekleri aydınlatmak için sabırla bekler.
En-nihâyetu.
Son.