Görev: Hikâyeyi oku, kelimelere tıkla ve anlamlarını öğren. Cümle oku düğmesi okunuşu ve Türkçeyi açarak Arapça seslendirir.
Okunuş: Men ersele'r-risâlete?Türkçesi: Mesajı kim gönderdi?
Okunuş: Limâzâ edâe'l-burcu fî tilke'l-leylei?Türkçesi: Kule o gece neden ışık yaktı?
Okunuş: Ve mâzâ ta’nî ibâratu “enti vahdeki testetîîne en terey hâzâ”?Türkçesi: Ve “Bunu sadece sen görebilirsin” sözü ne anlama geliyor?
Okunuş: Bi-mucerredi en karaet Lînâ er-risâlete, lem tettasil, bel erselet redden serîan ve vâdıhan.Türkçesi: Lena mesajı okur okumaz aramadı; hızlı ve açık bir cevap yazdı.
Okunuş: Kânet Lînâ dâimen hâkezâ; lâ tatrahu es’ileten, bel te’tî fakat.Türkçesi: Lena her zaman böyleydi; soru sormaz, yalnızca gelirdi.
Okunuş: Kâneti'l-hadîkatu hâliyeten fî hâze'l-vakti'l-mubekkiri mine's-sabâhi.Türkçesi: Park sabahın bu kadar erken saatinde ıssızdı.
Okunuş: Mâleti'l-fetâtâni fevka'l-hâtifi, ve kebberetâ's-sûrate merraten ba’de merratin, keenne'n-nazara ileyhâ tavîlen kad yufessiruhâ.Türkçesi: İki kız telefonun üzerine eğildi ve fotoğrafı tekrar tekrar büyüttü; sanki uzun süre bakmak onu açıklayabilirmiş gibi.
Okunuş: Hel hâzâ hakîkiyyun?Türkçesi: Bu gerçek mi?
Okunuş: Lâkinne'r-rakama ğayru mahfûzin fî eyyi mekânin.Türkçesi: Fakat numara hiçbir yerde kayıtlı değildi.
Okunuş: Dûne en tekûle kelimeten uhrâ, ahracet Lînâ hâtifehâ vetteesalet bi-Nâilin.Türkçesi: Lena başka bir söz söylemeden telefonunu çıkardı ve Nail’i aradı.
Okunuş: Redde Nâilun ba’de'r-ranneti'l-hâmiseti, ve kâne savtuhû lâ yezâlu sekîlen mine'n-nevmi, hattâ ree's-sûrate.Türkçesi: Nail beşinci çalıştan sonra telefonu açtı; fotoğrafı görene kadar sesi hâlâ uykudan ağırdı.
Okunuş: Hasenen, ene kâdimun, kâle, summe ağlaka'l-hâtife dûne en yes’ele hattâ ani'l-mekâni.Türkçesi: “Tamam, geliyorum,” dedi ve neresi olduğunu bile sormadan telefonu kapattı.
Okunuş: İnnehû ya’rifu min kablu.Türkçesi: O zaten biliyordu.
Okunuş: Kâne reddu Nîlin, indemâ ketebet lehâ Lînâ, satran vâhiden.Türkçesi: Lena ona yazdığında Nil’in cevabı tek satırdı.
Okunuş: Bi-hulûli vakti ictimâi'l-ferîki kullihî, lâhazat Büşrâ şey’en ğarîben.Türkçesi: Bütün ekip toplandığında Büşra garip bir şey fark etti.
Okunuş: Lem yadhak ehadun ale'l-emri ve yetecâvezhu.Türkçesi: Hiç kimse bu duruma gülüp geçmedi.
Okunuş: Ve lem yekul ehadun innehû mucerradu mizhatin.Türkçesi: Hiç kimse bunun yalnızca bir şaka olduğunu söylemedi.
Okunuş: Câû bi-basâtatin ve hudûin, dûne en yes’elû an şey’in.Türkçesi: Sadece sessizce geldiler ve hiçbir şeyi sorgulamadılar.
Okunuş: Kâne yenbeğî en yekûne zâlike mutmeinnen.Türkçesi: Bunun rahatlatıcı olması gerekirdi.
Okunuş: Lâkinnehû, ale'l-aksi, cealehâ kalikaten kalîlen.Türkçesi: Ama tam tersine bu, onu biraz huzursuz etti.
Okunuş: Beynemâ kâne Nâilun yefhasu's-sûrate bi-dikkatin ekbera, ikterahat Lînâ en yettesilû bi's-seyyidi Ahmede, emîni'l-mektebeti ellezî yebdû ennehû ya’rifu an târîhi'l-medîneti eksera min eyyi şahsin âhara alâ kaydi'l-hayâti.Türkçesi: Nail fotoğrafı daha dikkatli incelerken Lena, şehir tarihini yaşayan herkesten daha iyi biliyor görünen kütüphaneci Ahmet Bey’i aramayı önerdi.
Okunuş: Kâlet Büşrâ: Mine'l-mubekkiri cidden en nettesile bihî.Türkçesi: Büşra, “Onu aramak için çok erken,” dedi.
Okunuş: Ecâbet Nîlun: İnnehû yesteykizu mubekkiren dâimen alâ eyyi hâlin.Türkçesi: Nil, “Zaten her zaman erken uyanır,” diye cevap verdi.
Okunuş: Heyyâ binâ nezheb fakat.Türkçesi: Hadi doğrudan gidelim.
Okunuş: Lem tuftahi'l-mektebetu ba’du, lâkinne's-seyyide Ahmede kâne fi'd-dâhili bi'l-fi’li, yetenekkelu beyne'r-rufûfi kemâ yef’alu kulle sabâhin.Türkçesi: Kütüphane henüz açılmamıştı; ama Ahmet Bey içerideydi ve her sabah yaptığı gibi rafların arasında dolaşıyordu.
Okunuş: Fetehahû bi-ta’bîrihi'l-hâdii'l-mu’tâdi, keenne vucûde zuvvârin fî hâze'l-vakti emrun âdiyyun.Türkçesi: Kapıyı her zamanki sakin ifadesiyle açtı; sanki bu saatte ziyaretçi gelmesi olağanmış gibi.
Okunuş: Fî hâze'l-vakti'l-mubekkiri?Türkçesi: Bu kadar erken mi?
Okunuş: Meddet Büşrâ hâtifehâ nahvehû.Türkçesi: Büşra telefonunu ona doğru uzattı.
Okunuş: Nazara's-seyyidu Ahmedu ile's-sûrati vakten tavîlen, ve dâkat aynâhu kalîlen.Türkçesi: Ahmet Bey fotoğrafa uzun süre baktı; gözleri hafifçe kısıldı.